Endülüs düşmeden önce

Emevi hilafeti döneminde Müslümanlar, Hicri 92 yılında (m. 711) Kuzey Afrika’dan “İ’iâyı Kelimetullah” davası uğruna bugünkü İspanya topraklarına geçip burada büyük bir devlet ve medeniyet kurdular. Adı Endülüs olan bu İslam devletinin sınırları bugünkü İspanya’nın ve Portekiz’in tamamı ile Fransa’nın güney bölgesini kapsamaktaydı.

İbn-i Arabi, İbn-i Rüşd, İbn-i Hazm, İbn Firnas, İmam Kurtubi gibi âlim ve zahidler bu coğrafyada yetişti. Müslümanların ulaştığı en ileri medeniyet burada kuruldu.  Burada İslam’ın hâkimiyeti çeşitli bölgelere göre değişmekle birlikte yaklaşık 800 yıl sürdü.

Yaklaşık üç yüzyıllık fetih ve zaferlerle dolu huzurlu bir dönemden sonra Endülüs’te Müslümanlar arasında birlik bozuldu, şehirler hatta kasabalarda onlarca beylik kuruldu. “Mülükü’t-Tavaif” denilen bir dönem başladı. Bu dönemde Müslümanlar enerjilerini kendi içlerinde üstünlük sağlamak için tüketirken dışarıda haçlı sürüleri bir araya geliyor, papalığın da desteğiyle Endülüs’ten Müslümanları tümüyle sürüp çıkarmanın planları yapılıyordu. Nihayet, 1085 yılında Kastilya Kralı VI. Alfonso Endülüs’ün Kurtuba’dan sonra ikinci büyük şehri olan Tuleytula’yı işgal etti. Bu işgal o döneme kadar Hıristiyanların Müslümanlara indirdiği en ağır darbeydi. Fakat bu bile Müslümanları uyandıramadı. Alfonso daha sonra ilerlemesini sürdürdü ve birçok şehir ve kasabayla birlikte önemli bir merkez olan İşbiliye’yi de aldı.

Endülüs’ün başına gelen belaların sebebine kendisi de Endülüslü olan meşhur İslam fakihi İbni Hazm şöyle işaret ediyor:

“Allah’a yemin ederim ki, şayet onlar Hıristiyanlara tabi olduklarında işlerinin daha düzgün gideceğini bilselerdi hiç zaman kaybetmeden onlara tabi olurlardı. Onların Hıristiyanlarla işbirliği yaptıklarını ve Müslümanlarla savaştıklarını görüyoruz. Allah Teâlâ onların hepsine lanet etmiş ve başlarına kılıçları musallat etmiştir.” (Abdurrahman el-Hicri, Tarihu Endülüs, 325 A. M. Sallabi, Murabıtlar Devleti, 287)

Alfonso’nun ilerleyişi bir türlü durdurulamayınca Kurtuba’da âlimler bir araya geldiler ve o dönem Kuzey Afrika’da kurulup genişleyen Muvahhidler Devleti’nden yardım istenmesine karar verdiler. Endülüs Müslümanları adına Abbâdî Emîri Mu‘temid Alellah, Murâbıtlar hükümdarı Yûsuf b. Tâşfîn’i Endülüs’e davet eden bir mektup yazdı. Ama oğlu Murabıtların buraya gelmelerini, gelecekte kendi emirliği için tehlikeli gördüğü için buna karşı çıktı. Bunun üzerine Emir Mu‘temid Alellah oğluna şu cevabı verdi:

“Oğlum! Endülüs’ü Hıristiyanlara teslim etmem. Böyle bir şey yaparsam minberlerden bana lanet yağar. Topraklarımda deve görmek, benim için domuz görmekten daha iyidir.”

Emir’in oğlu bu düşüncede tek değildi. Nitekim Malika bölgesi emiri Abdullah b. Sekut, Murabıtları Hıristiyanlardan daha tehlikeli görüyor ve onlardan yardım istenmesine şiddetle karşı çıkıyordu.

Nihayet Endülüs Müslümanlarının yardım istekleri Yûsuf b. Tâşfîn’e ulaştı. Yûsuf b. Tâşfîn derhal Endülüs’e yardım etme kararı aldı ve kendisi gitmeden şu mektubu gönderdi: “Ben İslam’ın zafer kazanması için görevlendirilmiş bir kişiyim. Bu sorumluluk benden başka kimsenin değildir. Endülüs’te Müslüman kardeşlerimi korumak benim görevimdir.”

Yûsuf b. Tâşfîn, bizzat kendisi Tuleytula’nın zaptından bir yıl sonra büyük bir orduyla Endülüs’e geçti. Kendisi bu esnada 79 yaşındaydı. Haçlı ordusu başındaki VI. Alfonso’yu Zellâka Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrattı (1086).

Bu zaferle güneye doğru gelişen Hıristiyan yayılması bir süre için durdurulmuş oldu. Yûsuf b. Tâşfîn, Endülüslü emirlere düşman karşısında birleşmelerini tavsiye ederek Mağrib’e geri döndü. Fakat mülûkü’t-tavâifin tekrar birbirleriyle mücadeleye girdiler ve bunun üzerine Hıristiyanlar hücumlarını yeniden başladı.

Hıristiyanların tazyiklerinin artması üzerine Yûsuf b. Tâşfîn ikinci defa Endülüs’e geçti ve emirlikleri kaldırarak burayı Murâbıtlar Devleti’ne bağlı bir vilâyet haline getirdi. Bu müdahalenin ardından Müslümanların Endülüs’te daha 400 yıl kalmalarına vesile oldu.

Ama sebepler değişmedikçe sonuç değişmez.

Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.

“Bir millet, özlerindeki (güzel hal ve ahlâkı) değiştirip bozuncaya kadar Allah şüphesiz ki onun (halini) değiştirip bozmaz. Allah bir milletin de fenalığını (azabını) diledi mi artık onun önüne geçilmez.” (Ra’d, 11)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Nihat - günümüzü aydınlatan tarihi bir kesiti hatırımıza getiren güzel bir yazı elinize sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 06 Ocak 11:24


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?