Reklamı Kapat

Sümsüklük ve Kötülük

Belki; “…Ve gün gelip dirilmek için, / Bir yiğit Mûsa / Ve bir âsâ / Ve bir yed-i beyzâ bekleriz” (Ömer Özbay, Milli Gençlik dergisi, Ocak 1976, 10. sayı, s.40–41) sözlerinin ardına şuursuzca takılmış insanlardık. Belki gökten zembille inecek bir Mesih’in, küllerinden doğan bir garip kuşun; Simurg’un, belki beklenen, hep beklenen, bir türlü gelmeyen Mehdi’nin müptelasıydık. Belki kendi cemaatini oluşturma sevdasında süslü ve boş cümleler sarf eden hocagillere meftunduk. Belki susarak, sabrettiğimizi sanarak, yani lanet ve miskin bekleyişimizi sabır cümlesinden sayarak ruhunu avutanlardık. Bu dinginlik bize ne bağışladı, diye sormayanlardık. Kendini alkolle uyuşturanlardan; morfinle, otla, kuburla şuuru bir yana bırakıp uçanlardan yok bir farkımız. Akıllara dağ vaazında, “Kötülük yapana karşı koyma; sağ yanağına vurana öbür yanağını da çevir!” (Matta 5:39) diye söyleyen İsa Mesih gelmesin. Gönüllüce değil çünkü bu sümsük tavır; sırf korkudan, sırf başımız yanmasın, ayranımız ekşimesin, yoğurdumuz bozulmasından…

Yağmura tutulmak korkusuyla işini, kurşuna tutulmak korkusuyla kavgayı, sevdaya tutulmak korkusuyla aşkı ihmal eden insanlar gibiyiz. Gibisi fazla, bizler o tür insanlara benzemiyoruz; bizzat öyle yaşıyoruz. Sonra, yaşamak sözcüğünü fütursuzca kullanabilişimize şaşırıyor, az dikkatli bakınca hayatı da ihmal ettiğimizi görüyoruz.

Hayatı ihmal ediyoruz. Böyle söyleyince geçen ömrün muhasebesi düşüyorsa aklımıza, evet, çok net, kalanı da ihmal ediyoruz demektir. Daha tuhafı ne kadar kalmıştır bilmiyor, yaşanabilir olanın imkânını, yerini ve zamanını sorgulamıyoruz.

Ne sustuk bu hayatın ortasında, ne konuşabildik. Oysa ne içe dokunan, ruha işleyen bir ses, ne ses sistemi, ne mikrofon, hoparlör gerekliydi. Bize gereken ruhumuzun ücrasından, ta içten benliğimizi ve genzimizi yakarak dışa dökülen şeylerdi. Yutkunduğumuz ama yutamadıklarımızdı. Tam da konuşmamız gereken yerde sustuklarımızdı. “Susulunca tutulan çetele simsiyahtır / o siyah öcalmakçasına gür ve bereketlidir” (İsmet Özel, Esenlik Bildirisi, Erbain, 1973, s. 173) diye okuduk, diye duyduk, diye bildik ama o öç alma eylemine asla yanaşamadık. Hayatın kıyısında sümsük bir yanaşma gibi yaşadık ama insan olmanın gereği olarak öldürülme pahasına hesap sormaya yanaşamadık. Ve bu elim sindirilmişlik içinde hiçbirimiz, Dostoyevski gibi kendi onurumuzu sorgulamaya, insanca yaşamak için gerekli olan ezeli sorguya kalkışamadık. Kalkışırsak rahatımız bozulur, hürriyetimiz yitirilir, özgürlüğümüzden edilirdik. Bizi bir yere hapsederler, dilediğimiz gibi yaşayabilmeye fırsat vermezlerdi. Bu sebepten yeltenmedik. Çok fena özgürleştik. O kadar özgürleştik, o denli hür bireyler haline geldik ki bu cümleyi böyle değil şöyle kurduğumuzda soluğu Silivri’de alırız diyebilecek kadar özgür insanlar olduk.

Hicaz’da peygamber bekler gibi beklediğiniz o vakit hiç gelmeyecek! Şam’da Mehdi bekler gibi beklediğiniz o mükemmel kurtarıcı, o kahraman gelmeyecek! Belasını bekleyen Yahudi gibi bekledikleriniz çoktan gelmiş; göğsünüzün sol üst cenahına manda gibi oturmuştur. Genleşmiş, yayılmış, boylu boyunca uzanmıştır. Size konuşacak mecal, sizde kıpırdayacak hâl, yüzünüzü güldürecek moral bırakmamıştır. Artık elbette ayıdan çekinmekle kalmaz, eserinden de korkarsınız.

Onlar için söylemedik bunları, sistemlerine lanetler yağdırmak gereksiz. Mekke’nin kadim kodamanlarından insaf ummak lüzumsuz… Karşılarına dikilecek bir peygamber ve beraberinde eski köleler, Ömer, Mus’ab, Ali, Ebubekir ve Ebu Zer’ler hâlâ var mı ona bakıyoruz. Ufukta bir devrim görünmüyorsa sebebini iktidarlardan, güç sahiplerinden, kodamanlardan sormanın absürtlüğünü biliyoruz. Ufukta bir devrim görünmüyorsa işte tam da bunun vebalini taşıyoruz.

Şöyle de söyleyebiliriz: “Adalardan bir yâr gelmeyecek bizlere / O uzak denizlerdeki fenerler gibi gözleri / O zenci / O bana Harlem’i anlatacak / Ben ona Harran’ı / Karadağ’da kavruk bir yazı / Etiyopya üstüne türkülerimiz olacak / Filipinler üstüne / Filistin’ce / Sen ey gönül, sen ey deli gönül, sen / Bu ölüm bizimdir / Bu düğün bizim / Gerdeksiz / Deli gönül ey / Adalardan bir yâr bize / Gereksiz…”  ( Ali Kemal Temizer, Dar Çizilmesin Diye Dünyamız, Düşünce dergisi, Şubat 1977, 1. Cilt 11. Sayı, 42. sayfa).

Aşk için, İ’lâ-yı Kelimetullah için göğsümüze oturan öküzleri işe koşmayı savunuyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?