Reklamı Kapat

Rüya ve üst âlem fikrinin ret edilmesi üzerine

Hakikatten neden kaçarız? Neden hakikati söylemekte zorlanır ve niçin hakikat için bedel ödemeyi göze alamayız? Bu sorulara birçok açıklama getirilebilir ancak öncesinde bizim kaçtığımızın, söylemekte zorlandığımız ve bedel ödeme noktasında göze alamadığımızın hakikat olup olmadığını bilmemiz gerekiyor. İnsanın vehmi öyle etkin ve kuşatıcıdır ki klasik filozoflar bütün bilgilenme süreçlerini vehimden kurtulma gayreti olarak ifade eder. Bu yüzdendir ki insanın gerçek zannettiği birçok şey gerçek değil kurgusaldır. Hakikat zannına kapıldığı birçok şey ise hakikat değil yanılsama yahut yalandır. 

İnsanın bir konuda ikna olması ve bir şeye hakikat demesi esasında gündelik deneyimlerine dayanıyor. Bir şeyin gerçek olabilmesi için gündelik olarak tecrübe edilmesi sanki bir üst hakikat seviyesini ifade ediyor. Örneğin, ateşin yaktığının bilgisinin sizde olması böyle bir şeydir. Bir çocuk düşünün yanma fiiline dair hiçbir şey bilmeden, duymadan ve tecrübe etmeden yaşamış. Yani ne canı yanmış ne eli yanmış ne de yanma kavramını duymuş. Bu çocuğun yanmaya dair bilgisi esasında bir kabuldür. Bu kabulün gerçek bilgiye dönüşmesi bir yanmayı gerekli kılar.

Deneyimlerimiz kısmına modern dönem öncesi rüya görmek de dâhildi. Ancak rüya anlamını modern dönemde kaybetti. Ulvi âlemde bulunan hakikatin yahut hakikatlerin insana uyku halinde görünmesi teorisi, kendisini bilinçaltında var olan bastırılmış duyguların gün yüzüne çıkması olarak değiştirdi. Ancak hâlâ gelecek hakkındaki tikel rüyalarımızın kaynağı açıklanabilmiş değil. Yani ben haftaya borsanın 107.361’e düşeceğini yahut doların 5.97 TL olacağını rüyamda görüyor isem ve bu tahakkuk ediyor ise bunun bilinçaltı ile açıklanması kandırmaca olur. Ancak tesadüf denilebilir. Ben bunu birçok olayda yaşıyor isem bu sefer meselenin tesadüf olarak açıklanması da anlamını kaybeder.

Klasik düşüncede rüya bir üst âlemden gelen insanın kendi durumuyla alakalı bir bilgi kaynağıdır. Ancak bilgi rüyanın kendisi değildir. Bilgi rüyanın tabiri ile ortaya çıkar ki bu noktada tabircilik bir bilim dalı ve bilgi kaynağına dönüşür.

Klasik idrakten modern idrake geçişte birçok imkânı kazandı insanoğlu. Örneğin tıp ve iletişimde olan ilerlemeler insanın hayatını oldukça kolaylaştırıyor. Yani Batı’nın en güçlü düşmanları dahi hastanelerde Batılı firmalar tarafından icat edilmiş teknik ve aletlerle ameliyat olmayı ret etmiyor. “Batı batıldır” diye yazı yazanlar, yazıyı yazarken kullandıkları bilgisayarların Batılı bir şey olduğunu görmezden geliyorlar. Ancak Batı fizik âlemimizi büyütse de fizik imkânımızı yüceltse de kozmik âlem tasavvurumuzu daralttı. Üst âlem fikrinin terk edilmesi bizleri fizik âleme kapattı.

Bu şahsen ruhumun çırpınışının birinci gerekçesidir. Kapalı bir evren ve sadece fizikten ibaret bir evren sınırları milyonlarca km. olan hapishaneler demek değil midir?

Bilim dünyasının üst âlem fikrini ret etmesine birinci itiraz paralel evrenin olabileceği fikri ile geldi. Yani üst âlemi kabul etmeyen bilimsel zihin fiziki âlemle aynı şartlarda paralel evrenler olabileceği fikri ile çoklu hapishaneler denemesi yaptı. Yatay düzlemde oluşan bu genişleme insana üst âlem fikrinin verdiği özgürlüğü verir mi? Vermese gerek.

Üst âlem fikrinin terki değil ancak ulaşılmaz olarak kabul edilmesi fikri ise Vahhabilik ve taşranın din yorumu ile ortaya çıkmıştır. Yani insan ölmeksizin diğer âlemle irtibat kuramaz. Esasında bu fikir, üst âlemi kabul etse de bilinmez kılarak üst âlemi yaşayanlar için efsaneye dönüştürmektedir.

İslam dünyasındaki düşüncenin seyri dikkate alındığında Vahhabiliğin ve dinin taşra yorumunun ortaya koyduğu bu anlayış İslam dünyasının asırlardır ortaya koyduğu üst idrak biçimlerinin ve üst âlem kozmolojisinin retti anlamına geliyordu. Modern dönemde bu yaklaşıma cevap veren bir akım çıkmadı. Tasavvuf çevreleri kendisinde bu itirazı dile getiriyor ancak onların da bir cevap verme derdi yok. Derdi olanın da tasavvuf ile alakası yok.

Peki, üst âlem fikri neden terk edildi? Bilim açısından bakıldığında eğer üst âlem fikrini kabul ederseniz üstlerin üstünü yani ilk üstünü ve mutlak üstün olanı kabul etmeye varır iş. Sanırım bundan.

Vahhabilik ve dinin taşra yorumu dikkate alındığında cahillik, eğitimsizlik, hadsizlik ve kalitesizlik.

Modern dönemde tasavvuf teorisinde var olan işin yokluğa ermesi ve yoklukta varlığın bulunması meselesine biraz daha odaklanmamız gerekiyor. Bilhassa vahdet-i vücut teorilerinin yeniden işlenmesi ve yeniden bilimsel olanla izahı bizlere, kozmik evrenimizde bir üst âlem imkânı sunacaktır. İnsan bağlarından tamamı ile kurtulmak istiyor. Ve insan kendisi olarak, mahza kendisi olarak var olmanın derdine düşmüşe benziyor. Yani özgürlükten bahsediyorum ancak siyasi ya da fikri özgürlük değil ontolojik özgürlük. İnsanın bedeninin dahi bir hapishane olduğunu ortaya çıkaracak mutlak özgürlük.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?