Reklamı Kapat

‘Mekke’nin Fethi’ programında neler gördüm!

Her yıl 31 Aralık gecesi neredeysem yine oradaydım; Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Şişli Şubesi tarafından düzenlenen ‘Mekke’nin Fethi’ programında…

Programda neler gördüğüme geçmeden önce bir tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum; AGD’nin bu programları her yıl gittikçe büyüyen, ivme kazanan bir halka şeklinde tüm toplumu kapsıyor. Parti ayrımı gözetmeden hemen her kesimden aileler, gençler, çocuklar bu programlara iştirak ediyor. Gerekçesi gayet anlaşılır; AGD’nin kurslarında, programlarında herkese faydalı bilgiler veriliyor. Ve güdülen tek amaç Allah’ın (cc) rızasını kazanmak…  Gelelim o gece neler gördüğüme…

* Toplantının yapıldığı Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi tıklım tıklım doluydu.

* Sinevizyon gösterileri, sunumlar tek kelime ile harikaydı.

* Miniklerden oluşan tiyatro ekibi tam anlamıyla yamandı. İslam coğrafyasının kan ve gözyaşı durumunu ibretlik cümle ve mimiklerle ortaya koydular.

* Programın hemen her karesi mükemmeldi. Şişli AGD Kadınlar Teşkilatı’nın programa çok iyi hazırlandığını burada ayrıca ifade etmem lazım…

* Benim için nadir anlardan biriydi; saatler 23.00’ı gösterdiğinde sunucu ‘programın sonuna geldik’ açıklamasını yapmasına rağmen salondakiler, “keşke devam etseydi” der gibiydiler. Kimse salonu ve o hoş atmosferi  terk etmek istemedi.

* Her zaman olduğu gibi çocuklar yine toplantının aslî unsuru idi.

* Kurulan stantta Milli Gazete için abone çalışması yapıldı.

* Kısacası, AGD’nin ‘Mekke’nin Fethi’ programında aşk gördüm, şevk gördüm, sevgi gördüm, saygı gördüm, ahlak ve maneviyat gördüm, heyecan gördüm, birleştiricilik gördüm…

Daha ne olsun…

YILMAZ BAYAT O MEKTUPTA NELER YAZDI?

Yılmaz Bayat…

Milli Görüş’ün efsane belediye başkanlarından.

İstanbul Üsküdar’da 2 dönem üst üste (10 yıl) belediye başkanlığı görevini ifa etti. Üsküdar halkı, aradan yıllar geçmesine karşılık Yılmaz beyi gördüğünde, ceketini ilikleyerek, “Başkanım…”la başlayan cümleler kuruyor.

Yılmaz Bayat, belediye başkanı olduğu dönemde, yine bir Mîladi yıl başında çalışma/mesai arkadaşlarına bir mektup kaleme aldı.

Okuyalım mı mektubu;

“Kıymetli arkadaşlar,

Şair, ‘Zaman sonsuz bir daire ilk ve son nokta nerde?’ diye soruyor ve ekliyor; ‘Belki geriden gelen yüz bin devir ilerde.’

Zaman; Her ne kadar sürekli ve kesintisiz olsa da hayatın anlamlandırılması, kolaylaştırılması ve değerlendirilmesi için dilimlere ayrılmış. Ve biz insanlar algılayabildiğimiz en küçük zaman birimi olan saniyelerimizi birbirine ekleyerek elde ettiğimiz dakikalarımızı, bunları üst üste koyarak saatlerimizi, günlerimizi ve aylarımızı göz açıp kapayıncaya kadar hızlı bir şekilde tüketerek, kocaman bir yılı daha geride bıraktık. Saniye saniye bir yıl daha yaşlandık, ya da bir yıl daha ileri gittik.

İyi ve kötü günlerimiz oldu, zaman zaman sevindik, endişe duyduk, umutlandık, kızdık, üzüldük, heyecanlandık, düşündük, stres yaşadık, hayal kırıklığına uğradık, yeni hayaller kurduk, sıkıcı anlar yaşadık, bağırdık çağırdık, öfkelendik, sakinleştik, başarılarımızla gururlandık sevindik, başarısızlık yaşadık üzüldük, eziyet çektik, sıkıntılı ve rahat günlerimiz oldu, zamanı haz duyarak dolu dolu yaşadığımız gibi boşa geçen anlarımız da oldu. Sevinçlerimiz ya da üzüntülerimiz gecelerimizi uykusuz bıraktı. Bazen saniyelerimiz yıllar gibi geçmez oldu. Bazen saatlerimiz saniye gibi geldi doya doya yaşayamadan geçip gitti. Arzularımız; bazen gerçekleştirebildik bize haz verdi mutlu olduk, bazen de bütün umutlarımızı alıp götürdü. Ve bir yıl böylece geçip gitti.

Hani hayat üç gün olarak tarif edilir ya; dün, bugün, yarın. Keşke geçen zamanın başladığı noktaya dönebilsek ve kazandığımız tecrübelerle hayati, yeniden yasayabilsek. ‘Keşke’lerimiz bir anlam taşımıyor artık, dün bitti asla başa dönemeyeceğiz. Ama bizlerin, dün kazandığımız tecrübelerle bu günü istediğimiz gibi yaşama imkânımız var. Çünkü geçirdiğimiz hayatın, yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın, başarılarımızın ve başarısızlıklarımızın tecrübeleri var. Bunlar hayatımız karşılığında kazandığımız kıymetli şeyler. Bugünü yaşarken bunlardan gereği gibi istifade edebilirsek ‘keşke’lerimiz azalacak. O halde bugünü, yani yaşadığımız günü dolu dolu ve benliğimizde huzur ve mutluluk izleri bırakacak şekilde yaşamalıyız. Ve bunu hiçbir şeyin bozmasına, engellemesine ve mahvetmesine de fırsat vermemeliyiz, dünün işini bu güne karıştırmamalıyız.

Yarın üçüncü gün. Yarın için görevlerimiz, planlarımız ve hedeflerimiz var. Bir de tahmin edemediğimiz ve bilmediğimiz başımıza gelecekler.

Yaşayacağımız her yeni günün, ülkemiz ve ailelerimizle hepimize başarılı, mutlu, huzurlu, saadet dolu, sevinçli, gururlu, heyecanlı ve düşündüğümüzün fevkinde verimli geçmesini diliyorum. Daha nice yıllarda birlikte olmak dileği ile hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.”

***

Sizi bilmem ama benim bugüne kadar, seçimle gelmiş bir yöneticiden çalışanlara yönelik okuduğum en çarpıcı “yeni Mîladi yıl” mektuplarından biriydi bu…

Peki, ya sizce!

HEYECAN!

Sizden ‘heyecan’ istiyorum diyordu,

O kutlu lider.

Zira, ancak böyle yapılabilirdi,

Büyük hamleler.

***

Şimdi ikinci elli yıla,

Eyledik seyr-ü sefer,

Allah’ım bu yolculukta yine,

Eyle bizleri nefer!

***

Yeter akan bunca gözyaşın,

Artık olmasın keder.

Heyecan, heyecan, heyecan,

Göster ki gelsin zafer...

(ABDULLAH KARA)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?