Reklamı Kapat

Anlamanın yerini öfkelenmek mi alıyor

Öfkenin kökeni nedir? Öbkele kelimesinden evrilerek bugüne geldiğini söyleyenlere inanmak gerekiyor önce. Öfke sözcüğünün ses çağrışımında bir “öf”leme olduğundan yola çıkarak durumu en iyi yansıtan sözcük olduğunu da söylemek mümkün.

Kökeni insanın yüz yüze geleceği tehlikelere karşı geliştirdiği bir savunma biçimi diyebiliriz pekâlâ. Olmaması hali olup biteni normal karşılamak gibi bir sessiz mesajı karşıya anında ulaştırır. Tabii bu mesajın neticesinde sövene dilsiz, dövene elsiz bir varlık olduğunuz kanaati iyiden iyiye oturmuş olur. Aslında insana ihtiyacı kadar öfke gereklidir. Zararlı olan fazlasıdır öfkenin. Zira insan öfke kontrolü yapmayı bilmiyorsa meskûn mahalde son gaz giden araba gibi kime ve nereye toslayacağı hiç belli olmaz.

Öfkesini kontrol edemeyen insan dünyanın en aciz ve en zayıf insanıdır, lakin bunun farkında değildir. Aşırı öfkeli bir insanı tesirsiz hale getirmenin yolu olabildiğince sakin ve de relaks olmaktır. Bu sakinlik ve rahatlık karşınızda burnundan soluyan insanı belki iyice çileden çıkaracaktır, fakat içten içe de ne kadar komik ve acınası hale geldiğini de anlamakta gecikmeyecektir.

Öfke kıvamında olduğu zaman adaleti sağlamaya, hakkı ve haklıyı korumaya, canını, malını, namusunu muhafaza etmeye katkı sağlar. Hz. Ömer’in Müslüman olmadan önceki öfkesi ile Müslüman olduktan sonraki öfkesinin mecra değiştirmesi gibi.

Öfke üzerine geçtiğimiz aylarda saha araştırması yapan Üsküdar Üniversitesi çok önemli sonuçlara ulaşmıştı. Mesela Türkiye’nin öfke haritasında en öfkeli bölge olarak bu araştırmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi görülürken, en sakin bölgeler Trakya ve Orta Karadeniz, özellikle Sinop, Kastamonu ve Çankırı şehirlerinin öfke dozajı en düşük olduğu sonucuna ulaşılmış.

İklimlerin, coğrafi özelliklerin elbette yaşayanlar üzerinde farklı birtakım etkileri vardır. Fakat sosyolojik koşulların da önemli bir amil olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Sadece kişisel psikoloji değil aynı zamanda toplumsal psikolojiyi de hesaba katmak gerekiyor. Toplumsal öfkenin dizginlenmesi için şahsiyet eğitimi büyük önem taşıyor. Kişiliği ve karakteri oturmuş insanlar kışkırtmalara ve provokasyonlara kolay kolay gelmezler. Daha sağduyulu, akılcı ve de meseleleri anlamaya yönelik hareket ederler.

Öfke aklın geçici süre askıya alınması neticesi insanın ölçüp biçme kabiliyetini elinden alır. Feveran ile içinde kükreyen hayvanı bir şekilde teskin etmek ister. Maksadı ve haddi aşan öfke insani değil hayvani özelliğe sahiptir. Kişi abartılı hiddetinde ertelenmiş bir şiddeti taşır. Belli bir noktadan sonra her ne kadar bir yerlerde birisini ya da bir şeyleri kırıp döküp zarar vermiyor bile olsa, hiddetin orantısızlığı şiddetin doğuracağı zararla eşitlenir hale gelir.

Peki, insan niçin öfkelenir? Yapacağı başka bir şey olmadığından belki de. Öfkenin yerine başka bir şeyi yerleştirmiş olabilse insan o kendisinin bile az sonra yadırgayacağı şiddet potansiyeli taşıyan refleksleri sergilemeye kalkmazdı. Üzerine çok gelindiği kanaati taşıyan insan öfkelenir. Çünkü o kadar çok kişinin çok kere kendisine yüklenmesi karşısında onlara haklılığını anlatabilecek bir enstrüman bulamamış ya da savunma mekanizması geliştirememiştir. Çeneler kasılır, gözler yuvalarından kaymaya hazırlanır, el parmakları birbirine kenetlenerek yumruk haline gelirler ve insanın kimyası bir anda değişerek kanatlanmayı bekler. Bu kanatlanma sanılan şey aslında yönünü tayin ve tespit edemediği dört bir yana gelişigüzel savrulmaktan başka bir şey değildir. Mevcudiyetinin katılaşmış şekli olan vücudunu ağır bir silah haline dönüştürerek öfke beslediği kişinin bakışları önüne yığınak yapar.

Öfke kendisine bir bedende yer bulursa tüm bünyeyi ele geçirir. Artık öfkelenen kişi ne öfkelenenden önceki kişidir ne de öfkesi geçtikten sonraki kişi. Kısa süreliğine de olsa hesapları ele geçirilmiş, şifresi kırılmış bir insanın halini andırır. Profildeki adamla hiç ilgisi yok gibidir. Bir de her şeye öfkelenen insanlar vardır ki öfke bile bu insanlarda anlamını kaybetmiş, kendinden geçmiştir. İçlerindeki sessiz kavgayı büyütenler illaki bu kavgayı dışarıya taşıyacaklardır.

Ne yazıktır ki o insanı hayatında anlamanın yerini öfkelenmek almıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?