Reklamı Kapat

“Kulluk”  sözleşmemizden İstanbul Sözleşmesi’ne -1

Sözleşme, ahit, akit, misak, biat, intisap, antlaşma, mukavele, muahede gibi kavramlar aynı hakikati ifade ederler. Az farklarla... Sözleşmeler ilahi ve beşeri özellikte olur. Beşeri olanlar da siyasi/hukuki (biat), ahlaki/manevi (intisap, inabe), ailevi (nikâh), ticari, hizmet vb. çeşitlenir. Efendimizin Akabe biatleri, Rıdvan biati siyasi mahiyettedir. Efendimize biat, Allah’a biattir... (Fetih/10, 18).

Tevhit/şehadet kelimeleriyle Rabbimizle sözleşmişiz. Tevhidin kapsamında tüm emir ve yasaklar, hükümler var. Rububiyetle ubudiyet arasında emir ve itaat ilişkisi tevhittir. İnancımızda, ahlakımızda, amellerimizde, her yerde, her zaman, her işte kulluk görevimiz var. Kulluk, parçalanamaz bir bütün. Tevhit, hem kimlik/aidiyet, hem sözleşme hem de nizamdır. Tüm emanetlerin, değerlerin korunmasını gerektirir.

“Bezmi elest”te/ezelde/ruhlar âleminde/”kâlu belâ”da Rabbimizin “kulluk” teklifini (icap); “bela”, “şehidna”, “işittik, itaat ettik” diyerek hepimiz (kabul) etmişiz. (Araf/172).

Anılan sözleşmemizle yeryüzünde O’nun (c.c.) emir ve yasaklarına, rızasına, hükümlerine uygun bir hayat sürdüreceğimize, tağut ve şeytana muhalefet edeceğimize, O’na (c.c) zatında, sıfatlarında, isimlerinde, hükümlerinde ortak koşmayacağımıza, kulları rab edinmeyeceğimize söz vermişiz. O’nun egemenliğine girmişiz... Kulluk sözleşmemiz ile yeryüzüne indirildik. (Araf/172).

*Tevhit/şehadet sözleşmemizin anılması, ihlalinden üzüntümüz/pişmanlığımız, özür beyanımızla tekrar O’na dönmemiz, ahdimizi yenilememiz, ikrarımız, kulluğumuzu hatırlamamız, sözümüzü yenilememiz, pekiştirmemizdir. Günde kırk kez namazda Fatiha’da, “Ancak sana kulluk ederiz” demekle ahdimizi anıyor, yeniliyoruz. Konumuzla ilgili:

*Maide/1: “Ey iman edenler! Allah’a (iman akdinizi ve insanlarla yaptığınız) sözleşmeleri yerine getirin...”

*Maide/7: “Allah’ın üzerinizdeki gerek (İslam) nimetini, gerekse, ‘İşittik, itaat ettik’ dediğiniz zaman O’na (verdiğiniz) andınızı hatırlayın. Allah’ın emrine uygun yaşayın/itaatsizlikten sakının...” buyruluyor.

*Kulluk sözleşmemiz, öteki beşeri sözleşmelerimiz gibi iki tarafın da lehine/yararına özellikte değildir. Sadece biz kullarının lehine/yararına özelliktedir. Çünkü Allah-u Teala “Samed”dir. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O’nun için zarar ve yarar söz konusu değildir. Vefamızın da vefasızlığımızın da karşılığı bizedir.

“Biz kullarının da O’nun üzerinde hakkımız olduğu lütfedilmiştir. Biz O’na (c.c.) ortak koşmaksızın kulluk/itaat edersek, karşılığında cennetini vaat ediyor” buyurmuş, Efendimiz (S.A.V.)

*Sözleşmemizin ihlalinde bunun karşılığını dünyada da, ahirette de görürüz.

“Dünyadaki sıkıntılarımız, günahlarımız nedeniyledir” (Şura/30). İmanla salih amel işleyenlere dünyada da güzel bir hayat” vaadi var.

*Sözleşmemizin kendisi önemli ve değerlidir. Kiminle yapılırsa yapılsın. Elbette Rabbimizle yapılan ise en önemli ve değerlidir.

“Ahde vefa imandandır.” Nifak alametleri: Sözünde durmamak, yalan söylemek, emanetlere hıyanet etmek” buyurmuş Efendimiz (S.A.V.).

*Mücadele bir anlamda “işittik, itaat ettik” diyen Müslümanlarla “işittik, isyan ettik” diyen Yahudiler (Siyonistler) arasında sürmektedir.

*Hangi hükümdar, egemenliğini bir başkasıyla paylaşmak ister?

*Kulluk sözleşmesinin her zaman ihlâli söz konusu olsa da, tevbe kapısı ölünceye kadar açıktır. İhlaliyle hemen cezalandırılmıyoruz. İstiğfarımızla da Rabbimizi hoşnut ediyoruz.

Tevbede sebatla günahlarımız sevaba da çevriliyor. Vatandaşlık sözleşmemizin ihlalinde ise suçumuzun cezası hemen verilir. Özür, affı sağlamaz.

*İsyanlarımız, günahlarımız “kulluk sözleşmemizin ihlali”dir.

*Şirk(en büyük zulüm (Lokman/13)) af kapsamı dışındadır. Şirk dışındaki günahlarımız af kapsamındadır. O (c.c) dilerse adaletiyle cezalandırır, dilerse affıyla bağışlar...

*Melekler kayıttadırlar (Kaf/18). Rabbimiz de şahiddir, âlimdir, habirdir. İşitmekte ve görmekte, gözetlemektedir.

*İyi niyetlerimizle de sevap kazanabiliyoruz. Amellerimiz 1’e 10’dan, 700’e kadar katlanabiliyor. Günahlarımız da sadece misliyle yazılıyor.

“Ben size demedim mi? Şeytana tapmayın” (Yasin/60). Şeytan emreder, fıtratımızı bozar, değiştiririz. Zina, eşcinsellik... Her türlü günah işleriz.

*Şeytan, tağut “emirleri” yasaklar,”yasakları” emreder. Haramlar helal, helaller de haram kılınır (şirk).

*Sözleşmelere riayeti hukuk sağlar. Düzen, güvenlik, ancak hukukla sağlanabilir.

*Rabbimizle biz kulları arasındaki ilişki, bir efendi-köle, patron-işçi ilişkisine benzemez. İkincisinde köle ve işçi üstüne bir ücret karşılığında hizmet sunar. İki taraf da birbirine muhtaçtır. Dengesiz de olsa karşılıklı çıkar/yarar ilişkisi vardır.

Hâlbuki Rabbülalemin hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed’dir, Ganiy’dir. Kulluk yapmaya bizim kendi yararımıza olarak ihtiyacımız vardır. Emir ve yasaklara riayete bizim yararımız vardır. Yine hükümdar ile halkı arasındaki ilişkiye benzese de, farklıdır. Hükümdar emir ve yasakları halkı lehine/yararına koymayabilir. Zulüm de yapabilir. Rabbimizinkiler bizim lehimizedir.

Yaptığımız tüm sözleşmelerin “kulluk sözleşmemize” uygun olması, aykırı olmaması gerekir. Çünkü bunda bizim yararlarımız vardır. Ve bu sözleşmemiz, hayatımızın tüm ilişkilerini, her alanını kapsar; tüm ihtiyaçlarımızı en güzel biçimde karşılar. Temel hak ve özgürlüklerimiz, değerlerimiz de ancak anılan sözleşmemize uymamızla gerçekleşebilir, sağlanabilir, korunabilir, gelişebilir.

Tevhidimiz, hem Rabbimizle bizim hem de birbirimizle, tabiatla ilişkilerimiz, bağımızdır. Tevhit, hem bizi Rabbimize, hem de birbirimize bağlayan manevi/siyasi ve hukuki bağdır, ilişkidir. Tevhidimiz bize doğru-yanlış, iyi-kötü, yararlı-zararlı, güzel-çirkin, adalet-zulüm, hayır-şer, hak-batıl ölçülerini verir. Hayatımızı düzenler, muhteşem bir düzen sağlar. Temelinde doğruluk, merhamet, adalet ve maslahat vardır. Sonuçta hem dünya hem de ahirette güzel hayat...

*Tevhit ile İslam, çekirdek ile ağaç gibidir.

*Tevhit, İslam ağacının hem çekirdeği, temeli hem de bütünüdür, kendisidir (iman, amel, ahlak...) kapsar. İslam sarayının muhkem temeli ve tümüyle binasıdır.

*Siyasi/hukuki sultan/halife/emir tek olur, ahlaki olanlar tarikat şeyhleri ise çok olabilir.

*Beden ülkesinde adalet için nefis terbiyesine, kalp tasfiyesine bunun için de mürşide nasıl ihtiyaç varsa; toplumda da adalet için siyasi güce/ hilafete ihtiyaç vardır.

Her ikisinin de görev/yetki alanları ve yöntemleri bellidir. Rüya ile emir veya şeyh olunmaz. Adalet, ilim, ahlak, istikamet, liyakat özellikleri gerekir. Her iki rehberin de sahteleri çok zarar verir.

*Hz. Hüseyin’e (r.a.) kadar hilafet bütündü. Ondan sonra ikiye ayrıldı. Siyasi/maddi, ahlaki/manevi. (Ahmed Rufai Hz.).

Halifeye de, şeyhlere de itaat kayıt ve şarta bağlıdır. Kayıtsız, şartsız itaat sadece Allah’a ve Resulünedir. “Resulüne biat, Allah’a biattir...” (Fetih/10, 18). Ötekilerdeyse şeriata uygunluk kayıt ve şartına bağlıdır. “Allah’a isyan hususlarında kullara itaat yoktur” (Hadis) İntisap, inabe şeyhe. Başlar başa, baş da hukuka/şeriata bağlı, kayıtlıdır. “El ele, el Hakka gider.”

*”Resulüne itaat, Allah’a itaattir” (Nisa/80). Peygamberlerden de ahit alınmıştır. “Allah’a, Resulüne ve sizden olan (şeriatla hükmeden, tağutları reddeden) ululemre (ümera, ulema) itaat edin.”

“Manevi/ahlaki hilafet şeriatla sınırlı olarak zamanla tarikat, tasavvuf, tekkeler, mürşit, mürit, intisap, inabe, nefsi tezkiye, ‘kalbi tasfiye’ vb. kavramlarını, kurumlarını ortaya çıkardı. “Kimse masum değildir.” Halife de, şeyhler de...

*Siyasi hilafet tüm ümmetin birliğini, bütünlüğünü temsil eder. Allah adına, O’nun hükümleriyle insanları adaletle yönetmek görev ve sorumluluğudur. Yeryüzünde adalet sağlanacak ve yeryüzü imar edilecek.

*İlahi hukuk/şeriat istisnasız herkesi bağlar. Halife de şeyhler de birer “kul”durlar. İlahi hududu korumakla görevli ve sorumludurlar.

“Şeriatsız siyaset de tarikat da olmaz. Aksi takdirde zulüm, fesad ortaya çıkar. Müslümanlık, Allah-u Teala’nın egemenliğine girerek, hükümlerine istisnasız teslim olmak, doğruluğuna inanmak, üstünlüğünü kabuldür.

“Şeytana tapmamaya, ancak ve sadece Kendisine kulluk/itaat etmeye, kimseyi ortak etmemeye, Müslüman’ca yaşamaya söz vermişiz. “Kula verdiği söze vefalı olmayanın, Rabbine vefası da yoktur” (Mevlana Hz.).

*Tevhit anlaşmamız, tüm temel haklarımızın sağlanmasını gerektirir.

*Sözleşmeler kiminle yapılırsa yapılsın geçerli oldukça ihlal edilmez. Karşı taraf bozmadıkça da bozulmaz.

*Rabbimiz egemenlik hak ve yetkisini kimseye vermemiş, kimseyi ortak etmemiş, tağutluğu en büyük zulüm (şirk) saymış ve bunu affının dışında tutmuştur. Sınav hikmeti gereği tağutluğa, zulme izin veriyor.

*Tüm beşeri sözleşmeler, ilahi sözleşmemize uygun olacaktır. Bunun sözünü vermişiz, ezelde. Buna aykırı olan sözleşmelerimiz batıldır. Derece derece sorumluluğumuzu gerektirir. Bu ihlallerin en büyüklerinden birisi de Rabbimizin haramlarını helal, helallerini haram sayan, karşı hükümler içeren sözleşmelerdir. İstanbul sözleşmesi de bu isyan sözleşmesine tipik bir örnek özelliğindedir. Aileyi, nesli, iffeti, namusu, sağlığı, aklı bozacak, toplumu dinamitleyecek özellikleriyle müfsid/”terörist” bir sözleşmedir.

Sözleşmeler ya Rahman adına/Rahmani, yani hukuka/şeriata uygun olur veya şeytani/aykırı olurlar. İlkinde hak, meşru, ikinci haldeyse batıl olurlar. Hak olanlar ıslahatçı(adalet) olduğu gibi, batıl olanlar da müfsit (bozguncu) (zulüm) özelliğindedirler.

“İstanbul Sözleşmesi” tam da Bakara/205. ayette belirtildiği gibi “harsı (tarım, ticaret, kültür, ekin, tohum...) ve nesli ifsad edecek” özelliktedir. Bu vebali, sorumluluğu tüm etkili ve yetkililere hatırlatmayı da bir görev sayıyoruz. Bu kapsama giren tüm “gayr-i salih” amellerden kendilerine de bir pay vardır...

Değerlerimizi korumakla görevli devlet/hukuk, değerlerimizi açıkça ifsad etmek/yok etmek cüretini ne yazık ki gösterebilmiştir. Sessizlik de ortak olmak gibi değil midir?

Sessiz kalarak günde kırk kez “ancak Sana kulluk ederiz” demek bizi kurtarır mı? Bir de şu gerçeğin farkına varabilsek: Cahiliye hükümleriyle başımız beladan kurtulmuyor.

Haydi toptan istiğfarlarla, tevbelerle “sözümüzü” anarak, sözümüzü yenileyelim. Ve sözümüzde sebat edelim. Vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?