Reklamı Kapat

Tuvaletin bu mu dünya?

Geçtiğimiz günlerde birkaç meraklı dostla ilginç bir sergiyi gezdik. Antikacı Nevzat Onmuş’un dükkânına misafir olduk.

Öncelikle şunu itiraf etmeliyim: Oturduğum yerden ve de ayaküstü bir sürü yeri gezdim, kıtaları dolaştım, zaman tünelinden geçtim.

Çocukluğuma gittim, ilk gençlik yıllarıma uğradım. Vita yağı kokusu burnumu yalayıp geçti. Ah o Sana yağı denilen margarin için çektiğimiz çileler, kuyruklarda geçen saatlerimiz anlatmakla bitmez.

Sana yağına kuyruk yağı demek daha isabetli olurmuş aslına bakılırsa. Bu memlekette neyin aslına bakılıyor ki Sana yağının bakılsın. Aslına bakılsaydı tereyağı olurdu.

Yerde geniş bir tencerenin içerisine yerleştirilmiş çocukluğumun bozuk paraları bana neler anlatmadı ki.

Hele o zamanlar gözümde büyüdükçe büyüyen misket oyunlarımın iki buçuk lirası elimden kayıp gitmiş gibi oldu.

Yazımın başında “ilginç bir sergi” demiştim, gerçekten öyle.

Tuvaletle ilgili kaç kişi detay ve tarihçe peşine düşer ki?

Nevzat Onmuş dostumuz “def-i hacet” kültürünü çeşitli milletlerin tarihinden kesitlerle ortaya sermiş. Geçtiğimiz yıllarda British Medical Journal adlı tıp dergisi insan sağlığına en faydalı 15 buluşun listesini yayınlamıştı.

Derginin 11 bin okuyucusu tıp alanında son 150 yılın en önemli atılımı ödülüne neyi layık gördü dersiniz? Kanalizasyon sistemi ve sifon! Tuvalet deyip geçmeyin. 18. yüzyılda binlerce insanın hayatına mal olan kolera salgınının kirli sulardan yayıldığını savunan John Snow’la birlikte evlere tuvalet sistemi koymayı akıl eden Edwin Chadwick de son 150 yılın kahramanları ilan edilmişti.

İnsan hayatını bu denli etkileyen bir eylemin hayatın karanlık arka sokaklarına itilmesi anlaşılır gibi değil. Nevzat Onmuş toplumların basit gibi görünen davranış biçimlerinin ve de ihtiyaçlarını karşılama şekillerinin o toplumların sosyolojisine ne denli etki ettiğinin son derece farkında. Julie H. Loran’ın Tuvaletin Sosyal Tarihi adlı özgün eserinde bize anlattığına bakılırsa yeryüzündeki ilk tuvalet kalıntısı İndus Vadisi’nde bulunmuş olup İ.Ö. 3000 yıllarına aittir.

Yani insanlık tarihi boyunca inanç ve kültürlere göre tuvalet, doğal ortamlardan özel ortamlara (mekânlara) doğru gelişerek gelmiştir.

Sergiyi dolaşırken insanların Fransız sarayından aşağıya boca edilen dışkı teknesini resmeden tablonun önünde biraz fazlaca durmaları çok derin bir okuma biçimiydi kuşkusuz. Alaturkadan alafrangaya doğru geçişte def-i hacet beşerî hayatımızdaki bütüncül değişimin bir tür başlangıcını teşkil etmiş.

Su ile tuvalet arasındaki ilişki ise tamamen bir medeniyet farkının dışa ve dışkıya vurumu gibi. Taharet musluğu Batı’ya sonradan girmiş olmakla birlikte klozet aksamının dışında yer alan bir işleve sahip.

Batı tuvalet tarihine baktığımızda su ile ilişkilendirilebilecek bir taraf göremiyoruz. Anadolu’da özellikle kırsal bölgelerde tuvalet evin bir parçası değil, umumiyetle evin dışında yer almaktadır.

Def-i Hacet sergisinde tuvalet maşrapaları, ibrikler ve temizlik ürünleri de sergilenmekte. Özellikle sabunlar ve de mütenevvi kolonyalar görülmeye değer. Şimdiye hiç girmeyeceğim, zira ülke olarak tuvalet karnemiz pek iç açıcı değil.

Umumi tuvaletlerin manzarası, cami tuvaletlerinin istenilen düzeyde olmaması ve tuvalet adabının yeterince yerleşmemesi herkesin malumu olduğu konular. 2000’li yılların başlarında UNİCEF’in yaptığı araştırmaya göre Türkiye’deki evlerin %31,5’inde sağlıklı tuvalet bulunmamakta.

Bugün durumun daha iyi olduğunu ümit ediyorum. Osmanlı 16. yüzyılda “Tuvalet Vakfı” gibi bir vakıf kurmuş. Bugün “olur mu öyle şey” dediğimiz konular dün atalarımızın ehemmiyet dairesine aldıkları konulardı.

Şimdi Batılı devletler bu anlayışı miras almış durumda. Mesela “Dünya Tuvalet Örgütü” diye bir örgüt var bugün. Singapurlu bir iş adamı başka işi yokmuş gibi(!) 19 Kasım tarihini “Dünya Tuvalet Günü” olarak ilan etmiş. Adına ister tuvalet, ister kenef, ister helâ ya da yüznumara deyin şu bir vakıa ki insan sıkıştığında ona muhtaçtır.

Bu realiteyi görmezden gelenlerden değilseniz Çukurcuma’da “Antik/acı” sergi salonunda “Def-i Hacet” sergisini gezin ve de def-i hacet gazozunu da içmeden gelmeyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?