Reklamı Kapat

Tabak…

Hava da bari açık olsaydı diyor.

Yanındaki eşi de onaylıyor.

Havanın açık olması aslında kalbinin karanlık olmaması ile çok ilişkili idi.

Pencereden bakıyor, sıkıntıyla kafa sallıyor, yazık oldu bana diye arada karamsarlığa kapılıyor.

Bu kaçıncı bıçak yarası.

Her defasında çektiği acılar.

Değiştirilen platin.

Vücudun o metal parçasına direnişi, kabul etmeyişi, kayışı, ateşlere yanışı.

Dizlerinde eriyen kıkırdağın, kopan kasların, biten sıvının yerini karşılayacak başka seçenek kalmadığından, kesilmektedir her seferinde.

Yaşı seksen üç.

O uzun sancılı, ağrılı hastane maratonundan sonra eve dönüşünde buz gibi odasının ısıtılmayışı.

Oysa oğlu, torunları, gelini burnunun dibinde alt katında yaşamaktadırlar.

Sancısı çoktur fakat karnı da ne kadar açtır.

Ağrı kesici haplarını almasının vakti gelmiş, geçmektedir.

Sanki ameliyattan değil de, eğlenceden gelmektedir.

Kimsenin umurunda değildir.

Bir çorba olsaydı bari diye düşünüyor.

İçine ekmek doğrar, karnımı doyurur, haplarımı içerdim.

İçeceğim bir bardak çayı bile düşünmemişler diyor, hüzünle.

Bugün geçsin, yarın gelinin günü var; pastalar börekler yapacak onunla uğraşmakta zahir ki, çıkamadı yukarı, o vakit bir tabak peynirli börek getirir de yerim.

Kaç gündür hastanede şeker ve tansiyonu düzenlemek için tuzsuz, yağsız kabak yemekten bıktım. Hele sabah olsun, ilk pişenlerden belki çıkarırlar yukarı. Öğleden sonra kabul gününden artanlardan da verirler.

Rüyalarına girmeye başlamıştır, sıcak buğuları tüten peynirli börek.

O gece açlıktan uyku zor tutar.

Gerçi seksenbeşlik eş, onun da ayağı ağrıdan aksasa da ekmeği arasına reçel sürmüş getirmiştir. İçinden söylenmiştir, bu 60 yıllık hayat arkadaşım, hâlâ bilmiyor mu benim tatlı sevmediğimi.

Ertesi günü zor eder.

Gelini yaprak sarmasını da çok güzel yapmaktadır.

Mutlaka ondan da çıkarır yukarı.

Hele keşkeği onun üzerine yapan yoktur, mis gibi kokusu gelmektedir.

Kocasına saati sorar. Vakit ne kadar yavaş geçmektedir yatan hasta için. Neredeyse sene gibidir saatler, acıdan dönmeye korkarken bacağı dağ gibi ağır, dikiş yaraları, kesileri, kemikleri sızlamaktadır.

Doktor yürüyeceksin demiştir ama eşi de ameliyatlıdır. Zaten kendisi iri yarı aşırı kilolu iken o küçük cüsseli adam nasıl yardım edebilecektir.

Belki delikanlı torunu ya da oğlu yürütmek için çıkarlar yukarı.

İhtiyar adam eşinin eve gelmesiyle sevinçli, öyle ya uyur da uyanamaz narkozdan diye nasıl korkmuştur, ne sadakalar adamıştır. Karanlık havaya karşın umut gönlünde pembe zerdali dalları gibi bahar açmıştır.

“Dur sana bir çorba yapayım benim de karnım acıktı şöyle karşılıklı içeriz”.

“Aa yok sakın yapma, şimdi gelin, tabak gönderir sonra kalır, ziyan olur çorba. Acık sabret, bak sesleri gelmekte, toplandılar. Şimdi yerler içerler az sonra da dağılırlar, dur biraz bekle, az kaldı, gelir neredeyse”.

“İyi ama vakit çok ilerledi, sen de acıktın, hapların saati geçmekte”.

“Olsun bekle biraz”.

İkindi okunur, akşama yakın konuklar dağılır. Yatsı sarayına çekilir. Gece iner. Tabak gelmez.

İki küçük çocuk gibi kalakalmışlardır. Başka konuklar mı geldi acep derler.

Kulakları kapının zilinde.

Çalmaz lakin.

Vakit iyice ilerler. Hasta uykuya dalamaz. Karnı açtır. Sabah ezanları okunur. Kahvaltıya ısıtıp getirecekler derler.

Öğlen olur, umutları biter.

Aşağıdan kahkaha sesleri gelmektedir. Azıcık büyük oğlanın dikkatini çekmektedir, annesinin babaannesine ilgisizliği.

Acaba ben de mi bu duyarsızlığı yapacağım ileride diye arada çok az da olsa aklına gelmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?