Reklamı Kapat

Ankanın uyanışı-III

ABD ve Batı dünyasının dünyayı şekillendirme çalışmaları geçmişle benzerlik taşımakta mıdır?

Dünyada, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan devletlerin sınırları 1990’lı yıllardan itibaren değişmeye devam etmektedir. Bu değişim ve dönüşüm henüz bitmemiştir. Bu dinamik sürecin sonucunda ülkelerin sınırlarının yeniden belirlenmesi ve yönetim biçimlerinin oluşturulmasıyla doğu ve batı ittifaklarının yapısı değişmiştir.

Parçalanarak veya demokratikleşme adı altında oluşturulan yeni devletler, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Estonya, Letonya, Litvanya, Moldova, Karadağ, Makedonya, Ukrayna olarak sayılabilir. Bu ülkelerin yeni ülkeler olduğunu ve batı bloğunda yer almaya başladıklarını biliyoruz. Bu devletler baktığımızda Avrupa’da belli güçlerin değişim planlarının yürürlükte olduğunu ve bunun devam ettirildiğini görüyoruz.

Avrupa’daki dönüşüme benzer süreç Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında devam etmektedir. Hedef ülkeler, Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin, Irak, İran, İsrail, Katar, Kuveyt, Komor Adaları, Lübnan, Libya, Mısır, Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün ve Yemen olarak sayılabilir. Ülkelerin bir kısmında dönüşüm ve yeniden yapılanma dönemi yaşanmaktadır. Libya, Mısır, Fas, Tunus gibi ülkelerde yaşananları düşündüğünüzde gerek dönüşüm gerekse kullanılan savaş tekniklerini fark edeceksiniz.

Avrupa’da yaşanan ve BOP kapsamında yaşanan süreçleri planlayan ve uygulamaya koyan ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir.

ABD Suriye’de kalıcı mıdır? Amacı nedir?

ABD son raporda tavsiye edildiği ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey 29 Kasım’da yaptığı açıklamada YPG’nin müttefikleri olduğunu ve onlarla beraber çalışmaya devam edeceğini belirtirken ülkemize karşı üstü örtülü ifadeler ile tehdit etmektedir. Bölgede üsler ve gözetleme kuleleri inşa etmektedir.

ABD’nin son yıllarda girdiği hiçbir ülkeden çıkmadığını ve küçük veya büyük üsler ile varlığını sürdürmeye devam ettiğini görmek gerekir. ABD’nin askerlerini tamamen çektiği tek ülkenin Vietnam olduğunu söyleyebiliriz. Buradan hareketle eğer Suriye’de Amerika’nın desteği ile YPG terör örgütü bir devlet yapısı oluşturursa ABD’nin bu bölgede kalıcı olarak üslerini oluşturacağını söyleyebiliriz.

ABD YPG’yi silah, teçhizat ve para, eğitim desteği ile ordu düzenine geçirmektedir, YPG’ye müdahalede geç kalınması durumunda kazandıkları gücün psikolojik etkisi ile Suriye merkezi yönetimi ile öncelikle özerklik, otonom veya federal bir yapı altında anlaşma yapabilme olasılığı vardır. Bu seçeneklerden bir tanesi YPG’ye gerekli zamanı kazandıracak ve zaman içinde tam bağımsız olmak için harekete geçebilecektir. YPG terör örgütünün zaman içinde tam bir ordu niteliğini alması ve ülkemize karşı destekle kullanılacak güce gelmeleri ihtimal dâhilindedir.

Sonuç:

Tüm tabloda yer alan Birinci Dünya Savaşı sebeplerine ve günümüzde yaşananlardaki benzerliklere baktığımızda, tüm dünyayı değil ancak ülkemizi ilgilendiren bir beka sorununun varlığı çok açık görülmektedir.

Tüm bunları ele aldığımızda Amerika’nın Türkiye ile ittifak konusunda oyalama taktiğiyle işbirliği yapmaması Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki dönemde yaptığı ittifak çalışmalarına benzerlik göstermektedir.

ABD eğer ülkemizin güçlü ve müdahalede kararlı olduğuna inanırsa YPG’yi feda etmekten çekinmeyecektir. Ülkemizi oyalamaya devam ettiği müddetçe YPG’yi büyütmeye ve amacına hizmet edecek hale getirmeyi hedefleyecektir. Bu, ülkemizin bütünlüğü için çok büyük bir risk olarak görünmektedir.

“Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.” (Sun Tzu)

ABD’nin YPG ile işbirliği sona ermesi için çalışılmalı olmuyorsa, her şartta YPG’ye askeri müdahale yapılmalıdır.

Ülkemizin ittifak ve işbirlikleri gözden geçirilmeli ve ülkemiz için her alanda farklı ülkelerle yeni yol haritaları oluşturulmaya başlanmalıdır.

Savunma sanayine verilen önem ve bütçe payları artırılmalıdır. Milli hava savunma sistemleri, uzun menzilli keskin nişancı silahları, füze ve zırh delici sistemlerin geliştirilmesine ayrı önem verilmelidir.

Ordumuzun, istihbarat örgütlerimizin personel, teçhizat, malzeme ve eğitim açısından güçlü olması için her türlü tedbir alınmalıdır.

Bilgi harbi ve siber harp konusunda ülkemizde kurumsal ve koordinasyonlu çalışan bir yapı oluşturmalıdır, ülkemizin gelecekte karşılaşacağı temel ve öncelikli riskin bilgi harbi olacağı öngörülmektedir.

Ülkemizin bulunduğu coğrafya tarih boyunca milletimizin savaşlarla yaşamasına neden olmuştur, Haçlı Seferleri’nden başlamak üzere Türk milleti yaşamak için savaşmak ve kan dökmek zorunda kalmıştır.

Önümüzdeki dönemde genç insanlarımızı kaybedeceğiz ancak geç kalırsak daha fazlasını kaybedebiliriz.

Yaşanan benzerlikler sanki tarih yeniden yaşanıyor mu diye düşündürüyor?

Saygılarımla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fikret Güzeller - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?