Reklamı Kapat

Duvardaysa diploması, ya nerededir kafası

“Bilime önem veren birisi. En azından diploması var”

Bu iki kısa cümleyi eski AKP’li başbakanlardan Davutoğlu’nun kuruluş dilekçesini verdiği partide bulunmak ve görev almak isteyen 17 yaşında üniversite bitirmiş, 19 yaşında mastırı tamamlamış bir gencimiz tanıtım toplantısı günü heyecanını yenememiş, uzatılan bir mikrofona söylemiş.

Vay, sen misin bunu diyen?

Eline kalem alan ve tuşlara basmasını bilen herkes hücumda.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a laf atıyorsun ha!”

Yırtılmadık ne yakasını bıraktılar, ne lime lime etmedikleri eti kaldı.

Mantıkları, bize yılarca 163 üncü maddelerde çektirilen mantık: Yağmur yağacak dedin, benim ördek olduğumu ima ettin.

Çocukcağızın ilk cümlesi ile işleri yok. Kafalarında, akıllarında, beyin ürünlerinde ve troid, böbrek üstü bezi gibi tüm vücut organlarının salgılarında “Cumhurbaşkanı Erdoğan-Bilim” ilişkisi olmadığı, oluşturulmadığı, yazılımı yapılmadığı için, eski AKP’li Davutoğlu “Bilime önem veren birisi” olarak tanımlandığında, buradan Erdoğan’ın bilime önem vermediği çıkarmasına ulaşmıyorlar.

Maksat itiraz ise, ilk cümle daha uygun. Fakat niyet başka. Varsa yoksa diploma.

“En azından diploması var.”

Şimdi doktor olan, komşumuzun küçük kızının, soyadının “sandal”lığını iyi yüzücü olmasına yorduğu çocuğun şarkısındaki “Onun arabası var, güzel mi güzel” nakaratı gibi.

“En azından diploması var.”

Bu ikinci küçük cümleden girişiyor herkes derken, bu haftanın mizahi analizlerine yazılarından dökümanlar (malzeme demedim) toplayacağımız yazarlar arasında Habertürk’den Fatih Altaylı da var. (15.12.2019 – Geleceği görmek)

Adama sorarlar diye başlamış o da çocuğa. “Madem Erdoğan’ı eleştiriyorsun. Senin lider diye gördüğün kişinin ne işi vardı Erdoğan’ın yanında. Madem Erdoğan’ın diploması yok demeye çalışıyorsun..”

Sonra gelsin, beraber yürürken o yollarda, ortak icraatlarının tenkidi de tenkidi. Ha, söyle, konuş hadi tehdidi de tehdidi.

Çocukcağız kalkıp deseki itildiği o yerden, “Ben diploması olan başka büyük insanları değil, sadece Davutoğlu’nu konuştum, anlatmaya çalıştım. Yok eğer sizin içinizde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diploması ile ilgili bir şüpheniz veya yorumunuz vardı da, ben diploma deyince aklınıza geldi ise veya beyninizin eteğindeki taşları benim üstümden dökmek istiyor idiyseniz, size tam teşekküllü bir Şehir Hastanesinin yoluna düşmeniz tavsiyesinde bulunabilirim ancak.”

Çocuk, adam olursa döner böyle sorar ve inanmış gibi yazanların yeni bir listesinin yapılmasını böyle sağlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aynı dönemde talebe olmuş, aynı dönemde MTTB çatısı altında bulunmuş bu fakir, onun diploması konusunda hiçbir tereddüdü olmayanlardan biri olduğunu söylerken, kendi diplomasından şüpheli olanların gündemde tuttuğuna inanması, aklına düşen ihtimallerden sadece biridir.

Bu ülkede, DP iktidarı 1960’ın ilk aylarında bir üniversitemizde ayyuka çıkan sahte diplomalarla ilgili bir durumu soruşturmak istediğinde 27 Mayıs’ın fitilinin ateşlendiğini ve adı geçen üniversitenin öğretim elemanlarının “Dayak yedik” provakasyonlarını yaptığını bu sayfalarda çok yazmış biri olarak bir iki hatırlatmayı daha tekrar etmekten kaçınmayız.

Çok diploması var, on-onbeş diploması var denilerek CHP içine kakalanmış bir Kasım Gülek’in kim olduğu, Amerikalarda organizasyon işini yaptığı FETÖ’nün ihanetinde ortaya çıkmasından sonra hazımsızlaşanların katkıları yüzde kaçtır bu tartışmalarda?

Bu ülkede yıllarca sağcı zihniyetin, İTÜ diplomalı Demirel’i, Robert Lisesi diplomalı Ecevit’e üstün sayarak ve sanarak yazılar yazmasına, karikatürler çizmesine ve bulantı yapan espriler üretmesine (Birini bulduk ve koyduk) tanık olan solcu zihniyetlilerimizin farkettirilmeden içine düşürüldükleri bir rövanş çukuru olmasın bu tezgah.

Tartışılacaksa, üniversite diplomalı Demirel mi gerekli ve yeterli hizmeti yapamadı ve hayal kırıklığı yaşattı bu ülkenin insanlarına, yoksa Robert liseli Ecevit mi? sorusu hala ortada dururken.

Her ikisiyle de koalisyon hükümetleri kuran rahmetli Erbakan Hoca’yı örnek veririm ben. Ecevit’le koalisyonunda Kıbrıs’ı aldı, haşhaş ekimini gerçekleştirdi. Dahasını tartışmayı zeki çocuklarımız sosyolog ve tarihçi olduklarında yapsınlar.

Diplomalar konusuna böyle kısaca değindikten sonra, dökümanımızın yazarı sayın Fatih Altaylı’ya da biz soralım.

“Senin lider diye övdüğün kişinin ne işi vardı Erdoğan’ın yanında” diye haşladığın yahut kulağını çektiğin o çocuk mudur sorumlu kişi. O daha ilkokul zamanlarını yaşarken yapılmış beraber yürümelerin hesabını o yürüyenler vermeli değiller mi?

Haklı insanlar, haklı mücadelelerini, hak ölçüleri içinde nasıl yaparlar örneğini 1966’dan vefat anına kadar şahsında ve yaşayan partisinde gösteren, ispat eden bir Necmettin Erbakan varken, kendi şahıslarına ve efradına bir orda, bir şurda bir Şam’da, “Gelecek” arayanların gelmeyecekleri bilinmesine rağmen, onca yazı yazılıyorsa, ki biri de sayın Fatih Altaylı’dır, anlatılan AKP’nin artık bitişe geçtiğidir.

Vurulan ikinci kuş ise bu tür yazılarla, ülkesine siyasi partilerde hizmet etmek isteyen gençliğin önünü kesmektir, burnunu sürtmektir.

Konuşmasını eleştirdiğimiz çocuk kadar başarılı olanlar yahut olmayanlar iyi düşünsünler ve kafelerde nargile tüttürsünler. Ne yapacağımızı, ne yaptığımızla gösterdik diyenlere, bu ülke gençliğinin vereceği cevap tektir. Doğru yerde, doğru siyasi partide mücadele etmek. Orda “Çare var” demek. “Gelecek, bizimle gelecek” diye çalışmak çok çalışmak.

“Diploması var” diyerek kendine lider seçen o çocuğumuza biraz da biz nasihat edelim niyetindeysek, söyleyeceklerimiz şunlar olur:

Diploma, sahibine ve kendisini ona çekenlere kazandırmalıdır önce. Halbuki sen bir kere diploma dedin, başına gelmeyen kalmadı. Tıpkı Türkiye’mizin Güney sınırlarındaki gibi..

Diploması olanları öğrenmeye harcayacağın vakitlerin birazını da feraset ve basiretleri var mı araştırmasına ayır. Kibir abideliğine modellik mi yapıyorlar, bir sor. Çekinirsen diye yazdık biz bunları.

Bir zamanlar İsmet Paşa’dan buğdayını kaçıranlar vardı

Milli Gazete’nin internet sitesinde vardı “yeni vergi” haberi. Kakikatüristimiz Muammer Bulut’a muhafaza et, yakında kullanırız demiştim. Konu olgunlaştı artık.

Post modern varlık vergisi, tanımıyla bazı yazarlarca duyurulan ve eleştirilen yeni bir vergimiz olmuş.

Bu haftanın yazılarındaki baş dökümancımız sayın Fatih Altaylı diyorki: “Bu yolla toplanacak vergiler Ali Ağaoğlu gibi, simit sarayı gibi, daha pek çokları gibi zenginleri kurtarmak için kullanılacaktır.” (Habertürk – 17.12.2019 – Postmodern Varlık Vergisi)

İlk itirazımız “gibi zenginleri” ifadesine. Zira onlar AKP iktidarının ürettiği, imal ettiği, dizayn ettiği sun’i görüntülerdir. Engin Ardıç’ın birkaç hafta önce üretilmiş burjuva memnuniyetinden bahsetmiştik hani. İşte öyle bir şey. (Erol Evgin söyledi, şimdi biz söylüyoruz.)

Milli Şef’in “Varlık vergisi”ni çağrıştırdığını anlatırken sayın Altaylı, günün başbakanı Saraçoğlu’nun hedefinde azınlık mallarını ele geçirmek olduğunu yazarken, bir sonraki 19.12.2019 tarihli ve “Söylediğim zaman niye uyanmadınız” başlıklısında ise itirazların ve açılacak davaların çok çok artacağını, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu vergi yasasını iptal edene kadar kazananların avukatlar olacağını ilan ediyor.

Milli Şef’in varlık vergisi yıllarında amaç “Servet transferi” ise, bu ihtimal ne olacak da, nasıl yapılacak da bugün gerçekleşmeyecek? Kazanacağı iddia edilen avukatlar, kendilerini siper mi edecekler? İsmet Paşa devrinde nasıl savunma yapmışlardı?

“Ve bildiğim bir şey  var ise bu tip vergileri getiren iktidarlar, gerisini de getirirler.” Derken sayın Altaylı, ne demek istiyor? O bildiği bir şey nedir? Böyle bir verginin “gerisi” ne ola ki?

Demirel iktidarlarının “vergi”ciliğini “Rahatlatıcı” olarak takdim eden sağcı gazetelerin devamı günümüzün yandaş medyasına, Pelikan kuşlarından yansıyacakları, bakarsınız elli seneden sonra okuma imkanı bulur torunlarımız.

Ben “Kambur Rıza”nın maceralarını elli sene sonra okumuştum. Şimdi ondan biraz bahsedeceğim.

Diyeceksiniz ki ne ilgisi var?

Ben de biliyorum hiç ilgisinin olmadığını, ama aklıma geldi işte. Sizin de haberiniz olsun istedim. Belki bir gün çocuklarınız senaryosunu yazar, dizisini çeker o günlerin, bu günlerin.

“Kambur Rıza” namıyla maruf kişi İsmet İnönü’nün kardeşidir. Derler ki Atatürk onun icraatlarından haberli olunca sinkaflı konuşmuştu.

İşte o “Kabur Rıza”yı İsmet paşa günlerinin İstanbul vilayetindeki bir yüksek bürokrat şöyle anlatmıştı:

“Geliyordu. Çocuklar limanda bir gemi gördüm. O geminin sahipleri vergilerini tam veriyorlar mı acaba? Bir araştırıverseniz?”

Vergi düşkünlüğünün altında yatanı biz biliyorduk. Ona ödeyemeyeceği vergi salın, gemisini gelsin bana satsın!

Mülk edinme yolu böyleydi. Biz memurlar korkumuzdan her dediğini yapıyorduk.”

Günümüzle hiç ilgilendirilemeyecek bir olay ama, belki de AKP iktidarının son icraatı yeni vergilerimizi eleştiren yazarlarımız, içinde İsmet paşa geçen yazılar yazdıklarından, durup dururken hatırlamış olduk.

Herşeyleri bilirken İngilizce de biliyormuş

Bir tv programında konuşmuşlar AKP’lilikleri diğer sfıatlarını bastırmış iki medyacı kişi. “Yapılacak seçimde Erdoğan karşıtı biri iktidara gelirse” ihtimalini değerlendirmişler kapasiteleri ölçüsünde.

Bir seçimin yarışmacıları karşıtları olur gerçeğine şimdiden karşı durarak “gelecek”teki birilerine yol yapıyorlar diyeceğimiz o programı yatıracağız analiz masamıza.

“Erdoğan karşıtı biri iktidara gelirse herkesi yargılarlar” demiş konuşmacıların küçüğü.

Bu ülkede herkes mi yargılanmalarını gerektiren işler yaptılar, eylemlerde bulundular? Bir iktirad herkesin içine yargılanacakları korkusunu nasıl sardı. Sorularının haricinde, daha önemli bir soru gelir mi insanım diyenlerin aklına.

Erdoğan karşıtı biri, “Herkes”ten olmayacak mı? Uzaydan ya da Amerika’dan gelmeyeceğine göre.

“İngilizce biliyorum. İngiltere’ye giderim.” Konuşmacı ve yazar küçüğün büyük iddiası da böyle.

İngilizce bilmeyi kendisinin bir fazlalığı, bir artısı olarak duyururken özellikle böyle devirlerin kulak kesilmişlerine, İngiltere hasretini de birgün giderim umuduyla koruyor.

İngilizce bilenler İngiltere’den başka yerde yaşayamazlar mı? Neden hep İngiltere?

İngilizce bilmiyorum deyip üzülen ve hayatının yarısını AKP milletvekili olarak yaşamış diğer kişinin “Gidecek yerim yok” demesini ise ben. “Yatacak yerim yok” şeklinde anladım. Çünkü İngiltere’de ingilizce bilmeden de yaşanırmış.

İşte o programlarını yazısında savunmak zorunda kalan küçük kalemşor FETÖ’yü bugün şöyle anlatıyor: “Kaçabilen FETÖ’cüler kaçtı, kaçamayanlar cezaevinde.”

“Kaçabilen” derken anlatılmak istenen, marifeti fazla olanlar mıdır, yoksa işini halledenler midir? Zira “Kaçan” denmiyor. “Kaçabilen” kelimesi özellikle usul öğrenenleri çağrıştırıyor gibi.

“Batı’dan iyi destek alıyorlar ve büyükbaş FETÖ’cüler hayatlarını konfor içinde sürdürüyorlar.” Nerden biliyorsun? Canlı ve naklen yayınlar yapıldı da biz mi görmedik? Bu bilgi hiçbir zaman 27 Mayıs’cıların sinemalarda gösterime soktuğu Yassıada yaşantıları filmiyle paralellik arzetmez. Farkettiğimiz de bilinsin. “Batı’da destekli, hayatları konforlu” anlatımı sanki, “Cezaevinde” olanlara bir nisbet yapma havasındadır. Bu da özellikle mi hissettirilmiş, bilmeyiz.

“Çok iddialı söylüyorum, gün gelecek filan, falan ve diğer bazı FETÖ’cüler Amerika tarafından iade edilecekler.”

Böyle şiddetli bir iddianın kaynağı kim ve neresi? Bu bilgiye ulaşmış olmak, ingilizce bilmekle ilgili midir? Gibi soruların yanında, şu sorunun da cevaplanmasını istemek hakkımız var galiba.

Onlar iade edildiğinde, yerlerine kimler konacak ya da yerlerini kimler alacak?

Ahval ve şerait işte böyledir ülkemizde, vezninde yazdığımız yazının alıntı yeri Türkiye Gazetesi – Cem Küçük – sizden korkmak mı -18.12.2019 tarihlidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?