Reklamı Kapat

Kısır döngü-III

Sorulmasa da, yok sayılsa ya da yok sayma şeklinde davranılsa da temel bir soru ortaya konulmak üzere kendini sürekli hatırlatmaktadır: İslam dünyası neden bu durumdadır?

Sorunun kapsamını inançtan hayata, düşünceden bilgiye, duyarlıktan yaşama tarzına, toplumsal örgütlenmeden siyasal kurumlaşmaya, iktisattan hukuka, barıştan savaşa, çatışmadan birleşmeye vb. sıralamak mümkündür. Kıyaslama varlığımızın, yetilerimizin, düşünce, bilgi ve duygularımızın, yaşayış tarzımızın, kültürümüzün, kurumlarımızın, birikimlerimizin, kısaca içinde bulunduğumuz durumun ne olduğunu, niteliğini ve düzeyini belirlememiz için doğru yolda olup olmadığımızı anlamada ve kavramada, göz ardı edilmemesi gereken temel bir doğru düşünme ilkesidir. Bu ilkeyi tamamlayan ya da ondan ayrılması mümkün olmayan bir diğer ilke de tahlil etme, yani tahlilci düşünme ilkesidir.

Bu çerçevede; İslam dünyası neden bu durumdadır sorusunu sorduğumuzda, tahlilci ve kıyaslayıcı düşünmenin gereğine göre davranmadığımızda, soru ve ona verilecek cevap gerçek mahiyetinden soyutlanmış soru ve cevap olmaktan öteye bir anlam taşımayacaktır. Düşünme, bilme ve duyma etkinliğimiz kendi sınırları içinde dönenip duracak, bir kısır döngü mekanizmasına dönüşecektir.

Sözgelimi, hâlihazırda gözlenen somut örnekleri de göz önünde tutarak; Pakistan-Bengladeş neden her an çatışmaya teşne bir çekişme görüntüsü vermektedirler? Niçin Suudi yönetimi Amerika ile ortaklaşa Yemen’de savaşmaktadırlar? Neden kırk yıl önce Afganistan, Amerika’nın tertip ve kumpasıyla işgale edilerek, hâlâ NATO ve Avrupa’nın oyun alanı konumunda tutulmaktadır? Niçin kırk yıl önce İran ile on yıl kanlı bir savaşa tutuşturulan Irak,  otuz yıl önce Kuveyt’e saldırtıldıktan sonra, kitle imha silahlarına sahip olduğu yalan gerekçesiyle hem işgal edildi, hem parçalandı? Libya, Fransa’nın ve İtalya’nın hangi istekleri Kaddafi tarafından kabul edilmediği için karışıklığa zorlandı ve Kaddafi cadde ortasında, televizyon kameraları önünde hunharca şişlenerek linç edildi, cesedi meydanlarda ve sokaklarda sürüklendi? Üstelik Libya iki parça halinde birbirinin kanını içmeye devam etmektedir.

Belki Lübnan’da toplumsal yapı, siyasal örgütlenmeyi destekleyici nitelikten yoksundu, ama bu yıllarca kahredici iç savaşın makul nedeni sayılmayabilirdi. Fakat Suriye’nin işgali, parçalanması, ihtimal kabilinden bir niçin, neden sorularını sormaya imkân vermemektedir.

Ne var ki, şöyle soruların nedenini, niçinini, nasılını, makul düşünme, bilme ve duyma gereği ortaya koyma zorunluluğu vardır: İslam ülkeleri niçin üretemiyor? Yerüstü ve yeraltı imkânlarına rağmen neden toplumsal gelişme ve refah düzeyini yükseltemiyor? Nasıl sermaye ve zenginlik bir avuç azınlığın elinde toplanırken, toplumun çoğunluğu yoksulluktan, yoksunluktan, sağlıksızlıktan, bilgisizlikten/cehaletten kurtulamıyor? Neden yönetimleri, meşruiyetlerini, Filistinli bir şairin söyleyişiyle, Batı, özellikle, kendi tanımlarınca “haydut” olan Amerika’dan devşirmekten vazgeçmiyorlar? Vazgeçemiyorlar?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?