Reklamı Kapat

Gasp Edilen Emek

Aralık ayının son haftası kimilerini yılbaşı kutlamaları heyecanlandırırken kimilerini de belirlenecek asgari ücretin artış oranı heyecanlandırıyor. Yıllardır heyecanları kursaklarında kalan asgari ücretliler için bu sene açıklanan oran yine heyecanı değil, hak gaspını doğurdu. Emeğin kutsallığı üzerine edebiyat yapan söz sahibi kişilerin emeğin hakkını vermedikleri gibi verilen cüzi tutarlara da lütuf muamelesi çekmesi ne yazık ki insan onurunu zedeliyor.

Emeğin kutsallığından bahsetmişken günümüz dünyası için ne ifade ettiği de önemli. Emek, hem kapitalist hem de Marksist uygulamalarda asli değerini bulmuş değildir. Bunun yanında emeğin sömürülmesi de modern iktisatla birlikte kurumsallaşmış ve kendi anlayışına göre meşrulaşmıştır.

Rekabete dayalı ve maksimum karı amaçlayan kapitalist anlayış için maliyetlerin en düşük düzeyde tutulması zaruridir. Üretim içerisindeki girdilerden en kolay müdahale edilebilir ve düşürülebilir olanı ücretlerdir. Bu yüzden sermaye sahipleri daha fazla kazanabilme hırsı ile emeği sömürmeyi kendince haklı görüyor. Buna karşın Marksist uygulamaların da emeği sermayenin tahakkümünden kurtardıktan sonra hâkimiyeti devlete ya da tam manasıyla idarecilere vermesi kapitalizmden farklı bir yere varamadığının göstergesidir.

Bu teorik tartışmanın dışında emeğin nasıl gasp edildiğini reel tatbikatta da görebiliyoruz. Dün kölelik vasıtasıyla yapılan hak gaspı ne yazık ki bugün işçilik ve koşulları üzerinden yapılıyor. Sermaye, kapitalist nizamdan beslendiği güçle emeğin hakkını gasp ederken bunu üç şekilde gerçekleştiriyor. Birincisi emeğin karşılığını vermemek, ikincisi emeğin karşılığını zamanında vermemek ve üçüncüsü ise emeğe kaldıramayacağı yük yüklemek.

Emeğin gasp edilmesi noktasındaki diğer bir uygulama ise devletin emek sahipleri üzerinden vergi almasıdır. Emek üzerinden henüz kazanç sağlanmadan, şartların vergi verebilecek olgunlukta olup olmadığına bakılmadan, emek sahibinin eline geçmemiş ücreti üzerinden devletin vergi tahsil etmesi başlı başına bir hak gaspıdır.

Aslında emek adına çok büyük talepler söz konusu değil. Tek arzuları üretim süreci içerisinde hak ettiği değerin karşılığını alabilmeleridir. Emeğin hak ettiği değerin tespiti çok da zor bir mesele olmasa gerek. Emeğin üretim süreci içerisinde aldığı risk emeğin değerini bize verecektir.

Peki, bu riskin karşılığı nedir?

İşte tam burada üretim süreci içerisinde emek ve sermayenin aldığı risklerin vicdan terazisinde tartılması gerekiyor. Sermayenin aldığı risk maldan ibarettir. İktisadi süreç olumsuz sonuçlanırsa sermaye yatırım için ortaya koyduğu parasını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Fakat emek sahipleri için durum daha külfetlidir. İş güvenliğinin yeteri derecede sağlanamadığını da hesaba katarsak emek sahibi can, uzuv ve sağlık gibi hayati öneme sahip risklerle karşı karşıyadır.

Risk karşılaştırmaları işçi aleyhine iken, üretim sürecinden elde edilen kazancın sermaye lehine olması çelişki bir durumdur. Nimet külfet dengesi vicdan terazisiyle tartılmadığından adil olmayan bir bölüşümle karşı karşıya kalıyoruz.

Netice itibariyle emek ve sermaye birbirine üstünlüğü olan kavramlar değil, birbirini tamamlayan ve birbirlerine karşı sorumlulukları olan kavramlardır. Çünkü üretim aşamasında hem sermayenin hem de emeğin korunması karşılıklı birer vazifedir. Emek sahibi elinden geldiği kadar çalışarak, üretim aşamasında malı zayi etmeyerek sermayeyi korumakla mükelleftir. Aynı şekilde sermaye sahibi de, emeği hem ücret anlamında mağdur etmeyerek yani hakkını vererek hem de emek sahibine insani bir çalışma koşulları sağlayarak onu korumakla mükelleftir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?