Reklamı Kapat

Yassıadalılar ve yassı’lananlar

Bir internet sitesinde (Odatv.com) gördüğüm haberin ilk iki kelimesiydi takılıp kaldığım yer: “Mendereslerin avukatından çağrı”

Kasttettikleri, ünlendirdikleri, Demirel politikalarının eski artığı birinin ağzından, eski solcu hastalığı yeniden ateşlendiriliyordu.

“1961 Anayasası’na dönelim.”

Dönülür mü, dönülmez mi sorularına, olumlu yahut olumsuz bir cevap bulmaktan önce, o eski politikaların artığı kişinin resmini görenler, var sayalım ki başlıkta uydurulan “Mendereslerin avukatı” sıfatına inanmış olsunlar; şu kanaat gelmez mi akıllarına: 1961 Anayasa’sını bugün benimsediğini ve aradığını demeç olarak seslendiriyorsa, avukatı olduklarının idamına taraftarlığını kabul ediyordur.

1961 Anayasacılarından hiç biri bugün böyle demeç vermiyorken, Demirel’den arta kalan bir yaşlı politikacının bu arzusu, insanın aklına ihtilallere özlemini düşürür. 12 Mart, 1961 anayasası varken yapıldı. 12 Eylül, 28 Şubat 1961 Anayasası’ndan güç aldı.

İlk iki kelimeye dönelim biz; hukukçular isterlerse tartışsınlar oraları diyerek...

“Mendereslerin avukatı”

Yanlış sıfat, yanlış anlatım.

Masumiyetlerini karalayacak suç bulamayanların, kendi meşgale ve ihtisas sahalarından dondur, dolaktır; bebektir, köpektir örneklemeleriyle idama gönderdikleri Menderes, Zorlu ve Polatkan üzerinden şöhretlendirilen kişi sadece Polatkan’ın avukatlık vekaletini almıştı.

Rahmetli Aydın Menderes defaatle bu yanlış ünlendirmeye itiraz etmişti. Menderesler algısını daraltmak isteyenlerin bu hilelerini sezdiğinden...

Polatkan’ın avukatı olmuş da onu savunmuş mu? Kendi anlatımından okumuştum. Nasıl bir yiğit hukukçu olduğunu bir röportajında, şöyle söylüyordu.

“Dolmabahçe rıhtımına geldim. Yassıada’ya kaldırılan motorların iskelesi orasıydı. Yassıada’ya gidecektim. Görevli subay bekle, dedi. Ben bekledim. Neden sonra bir motor yanaştı. İçinden bizim esmer vatandaşlarımız indi. Görevli subay bana dönerek, senin artık gitmene gerek kalmadı. Zira sizinkilerin işi bitti, dedi.”

Müvekkilinin son gecesinde, son anında yanında olmayan ve onun idamını Dolmabahçe rıhtımında öğrenen bu hukukçunun adı Hüsamettin Cindoruk’tur.

Mendereslerin akıbetini bilen ve fakat teferruatı bilmeyen yeni nesiller haber sitesinin bu duyurusunu görünce, avukatları olmuş da ne olmuş? Olmasaydı ne olacaktı? Sorularını bir sorsalar, bu kadarcık ilgilerine sevineceğimiz günlere erdik.

İşte bu durumu iyi bilen “solcu”larımız, yanlış olduğunu bilmelerine rağmen “sağcı”ların bir eski artık politikacısını işte böyle pazarlarlar. Hem de aktif politika günlerinde niçin aklına gelmedi, sana kurdurdukları partilerin eylem planlarına neden yazmadın, sorularını akıllara düşürmeden.

Eski politikacının revaçta olduğu aktif politika günlerinden onu anlattığımız bir yazımızı bulduk “Yörünge’den Temaşa” sayfamızda. 4 Kasım 1991 tarihinde bakın nasıl anlatmışız.

“Milletin adam sandığı

Hüsamettin mantığı

Demirel’in baş yardımcısı ve baş yardakçısı Hüsamettinciğim Doruk buyurmuş ki:

- Refah’la koalisyon olmaz.

- HEP’in bulunduğu bir SHP ile koalisyon yapar mısınız? Sorusuna ise, en pişkin suratını takınarak cevaplamış.

- Bizim için fark etmez. Parlamento’ya gelenleri millet seçti!..

Ağzını her açışta, ustasının –Dün dündür, bugün bugündür– yüzsüzlüğünü çok iyi yansıtan Hüsamettinciğim Doruk’u da maalesef millet seçti diyor ve ona soruyoruz:

Refah Partilileri kim seçti? Ve Refah Partililer Parlamento’ya değil de senin evine mi geldiler?”

DAMADINDAN BELLİ OLUR BİR AKP’Lİ

Bir “Damat” kavgasıdır gidiyor!

Ülkemizin siyasi tarihine İnönü paralelinde girmiş “Damat” tartışmaları, hiç bu kadar yoğun gündem oluşturmamıştı. AKP neredeyse, “Damat”ların partisi ilan edilecek.

Basına en son yansıyan, bir futbol kulübünde yaşanan hoca gönderme operasyonunu en ünlü ve yetkili bir “Damat”ın yönetmesini konu etmeden, bir başka AKP ünlüsünün damadından başlayacağız anlatmak istediklerimize.

Bülent Arınç beyin damadını yazıyor özellikle AKP’nin katipleri. Hem de rahatsız etme, başa kakma havasında yazıyorlar.

Ellerin yani öteki AKP ünlülerinin damatları bakan filan olurken, senin damadın içeriden bakan olsun, diyorlar. Artık bildikleri ne ise... Zira birbirlerini iyi tanırlar.

Vatanı kurtarmak için yola çıkmış ve bu uğurda kurucusu olduğu partide çaycılık yapmayı dahi göze almasıyla ünlenirken, Meclis Başkanlığı yapan ve dört’ün biri olmakla sürekli övünen sayın Bülent Arınç’ın, “Damat”ını kurtarmaya çalışması, her ne kadar doğal bir hakkı ise de, altında yatan sebep, bugün FETÖ denilenin adını her duyduğunda gözyaşlarına hakim olamamasına pişmanlığı olsa gerek.

F.G.’yi en çok anlatan ve anlatırken ağlayan politikacılarımızın bir nolu sırasını işgal eden sayın Arınç’ın, “Damat” kurtarmak isterken içine çekildiği girdabı çok önceden görenler, o giderken üzülenlerdi. Bu çok yalın bir gerçektir.

“Milli Damat” sıfatı verilen İnönü damadının konu edildiği “Nef’i”vari hicive bugün onca “Damat”ımıza rağmen medyamızda erişilmemesini, isteyen muhalif yazarlığın katline, isteyen ücretli katipliklerin revaçta olmasına bağlasın.

“Akis” dergicisi Metin Toker’in İnönü’ne damat olması söz konusu olunca, bir yandaş gazetede şöyle bir haber yapılır:

“Türk basını şeref kazandı!”

İnönücü olmasına rağmen bir Şinasi Nahit Berker karşı durur bu karalamaya. Bilmem o da sonradan vaz geçirildi mi?

“Türk basınının şerefi Metin Toker’in bacak arasına mı bağlıdır?”

Ne, nereye bağlıdır bunu da bilmeyiz fakat, Korutürk’ün o kişiyi kontenjandan senatör yaparak TBMM’ye bağladığını acı da olsa hatırlarız.

“Damat” deyince ve Sayın Bülent Arınç’ın hallerine bakınca, yazdık bunları.

KANALIM MI?

“İstanbul’un havasına, suyuna, ormanlarına, toprağına, yeşiline, gölüne, denizine, ekolojik dengesine tamamen çevreyi ve doğayı koruma eksenli bir bakışla yaklaştık.”

İlgili Çevre Bakanı’nın Kanal’ı savunurken sarfettiği ve üzerinde çalışıldığı çok belli bir cümlesi de budur.

12 Eylül günlerinin “Memleketim” şarkısını çağrıştıran bu cümleye itirazımız elbette var.

İstanbul’un sayılan onca “şey”ine koruma eksenli bakışla yaklaşanlar, neden İstanbul’un kendisine yirmibeş yıldır dedikleri gibi yaklaşmadılar da “İhanet ettik” itirafına uzandılar?

Kanal, bir İstanbul kurtarma planı mıdır? Yoksa o sayılan “şey”ler yaklaşım olarak mı kalacaktır?

“Teknolojik gelişmeler sonucu gemi boyutlarının büyümesi, tehlikeli madde taşıyan gemi geçişlerinin artması..”

İlgili Çevre Bakanı’nın bir savunma cümlesi de bu. Yine itiraz ediyoruz.

Teknolojinin gemi geliştirmeler kısmının yükü, sıkıntısı neden bizi ilgilendiriyor? Teknolojik gemi geliştiricilerinin yarın kanalımızdan daha hacimli üretimlerde bulunmayacakları garantisi mi var. Onlar, öyle büyük gemilerini açık denizlere yönlendirsinler. Boğaz bizim boğazımızdır.

“Gemi sayısı azalsa bile, geminin hacmi, taşıdığı yük miktarı artmaktadır.”

Bu savunmaya da rahmetli Hoca’mız gibi itiraz ediyoruz!

Bize ne onların, gemilerinden, yüklerinden. Kendi “Boğaz”ımızı değil de onların boğazını mı düşünmeye ayarlanacağız?

“Bizim özümüzü, kültürel değerlerimizi yansıtacak, İstanbul’a gelen bir turistin bir günde orda vakit geçireceği alanlardan oluşacak, içinde üniversite, finans merkezleri, Ar-Ge merkezleri, sosyal donatılı ve yeşil alanlı 2 akıllı şehir…”

Bu savunma paragrafı ile ilgili Bakan, İstanbul’un kültürel değerlerimizi yansıtmasının yetersiz olduğunu yahut yok edildiğini mi söylemiş oluyor. Eminönü misali..

“İstanbul’a gelen turist” hizmeti de varmış Kanal planında. Antalya’ya gelen turist sayısı İçişleri Bakanı’nın övünücü olursa, Çevre Bakanı hariç mi tutacak kendini?

Üniversiteler, bankalar ve ne olduğu tanımsız sosyal donatılar ve İstanbulluların hani nerde diye soracaklarından emin oldukları yeşil alanlar.. Millet Bahçeleri neyinize yetmedi sayın ilgili Bakanım?

O kadar üniversitesi olan İstanbul, Kanal boyunda kurulacağı söylenen üniversitesiyle övünecek her halde. Fatih’ten kalanın hala neden sessiz olduğu akıllara bile gelmezken..

Kanal işleri işte böyle.

Biz de Kanalım.

HANİ 94 BELEDİYECİLİĞİNE DÖNECEKTİK

T. Özal günlerinden beri “sağcı”, iktidarların kalemşorluğunu yapan gazetecilerimizden sayın Mehmet Barlas, İstanbul’a ihanet üzerine kalem oynatmış, Kanal işlerini savunmaya durduğunda. (Sabah Gazetesi. Fatih’in bize emanet ettiği tarihe hiç ara vermeden ihanet etmiyor muyuz?)

Tarih bilincine sahip insanları suçlamasını tahammül edin bir okuyun isteriz.

“Onlar İstanbul’u daha önce ele geçirselerdi bu kente su sağlayan barajlar da yapılmazdı. Haliç temizlenmezdi de..”

İstanbul’a tarih boyunca nasıl su sağlandığının kalıntısı sayılan kemerlerin altından hiç geçmemiş olmalı. Ne bilsin Mimar Sinan’ın hayallerini gerçekleştirdiğini o su taşıma sistemleri ile.

Haliç’in temizlenmesi meselesi ise, neden kirletmiştiniz, sorusundan başlamalıdır. Haliç temizlendiğine göre, Kanal yapılabilir diye bir mantık olmaz.

Sayın Barlas başta olmak üzere, tüm Kanal savunucularından şu soruma cevap vermelerini isteme hakkımı kullanıyorum.Kendilerinden öncekilerde veya kendileri ile başlayan AKP tarihinde kim, ne zaman Kanal hayali kurdu? İstanbul’umuza dik binalarla ihanet ederken, ah bir de kanalımız olsa diye hangi yüksek bina müteahidi iç geçirdi?

AKP politikacıları hangi seçim tarihinde ve hangi meydanda İstanbul’a Kanal yapacağız propagandası yaparak oy aldılar?

Fatih’in gemileri karadan Haliç’e taşımasına, Kanal yapımını örnek diye veren sayın Barlas’a biz hiç bir şey demeyelim.Sözü ulaştırma Bakanı’na bırakalım.

“Kanal İstanabul Projesi ülkemiz ve İstanbullu vatandaşlarımız için büyük öneme sahiptir.”

Boğaz’ına sahip olmamakla anlatmak İstanbul’u, Bakanca böyledir herhalde.

“İstanbul Boğazı’ndan beklemeden geçmek isteyen gemi ve tankerler için alternatif oluşturacağız.”

“Yük taşıyan gemiler.. Ücreti karşılığında.. Bekleme nedeniyle oluşabilecek maddi yüklerden kurtulmuş olacaklar.”

Ulaştırma Bakanımızın gerekçeleri de bunlar. Bu gerekçelerden bir tanesini Milli Şef günlerinden beri basının ve siyasetin içinde olan sayın Mehmet Barlas, neden hiç hayal etmedi, aklına getirmedi? İhanetcilerden olmadığını hem çoktan ispatlamış olurdu. Hem de bu gerekçelerin hangisinin en milli olduğunu öğretirdi bize. Duramadık bu kadarı yine söyledik. Fakat ne bizim söyleyeceklerimiz biter, ne kanal biter!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?