Reklamı Kapat

Cinnet toplumuna mı dönüştük?

Minibüs yavaş yavaş ilerliyor… Yolcular sık sık saate bakıyor ve bir an önce evlerine ulaşabilmek için şoförü sıkıştırıyorlar. Fakat trafiğin yoğun olduğu saatlerde bu mümkün olmuyor. Eve ulaşmamın epey zaman alacağını bildiğimden başımı cama yaslayıp gözlerimi dinlendirmeye çalıştım. Fakat ne olduysa şoför aniden durdu ve öndeki araca yönelip küfürler savurmaya başladı. Birkaç dakikada ortalık savaş meydanına dönüverdi. İki şoför ve onlara eşlik eden bir grup ellerindeki satırla birbirlerine vurmaya başladılar. Bir minibüste satır, bıçak gibi aletlerin olabileceğine hiç ihtimal vermezdim. Yolcular indiler ve kavgayı sakinleştirmeye çalıştılar. Fakat ne mümkün. Birkaç kişi kan içinde yere yığıldı, kesici aletler ise elden ele dolaşmaya başladı. Kavga uzadıkça uzadı. Yolcularla beraber başka bir araca geçip yola devam ettik. Fakat yol boyunca zihinlerimizde aynı soru vardı: Kavgaya devam eden gençlerin akıbeti ne oldu? Küçük bir mesele için insanlar nasıl oldu da birbirlerine satırla saldırmaya başladılar? İnsan hayatı bu kadar ucuz muydu? Araç kullanacak kişiler ehliyet alırken öfke kontrolü noktasında da bir eğitimden geçmeli miydiler?

Yazılı ve görsel medyaya göz attığınızda şiddet görüntülerinden içiniz bunalıyor. Eşlerini, arkadaşlarını, ebeveynlerini, komşularını katleden caniler, yetim kalan çocuklar, savaş görüntüleri ve insanın yeryüzüne ektiği şiddet ruhunuzda derin bir yara açıyor. Ve ister istemez insanın yeryüzüne ektiği fitne ve fesadı düşünüyorsunuz. Doğada yaşayan vahşi hayvanlar ihtiyaçlarına binaen avlanıyor, zayıf olanı yakalayıp karınlarını doyuruyor sonra da yollarına devam ediyorlar. İnsan ise nefsini tatmin edebilmek için hiç sınır tanımadan öldürüyor, çalıyor, katlediyor, işgal ediyor…

İnsanoğlu bilim ve teknolojide büyük bir yol kat etti. Bilgi parmaklarımızın ucunda, kutuplarda vuku bulan bir olay birkaç dakikada bütün dünyaya yayılıyor. Ancak insan varoluş gayesini kavrayamadı, evrendeki üst konumunun farkına varamadı. Kendini tanıma noktasında hiç çaba göstermedi. O yüzden hangi şartlarda yaşarsa yaşasın kin, nefret ve şiddet ekmeye devam ediyor.

Bilgi ile hikmeti birbirinden ayıran günümüz eğitimcileri okullu insanın suça bulaşmayacağını, kötülük yapamayacağını savunuyorlar. Oysa suç makinesine dönüşen fertler eğitim kurumlarından geçtiler ve diplomalı suçlulara dönüştüler. Zira bilginin hikmetine vakıf olamayan kişiler vicdanlarının sesini duyamaz ve insan olarak görev ve sorumluluklarının farkına varamazlar. Bu kişilere göre bilgi sadece mesleki kariyer imkânı sağlayan bir değerdir. Oysa kadim kültürümüzde eğitimin birincil amacı Allah’a, kullara ve topluma karşı sorumluluğunun bilincine varan vicdan sahibi bireyler yetiştirmektir. Buna göre bilginin hikmeti vardır ve bilgi kişiyi yaratıcısı ile buluşturur.

İşimdin çıkıp evime dönerken araçta iki genç şoförün kavgasına şahit oldum ve bu çocukların aile ortamlarını düşündüm. Onların eşleriyle ve çocuklarıyla ilişkilerini anlamaya çalıştım. Cebinde kesici aletlerle gezen ve küçük bir meselede dahi karşı tarafı katledecek duruma gelen bu çocukların taşıdığı riski gördüm. Ve büyüklerimizin balık baştan kokar sözünü hatırladım. Ailede, okulda ve toplumda ahlak ve maneviyat eksenli bir eğitimle pişmeyen fertler çevrelerine şiddet ve nefret ekmeye devam ediyorlar. Ve her dakika yeni kurbanlar veriyor, yastan bir türlü hiç çıkamıyoruz. Ne acı değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?