Reklamı Kapat

“Ben” değil “biz” olmalı

İnsanların dünya görüşü ne olursa olsun, egoist, hümanist, bencillik ve biz yerine “ben” odaklı düşünceler kimde olursa olsun hiç de hoş karşılanacak bir düşünce tarzı değildir. Zira siyasi hayatımız boyunca takip ettiğimiz ve örnek aldığımız merhum Erbakan Hoca’dan “ben” kelimesini duymadığımız gibi, kendi şahsından söz ederken bile “biz” diye konuşurdu. Gerek şahsi karakter yapısı ve gerek de taşıdığı misyon, aldığı manevi terbiye ve hayatın gerçekleri O’na bu güzel hasleti yaşatıyordu. Onun için biz bir sözümüzde vaktiyle şöyle demiş idik:

“Ben, ‘ben’ diyen cahil kişidir.

Ben bana ‘ben’ diyemem.

‘Ben’ demek şeytan işidir...”

Evet, bencillik duygusu nefsin ve şeytanın arzu ve heveslerinden zuhur eden bir olgudur. Gurur, kibir ve enaniyet duyguları her kimde olursa olsun ki bu devlet adamı dahi olsa, Allah’ın hoşnut olmadığı ve yasak ettiği şeylerdir. Bütün bunları neden söylüyoruz? Bugünlerde bazı kişilerin enaniyet duyguları adeta tavan yapmış; makam, mevki, şöhret başını döndürmüş olacak ki; koskoca bir milleti, bir devleti temsil ederken bile “biz” demek yerine “şahsım” diyerek kendisini eşi benzeri olmayan ve erişilemeyen bir güç olarak görüyor. Tarih bize gösteriyor ki, bu duygular içerisinde hükümran olmuş, kendisini ilahlaştırmış krallar, hanlar, hakanlar hak ile yeksan olmuşlar. Ve hayır ile yâd edilenleri de yoktur. Günümüzde de maddi gücü elinde bulunduran nice devlet adamları vardır ki, akıbeti maalesef böyle olacak. Bir başka milletlerin söz konusu adamları bu durumda olabilirler, onlara sözümüz yok. Ama bizim milletimizin reisi böyle olmamalı. Hele de maneviyatçı kökten gelen birisi için de bu durum asla yakışık almıyor. Hem kendileri daha iyi bilirler ki, Allah’ı Zülcelâl Kur’an’da zatından söz ederken, “ben” demiyor, “biz” diye buyuruyor. Örneğin; Hicr Suresi’nin 9. ayet-i kerimesinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kesin olarak bilesiniz ki Kur’an’ı biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.” Yani böyle nice örnekler çoğaltılabilir. Demek istediğimiz şu ki, Allah’a iman eden, Resulü Kibriya (s.a.s.) Efendimizi rehber kabul eden hemen herkes makamı, mevkisi, konumu ve durumu ne olursa olsun enaniyetten, kibirden, gururdan ve bencillikten uzak olmalıdır. Bizim geçmiş tarihimize baktığımızda üç kıtaya hükmeden cihan padişahlarında enaniyeti asla görmediğimiz gibi, yüksek derecede tevazu sahibi kişiler idi. Karıncanın hakkını bile koruma noktasında gayet ince düşünerek, zamanın cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile yine zamanın kadısı Ebusuud Efendi arasında geçen bir olay bizi ince ve hassas düşünmeye sevk ediyor.

Zamanında ağacın birini karıncalar istila etmiş. Bunun üzerine Kanuni, Ebusuud Efendi’den fetva almak için şöyle yazıyor:

“Karınca şecereyi sarınca, mahsuru olur mu karıncayı kırınca?”

Ebusuud Efendi’nin cevabı:

“Yarın huzura varınca, Süleyman’dan hakkını alır karınca...”

Evet, bizim için büyük bir ders olan bu tür tarihi gerçekleri acaba hiç okumazlar mı ya da bilmezler mi? Bize göre bizden de daha iyi biliyorlar. Lakin nefis ve şeytan bir insanın kalbini istila etti mi maalesef Hakkı ve doğruyu düşünemez oluyor. Yine de Allah’ın tövbe kapısı açık. Daha da fazla ahkâm kesmek de haddimize değil. Allah herkese hidayet nasip etsin, vesselam...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsrafil Bayrakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?