Reklamı Kapat

Emperyalizmin Dayatmalarına Teslimiyet

Günümüzde İslâm ülkeleri başta olmak üzere tüm sömürülen ülkeler, kültür emperyalizmine yenik düşmüştür. İnançtan hukuk sistemine, ahlâkî dejenerasyondan sanat ve edebiyata kadar birçok alanda emperyalist dayatmaya direnemeyen, günden güne dayatılan emperyalist kültürü benimseyen bir sürece girmiştir.

Bâtılın sömürgecilik vasıtasıyla maddi gücü elde etmesinden sonra hak ve bâtıl mücadelesindeki denklem bâtıldan yana güçlenmiş ve son iki buçuk asırdır bu denklemde ezilen, zulme uğrayan ve bâtıl karşısında çare ve çözüm üretemeyen bir İslâm dünyası fotoğrafı ortaya çıkmıştır.

Müslümanların koruyuculuğunu üstlenmiş muazzam Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye özellikle 17’nci yüzyılın başlarına kadar kudretli dönemini yaşamıştır. Bu döneme kadar fethettikleri topraklarda adaleti tesis eden büyük Osmanlı Devleti, insanlara Avrupa devletlerine nazaran daha cazip ve müreffeh bir yaşam sunmuştur. Batı’nın sömürgecilik vasıtasıyla maddi gücü ele geçirip semirmesi ve sanayileşmeyle birlikte işlemesiyle Osmanlı ile Batı arasındaki makas açılmaya başlamıştır.

Batı karşısında toprak kayıplarının yaşanması üzerine 17’nci asrın ilk yarısında başlayan ıslahat düşüncesi, 1789’dan itibaren Batı’nın terakkisine karşı alınacak tedbirler konusunu gündeme getirmiş. 1792 yılında gerçekleşen Osmanlı-Rus harbinden sonra askeri yenilgilerin önüne geçmek için “askeri alanda” yeniliklere başlanmıştır.

Sultan Abdülmecit döneminde Paris ve Londra elçiliği görevini üstlenen Batı’ya karşı kompleksli bir devlet adamı olan Mustafa Reşit Paşa’nın Hariciye Nazırlığı döneminde 1838 Baltalimanı Antlaşması ile İngilizlere sağladığı imtiyazlardan sonra Batı’nın ilim ve teknolojisinden faydalanmak şeklinde bu tarihe kadar sürüp gelen Batılılaşma hareketleri “Tanzimat Fermanı”yla birlikte Batı’nın değerlerini de içine alacak şekilde genişleme eğilimi göstermiştir. Sadece askeri alanda değil, hukuk, eğitim ve sosyal alanlarda da reformları içeren “Tanzimat Fermanı”nı müteakip Islahat Fermanı’yla Müslüman tebaayla gayr-i müslim (Yahudi ve Hıristiyan) tebaa eşit sayılmıştır.

Batı değerlerine meftuniyet ve binlerce yıllık İslâmî değerleri bir kenara bırakma eğilimi Cumhuriyet’in ilk yıllarında kendisini iyice göstermiş, rasyonalizm, ilerlemecilik ve çağdaşlık kılıfı altında İslâmî değerlerin tamamen tasfiyesi şeklindeki uygulamalara dönüşmüştür. Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlayan modernitenin bize dayattığı, adına değer denilen ne varsa tamamı Batı’dan ithaldir ve bu hastalık günümüze kadar hız kesmeden devam etmiştir.

İslâm âlemi ve Türkiye’deki Batı hayranlığı sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecindeki yönetim sistemi, hukuk sistemi ve eğitim sistemindeki inkılâplarla değil, aynı zamanda içtimai hayat ve dinde reformda da kendini göstermiştir.

Bugün artık İslâm âleminin koruyucu rolünü üstlenecek bir ülke yoktur ve emperyalist kültürün dayatmalarına karşı mücadele edebilecek güçlü bir devlet ya da devletler bloku da bulunmamaktadır. Emperyalist kültür sadece İslâm dünyasını değil, tüm dünyadaki sömürülen ülkeler için de bir tehdittir.

Küreselleşme adı altında kendi kültürünü bütün dünyaya kabul ettiren emperyalist kültürün, dini inanç, yönetim şekli (hukuk), eğitim, içtimai hayat (kılık-kıyafet, takvim saat birimleri, tatil günleri vs.), sanat (sinema, tiyatro vs.) ve edebiyat alanlarında kendi değerlerini sömürülen toplumlara kabul ettiğini görmekteyiz. Hıristiyan kültürdeki Christmas (Noel) kutlamalarının “yeni yıl” adıyla tüm dünyada kabul görmesi emperyalist kültürün etkilerinden sadece bir tanesidir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?