Reklamı Kapat

Huysuz

Bu kadar huysuz bir çağın içinde var olmak insanı bir şekilde huysuz, somurtkan yapıyor. Çağın birçok özelliği belki de bu huzursuzluğun kaynağını teşkil ediyor. Dolayısı ile içinde yaşayan insanlar da bir huysuzluk peyda oluyor. Hiçbir şeyi gerçek değerinde değerlendirebilecek ölçütten yoksun duruma düşmek, ölçüt kaybı insanı bu somurtkanlığa sürükleyen nedenlerin başında geliyor. Hızlı bir şekilde değişen zaman ve onun değer ölçütleri insanda tamamlanmamışlık, eksiklik ve ne kadar çabalarsa çabalasın yetişilemeyeceği düşüncesini ortaya çıkarıyor. Bu düşüncenin oluşturduğu sarsıntı ile insan bir çeşit huysuzluğun içerisine düşüyor. Ondan dolayı da çevresini ne kadar ışıldatırsa ışıldatsın, ne kadar renklendirirse renklendirsin tatmin eşiği hep uçlarda dolaşıyor. Haliyle vasatı yakalayamayan insanoğlu kendini bir türlü bulamıyor.

Herkesin ve her şeyin illa görünür olması gerektiği düşüncesi buradan neşet ediyor. Çünkü bu kadar pervasız bir biçimde her şey nasıl saçılıp dökülebilir? Tanınmak, bilinmek isteği artık bir tuş ötede karşılık buluyor. Bu isteğin yaşı, konumu, sınıfı ve ekonomisi yok. Fütursuzca bu amaç için heba edilen zaman ve enerji belli ki kimseye beklediği karşılığı vermiyor. Yöneticilerinden çobanlarına, âlimlerinden aksiyonerlerine, eşkıyasından zabitine varana kadar herkes kendini anlatmaya, göstermeye, tanıtımını yapmaya çalışıyor. Bunların hepsi bir ulaşım isteği ise kendileri bir ‘ürün’e, ürünün ulaştığı herkes bir çeşit müşteriye haliyle yapılan bu işlemde bir çeşit pazara ve pazarlamaya dönüşüyor. Gerçekte kananı olmayan bu çarkın içinden güzel şeyler çıkmıyor ve çıkan her şey anında kıymetini başka bir gönderiye kaptırıyor.

Kalıcılığı olmayan bir değer üretmeyen al-ver ilişkisi içerisinde ilerleyen bu sürecin en büyük kaybedenleri inançları, düşünceleri, bilgileri aktarma telaşında olanlar oluyor. Özellikle inançlar, düşünceler güçlü birer karşılık bulamazken, fiiliyattan çok yaygaraya ve kuru bir tarafgirliğin kısırlığına mahkûm oluyor. Bilgi ise emeksiz, zahmetsiz ve başıboş bir şekilde salındığından olsa gerek her zamankinden daha karışık daha çok geçerliliğini yitirmiş gözüküyor. Malumat ile zehirlenilen bir yerde bilgi de değerinden ödün veriyor. Onun da kıymeti, ölçütü bu döngünün içerisinde hesaplanıp tartılıyor. Zamana çok kıymet veriyor gibi görünse de insanlar aslında zamanın en çok kıymetsizleştirildiği bir aralıkta öğütülüp duruyorlar.

Bütün bir şekilde resme baktıkça; karşımızda görünen şey, huysuz/somurtkan ve huzursuz bir resim ortaya çıkıyor. Her şey kendinden başka bir şey olmaya doğru koşuyor. Bu kadar görüntünün içerisinde, bu kadar sesin içerisinde insan; nasıl sınırsızca uzanan gökyüzüne çevirebilir bakışını, nasıl bütün dış seslerden soyutlanıp içini duyabilir ki? Hakikat nasıl aranabilir, nasıl yaşanabilir ki? Bütün bunların dışında alışılmış yalandan, bir masaldan nasıl uyanılabilir? Herkesin en çok haklı olduğu yerde ve herkesin en çok haksızlığa maruz kaldığı bir yerde hak/hukuk nasıl aranabilir? Adalet nasıl tesis edilebilir? Bu huysuz zaman nasıl değiştirilebilir? Geçen zamanın hüznü, kaybı içeriye sızı olarak vurmadan ve her şey/herkes bu kadar dağılmışken; korkarım gelecek iyi gelmeyecek. Belli ki derlenip toparlanmak o kadar kolay olmayacak ama derlenip toparlanmaktan başka çare de yok. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?