Reklamı Kapat

Cahiliye hayatına özenti inanç probleminin ürünüdür

İçinde yaşadığımız toplumda cahiliye toplumunun âdet ve geleneklerinden olan çıplaklık, fuhuş, içki ve kumar gibi İslam’ın ortadan kaldırmak için savaş verdiği münkerat (çirkin şeyler) hızla yayılıyor. Günümüzde artık çok sıradanlaşan ve hiç utanıp arlanma olmadan alenen işlenen bu haramların sadece nefis ve şeytana uyularak işlenen günah olmaktan çok öteye geçtiği aşikârdır. Zira haramlar, bu kadar aleni ve bu kadar yüksek oranda Müslüman bir toplumda işlenemez.

Bugün içinde yaşadığımız toplumda -sebepleri ne olursa olsun- bir inanç problemi olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Bu tedavi edilmeden halkın haramlardan uzak tutulması ve İslami hayatın yeniden canlandırılması asla başarılamaz.

Nitekim cahiliye toplumları tarafından işlenilmesinde herhangi bir sakınca görülmeyen haramları İslam bir davranış şekli olarak değil de bir inanç, bir akide problemi olarak gördüğü için bunlarla ilgili hükümlerin tamamı Medine döneminde ve tedrici olarak inmiştir. Çünkü İslâm, bu cahiliye geleneklerin birtakım yanlış inançlardan kaynaklandığını biliyordu. Bunun için İslâm, önce kalplerde sağlam bir inanç, İslam’ın emir ve yasaklarına kayıtsız ve şartsız teslimiyet gösterecek bir toplum inşa ettikten sonra bu cahiliye âdet ve geleneklerini tümden ortadan kaldırmıştır. Eğer kalpte sağlam bir iman yerleşmezse insanlar İlahi yasalara bağlılık gösteremezler. Yasaklar kendilerine ne kadar hatırlatılırsa hatırlatılsın ve ne kadar nasihat edilirse edilsin, onlar kendilerini bu haramlardan uzak tutamazlar.

 İnsana, şehevi arzularına karşı koyacak bir güç ve kuvvet veren şey akidesi / inancı ve bu inanca samimiyetle bağlılığıdır. Bunun için İslâm, önce cahiliyenin rezillik ve sapıklıklarını tedavi etmekle işe başlamamıştır. Bunun yerine akideden işe başlamıştır. “Allah’tan başka ilah yoktur” ilkesinin yerleştirilmesi zaman olarak öyle uzun bir dönem kapsadı ki, bu zaman dilimi on üç seneyi aldı. Bunun neticesinde insanlar kendilerini Allah’a adadılar. Artık insanlar, Allah’ın kendileri için seçtiğinden başka hiçbir seçenek olmadığını idrak ettiler. İşte tam bu sırada, ibadet nitelikli semboller de dâhil olmak üzere yükümlülükler gelmeye başladı. Bu esnada, cahiliyenin sosyal, ekonomik, psikolojik, ahlâkî ve günlük hayata ilişkin kalıntılarının temizlik işlemi başladı. Çünkü onlar, artık her ne olursa olsun Allah’ın bir emri veya yasağı karşısında hiçbir seçenekleri olmadığını kavramışlardı.

Başka bir ifade ile: Emirler ve yasaklar tam bir teslim oluştan sonra, Müslüman’ın içinde tereddüt kalmadıktan sonra, Allah’ın emrine rağmen kendisinin herhangi bir görüşü ve seçeneğinin olabileceğini düşünmez duruma geldikten sonra başlamıştır. Nitekim Üstad Ebu’l Hasan en-Nedvi, “Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti” adlı eserinde, “Büyük Düğüm Çözüldü” başlığı altında şunları yazmıştır:

“En büyük düğüm. Şirk ve küfür düğümü… Çözüldü… Ardından bütün düğümler çözüldü. Peygamber (salât ve selâm üzerine olsun) onlara karşı ilk cihadını yaptı. Fakat her emir ve yasağın beraberinde yinelenen bir cihada ihtiyaç duymadı. İslâm, ilk savaşta cahiliyeye karşı bir zafer elde etti. Artık her savaşta zafer onların oluyordu. Onlar kalpleriyle, gönülleriyle, ruhlarıyla ve bütün varlıklarıyla toptan İslâm’a girmişlerdi. Doğru olan kendilerine açıkladıktan sonra, peygambere zorluk çıkarmıyorlardı. Onun verdiği hükme karşı gönüllerinde herhangi bir burukluk duymuyorlardı. Emrettikten veya yasakladıktan sonra kendilerine seçenek yoktu. Nefislerinin kendilerini aldattığı şeyleri Peygamber’e anlatıyorlar ve cezayı gerektiren bir suç işlediklerinde vücutlarını korkunç azaba teslim ediyorlardı. İçkinin yasaklama emri geldiğinde, içkiyle dolup taşan kadehler onların elindeydi. Allah’ın emri, onların ıslak dudakları ile yanık yürekleri arasına girdi. Şarap fıçıları kırıldı ve Medine sokaklarına döküldü.”

Evet, hicretin üçüncü senesinde, Uhud Savaşı’ndan sonra indirilen içkiyi yasaklayıcı ayetlerden sonra, halkın içkiyi bırakması için Medine sokaklarında dolaşıp: “Ey ahali, artık içki haram kılınmıştır” diye, bağırılmasından başka bir şeye ihtiyaç kalmamıştı… Bunun üzerine, elinde bardağı olan onu kırdı, ağzında bir yudum içki olan onu geri tükürdü. Şarap fıçıları kırıldı, içki şişeleri kırıldı. Böylece sarhoşluk ve içki kullanımı yokmuş gibi halledildi!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?