Ya Amerika Karadeniz’e çıkarsa…

Geçen gün sosyal medyada Yeni Şafak’ın bir arşiv haberine rastladım. 30 Haziran 2006 tarihli haberi gazete Anadolu Ajansı’ndan almış. Haber, “ABD’nin Karadeniz’e çıkma ısrarı sürüyor” başlığıyla verilmiş. Haberin içeriğinde ise dönemin Amerika Büyükelçisi Ross Wilson’ın, “NATO, Avrupa Atlantik Bölgesi’nde temel güvenlik sağlayıcı taraf olmaya devam edecektir. Bu bölgede Karadeniz de vardır” açıklamasına yer veriliyor. Wilson’ın bu açıklamaları yaptığı toplantı, Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü JINSA ile yakın işbirliği içinde olduğu iddia edilen, ANAP döneminde kurulan, daha sonra oradan da ayrılan Arı Hareketi tarafından düzenlenmiş. Toplantının diğer bileşenleri ise Marshall Fonu NATO Kamu Diplomasisi Bölümü ve Friedrich Naumann Vakfı imiş. Wilson bu toplantıda amaçlarının, “Karadeniz’de daimi donanma varlığı oluşturmak”, “bölgede dost ve müttefikleriyle bir arada çalışmak, onların istediği çerçeveler kapsamında işbirliği ve güvenliğe destek vermek” olduğunu söylemiş.

Yukarıdaki bilgileri Yeni Şafak’ın 14 Aralık tarihli “Montrö Lobisi Rahatsız” manşetli haberini hatırlatmak ve 2006 tarihinde verdikleri haberle arasındaki çelişkiyi öne çıkarmak için söylemedim. Ancak bu hatırlatmadan maksadım, Wilson’un açıkça ifade ettiği ABD hedefinin, Kanal İstanbul tartışmalarında neye denk düştüğünü veya düşebileceğini anlamaya çalışma çabasıdır. Çünkü Amerika’nın Karadeniz’e çıkma sevdasının komplo teorisi olarak lanse edilmesi, farkında olmadan bir şeyleri karartmaya hizmet edebilir.

Diğer taraftan yine geçtiğimiz ay eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın bir açıklaması gündeme düştü. Kıyat, şu anda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olan James Jeffrey’in, 10 yıl önce, 2009 yılında Türkiye Büyükelçisi iken kendisine Montrö’yü delme teklifinde bulunduğunu açıkladı. Kıyat, “Beni ziyaret edip sözleşmeyi delme fikrini anlattı. Karşı çıktım. İtiraz eden askerler kumpas mağduru oldu” dedi. Ayrıca Jeffrey’in, “Siz Kuzey Deniz Saha Komutanı idiniz, Karadeniz ve boğazlardan sorumluydunuz, Türk ve ABD donanmaları, Karadeniz’de çok iyi şeyler yapabilir” dediğini aktardı.

Bütün bunları neden ifade ettim? Irak’ın bugün fiilen üçe bölünme sürecini başlatan Amerika ilk adımı 1991 Birinci Körfez Savaşı’nda atmıştı. Sonra 2003’teki fiili işgalle beraber bugün bu bölünmeyi sağlamaya çalışıyor. Suriye’yi “Afganistanlaştırma” projesi için ise hâlâ çalışmaya devam ediyor. ABD bu bölgedeki varlığını “istikrarsızlık” üzerine kuruyor, kurguluyor. Kargaşa ortamının kendi varlığını sorgulatmayacağını biliyor. Adım adım hem Türkiye’yi kuşatmaya, hem de Rusya ve Çin etkisine karşı bölgede tamamen kalıcı olmaya çalışıyor. Amerika, Akdeniz’de kendi enerji şirketleriyle varlığını korurken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a her türlü lojistik ve siyasi desteği bu yolla vermeye devam ediyor. Bunun yanında Amerika’nın bir de Karadeniz’e çıkmak için neden bu kadar ısrarcı olduğunu anlamaya çalışırsak ve iç siyasi rekabetlerden bağımsız olarak gündemdeki tartışmalara bu açılardan da bakabilirsek fotoğrafın bütününü belki o zaman idrak etmiş oluruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?