Reklamı Kapat

Şu dünya kimlere kalmış

İnsan, Trump’ı anlamakta güçlük çekiyor. Çünkü bulunduğu makam ile davranışları ve açıklamaları hiç uyuşmuyor. Eskinin mahalle kabadayılarına benzer tavırlar sergiliyor. Onlar da karşılarında kendilerine benzer birisi çıkana kadar dediğim dedik, çaldığım düdük misali bağırır, çağırırlardı. Ancak, başkanlık koltuğunda oturan bir kimsenin mahalle kabadayısı tavırları sergilemesinin devlet adamlığı ile hiç uyuşmadığını ve bu yüzdende, “Dünya kimlere kalmış” başlığını atmak zorunda kaldığımı belirtmek istiyorum. Trump’ın bu tavrını İran Enformasyon ve Telekomünikasyon Bakanı, “Takım elbiseli terörist olarak” nitelendirmiş. Bu nitelendirmeyi, “Takım elbiseli ve kravatlı terörist” olarak ifade etmek de sanıyorum yanlış olmaz.

Benim dünya kimlere kalmış şaşkınlığım ya da İran Enformasyon Bakanı’nın, “Takım elbiseli terörist” nitelendirmesi kendiliğinden ortaya çıkmadı. Çünkü Trump işbaşına geldiği günden bu yana öylesine tavırlar sergiledi ki, sanırsınız dünyaya tek hâkim, hiçbir kaide kural tanımaz, bunun da ötesinde kuralları kendisi koyup kendisi uygulayan bir yönetici tavrı sergiliyor. Bunun yanında bir de attığı her adımın bir boyutunda para ve çıkarı gündeme getiriyor. Yani, işlenen cinayetler, atılan füzelerin sebep olduğu tahribat Trump için hiç önemli değil. Önemli olan atılan adımlardan ABD’nin maddi olarak ne kazandığı. Yani, Tramp’ın hareketlerini belirleyen birinci husus para.

Bu arada İran’ın ABD hedeflerine yönelik saldırıları söz konusu olursa önceden 52 hedefi vuracaklarını ilan ediyor ve ekliyor: “Bu hedeflerin bazılarının İran ve İran kültürü için önemli olmak üzere 52 hedef belirlemiş bulunmaktayız.” Bu da gösteriyor ki, Trump için uluslararası hiçbir kural geçerli değil. Trump’ın bu açıklamasına İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, “Kültürel alanları hedef almak savaş suçudur” karşılığını veriyor. Ama bu cevabın Trump’a etki etmesi mümkün değil. Çünkü kendilerini dokunulmaz gören, tek hesaplarının çıkar olduğu bir ülkenin yöneticisine yapacağı işin savaş suçu olduğunu hatırlatmanın da bir anlamı olmadığı ortada.

Bu noktada kültürel hedeflerden maksadın ne olduğu sorusu akla geliyor. Eğer bu kültürel hedeflerden maksat bazı dini mekânlar ise o zaman dinler arası bir çatışma çıkacak demektir. Gerçi Batıllar için bu Haçlı zihniyeti yeni ve bilinmeyen bir husus değil ama yüzyıllar öncesinde kalmış gibi bir görüntü vardı. Belli ki bu görüntü gerçek değilmiş. Bu köşede sıkça dile getirdiğimiz Haçlı zihniyeti ve Haçlı-Siyonist işbirliği yüzyıllardan bu yana geçerliliğini koruduğu görülüyor. İslam dünyasının böyle bir anlayışı olmadığı için şimdiye kadar Hıristiyanlarla bir çatışma gündeme geldiğinde dinler arası bir savaş olarak nitelendirilmemişti. Ancak, görünen o ki, şimdiye kadar bu anlayış dile getirilmemiş olsa da özellikle büyük İsrail hedefine ulaşması için İsrail’in korunması söz konusu olduğunda belli ki Siyonistler Hıristiyan dünyasında yönetim bazında bilinenden daha etkililer. Kendi geleceklerini teminat altına alabilmek için dünyayı bir dinler arası savaşa sürüklemekten hiç çekinmeyecekler. Görünen bu.

O zaman Haçlı-Siyonist ittifakına karşı İslam dünyasının birlik oluşturması bir mecburiyet. Aksi halde İslam ülkelerine yönelik saldırılar devam edip gidecek. Bunun için söz konusu ittifak bahane bulmakta güçlük çekmiyor. Buldukları bahanenin gerekçesi olup olmaması da önemli değil. Kendilerini kurt yerine koymuş eşkıyalar kuzuyu yemeyi kafaya koymuşlar. Bunun için İslam dünyasının ortak hareketi onların aklını başına getirebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?