Reklamı Kapat

Yazdılar, çizdiler; içlerini 15 Temmuz’da döktüler: Daha biz hesaplaşmaya başlamadık

12 Eylül’e saatler kala diyeceğimiz bir zaman diliminde yazılmış, içinden FETÖ çıkan bir gazetedeki bu başmakale. (7 Eylül 1980)

Kalemşor 11 Eylül’de İngiltere’ye gitmiş. Birkaç gün sonra yine devamda vazifesine: “12 Eylül Türkiye’si İngiltere’den güzel görünüyor,” veznindeki yazılarıyla.

Döndüm geriye baktım. Bugün köylüleri “Mataracı” ve muadilleri AP milletvekillerinin CHP’yi 1978 ve 1979’da tam iki sene iktidar ettiklerini unutturmak için CHP’yi iktidar etmedik diye kalem oynatanların o geçmişteki yazılarını karıştırdım.

MSP’nin “kerhen” desteklediği AP azınlık hükümeti, Demirel’in 100 gün iddiasının içindeyken rahmetli Erbakan Hoca’mız eksikliklerin ve zulümlerin aynen devam ettiğini milletine şu cümlesi ile ilan eder: “AP ile CHP birleşsin tek parti olsun?”

İktidarlarındaki icraatları aynı olan iki parti, yapışık ikizler gibi yaşayacaklarına tek parti olmaları daha hayırlıdır ülkemiz için... Erbakan Hoca’nın anlattığı budur.

(Profesörün anladınız mı şimdi telaşını?

Bir de demez mi:

- AP ile CHP birleşsin, tek parti olsun?

Niçin AP?

Bilakis…

“Asıl MSP ile CHP birleşsin, tek parti olsun..”

Pek yaraşırlar doğrusu.

Eh, solculukta da güzel yarışırlar..

Al sana işte…

Mevcutlar yetmiyor, CHP içerisinde bir fraksiyon daha..)

O günlerin ünlü AP ve Demirel kalemşorü Rauf Tamer, azınlık AP iktidarının birkaç ay sonra başarılı olacağını iddia ederken “Profesör” sade sıfatıyla yazdığı Erbakan’ı telaşlı diye, panik yapıyor diye suçlarsa, paslaştığı İngiltere seyahatçileri onu taklit etmez mi? Ederler! (Rauf Tamer Dokuzuncunun günlerini yaşarken bu yazdıklarını hatırlamış olabilir mi?)

Yukarıya bir yazısının klişesini koyduğumuz ve bugün o ismini kullanmayan yazar kişisinin 12 Eylül gelirken yazdıklarından iki parçayı daha sunuyoruz dikkatlerinize. Devamı belki sonraya...

“Hatırlar mısınız bir zamanlar Pilavoğlu ve müritleri heykellere dadanmışlardı. Atatürk heykellerine saldırıp bununla kendilerini tatmin ediyorlardı. Ardından ne oldu? Koruma Kanunu çıktı. O gün bugündür Atatürk tartışılamıyor, methiyenin dışında her türlü tahlile, yoruma tenkide kapalı tutuluyor.

Adı derviş Mehmet olmamış da Necmeddin olmuş soyadı Pilavoğlu olmamış da Erbakan olmuş ne farkeder? Değil mi ki bu da ‘Dindar’ görünüşü altında Dine en büyük zararı veriyor, değil mi ki dindarları tekrar zindanlara tıkayacak bazı kanunların çıkması için belki sözleriyle değil ama hal ve fiiliyatıyla zemin hazırlıyor. Derviş Mehmet’in o hareketini İslam için zararlı kabul edip de Erbakan’ın bu hareketlerini zararlı kabul etmemek akla, mantığa ve sağduyuya sığar mı?”

“Derviş Mehmet adlı meczup Menemen’de ne yapmıştır? Eline geçirdiği yeşil bayrağı sallaya sallaya arkasındaki üç-beş zibidi ile şeriatı getireceğini bağırmıştır. Bu hareket sonraları yüzlerce cana mal olmakla kalmamış, her inanmışın başında Demoklesin kılıcı gibi duran 163. Madde ve benzerlerini doğurmuştur. ‘Şeriat tehlikesinin mevcut olduğu’ görüşüne haklılık kazandırmıştır. Tamam bu hadise düzmece bir hadisedir, yıllar yılı başımıza ekşitilmek için planlanmış, uygulanmıştır, tabiatiyle Derviş Mehmet meczubu planın bir küçük parçasından ibarettir, Yoksa Erbakan da böyle midir? Doğrusu kesinkes hayır diyemiyor insan.”

Bir karikatürlerini hatırlıyordum. Onu bulmak umuduyla kütüphanede 73-80 arası sayılarına karıştırdım. O günlerde orda burda gördüğümüzde baktığımız ve fakat bu yazdıklarını farketmediğimiz bu gazetenin bir manşetini ve bir baş makalesini buraya bugün koymamızın sebebi çoktur.

Mesela birisi, içlerinden bir FETÖ çıkmasının nasıl hazırlandığına küçük bir kanıt olsun.

Her gün ve her sayılarında, tüm yazarlarının Erbakan ve Milli Görüş’e bakışlarının aynı kalıpta olması, yönetimlerinin tek düğme ile sağlandığını anlattı bugün bize.

Haberciliklerini ise, ne kadar sol örgüt varsa, hangisinin nerede, neyi yaptığını yazmak, dahası dinleyicisi olmayan Rusçu Bizim Radyo’nun yayınlarında seslendirilenleri duyurmakla sınırlı sayın. Elbette Erbakan ve Milli Görüş’e negatifliklerinden yer kalmışsa sayfalarında..

12 Eylül’e kadar okuyucularına bir ihtilal olabileceğini hissettirmeyen ve onları Erbakan ve MSP şahsında müslümanlara nasıl bakmaları gerektiğini yukarıya aldığımız örneklerde anlatanların, 12 Eylül’ü İngiltere’de karşıladıklarını birkaç gün sonraki yazılarından öğrendiğimizde neler hissettiğimiz şimdi kimsenin bilinmezi olmamalıdır.

12 Eylül’den sonraki T.Özal iktidarının, ülkeyi ranta açıp bir hesaplaşma yaptırmamasının da uygulanan o planın parçası olduğunu bugün yazmamız, bilmeyiz ne kadar inandırıcı ve uyandırıcı olacaktır.

Erbakan ve MSP’yi o gün öyle anlatarak içlerinden bir FETÖ oluşumu çıkmasına zemin hazırlayanlardan biri olan ve yazısının klişesini koyduğumuz sahte isimli yazar kişi, Erbakan başbakan olduğunda ve sonrasında nerelerde bulunmuş hangi ödüllere kavuşturulmuştur? Gibi bir soru ile zaman kaybetmeye gerek yok şimdi. Kendi deyimiyle yazarsak, yakasına yapışılması gereken günleri kaçırmış herkes.

Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Kurdaş’a, katıldığı bir Akit TV programında saygısızca ve akıllarınca mesaja duranları duyduğumda, üzüntümü, yeni nesil gençliğimiz farketsin ve anlasın istediğimizden yazdık bu giriş yazısını şimdilik.

12 Eylül’lerde soluğu İngiltere’de alanların veya aldırılanların iftiralarını sonlandırmalarını isteme vaktimiz geçmektedir zira.

“YENİ” MEŞGULİYETLER O BÖLÜK’TEN DÖKÜLENLERDİR

Çok değil iki hafta önce, 23 Kasım 2019 tarihli sayfamızda “Başı gitti Bölüğü kaldı” başlıklı yazımızla ünlü Türk gazetecilerinden “Koruyan” sıfatıyla anacağımız F.Koru’nun yanlış, hatalı ve maksatlı yönlendirmesindeki Bölükbaşı övgüsü ve Menderes yergisine karşı çıkmış ve basınımızdaki kayıtlarla okuyucularımızı bilgilendirmiştik.

Yandaş sıfatının üzerlerine konfeksiyon usulü “cuk” oturduğu sağcı kalemcilerin, katiplerin, ısmarlamacı yazarların okuma özürlü oldukları iddiamıza bir delili, belgeyi bir sosyal medya anlatımında gördüğümüzde, biz de sayfamızdan duyuralım istedik.

Meseleyi, biz yazdık neden bilmiyorlar gibi bir basitlikte düşünmesin insanlar.

Zira biliriz biz, Milli Gazete’yi okumama sebeplerini.. Ya kapasiteleri yetmiyordur, ya da kafa konforları bozulsun istemiyorlardır.

Okumayabilirler.. Okusalardı uzak diyarlara “Büyük adam ya da imam” aramaya çıkmazlardı da demeyiz.

Fakat!..

Fakat bu ülkede yaşanmış olayları yanlış anlatır ve yanlış yorumlarlarsa biz bu oyunu bozarız.

Ürettikleri sahte kahramanlara, ülkenin gerçek kahramanlarını boğdurtmama hakkımızla yazarız gerçekleri, olayların saklanan yüzlerini.

Vefalı ve çilekeş bir dostumun paylaşımında ilgili kısmı aynen alıyorum buraya. Ünlü Türk gazetecilerinden sayılan, saydırılan Selahaddin Eş’ten duyduklarıdır sosyal medya ekranlarına düşürdüğü.

“Osman Bölükbaşı 1961 seçimleri propagandasında canlı yayında Radyo’da yaptığı konuşmada, dolaylı olarak Menderes’in idam edilmesini eleştirir. Darbeci General Cemal Gürsel-Bu konuşmayı Radyo görevlileri susturmalı ve Osman Bölükbaşı’nı kulağından tutup Radyo’da atmalıydı- diye bir beyanat verir.

Seçim çalışmaları nedeniyle Osman Bölükbaşı Konya’ya bu hadiselerin sonunda gelecektir ve Konya’da 100.000’lere yaptığı hitabede – Osman Bölükbaşı’nı kulağından tutup Radyo’dan atacak daha anasından doğmadı- sözlerinin akabinde Konya milletvekillerinin çoğunu Bölükbaşı’nın aldığını anlattı.”

1961 seçimleri Mendereslerin idamından bir ay sonra yapılmıştır. Yani milletin şehidlerinin daha kırkı çıkmamıştır. Bu zaman dilimi iyi bilinmelidir, eğer acılı milletin siyasi tercihinin yorumları doğru öğrenilmek istenirse.

Kastedilen o Radyo konuşmasına kadar, ki yansımasına yazılı basının arşivlerinde hiç rastlanmamıştır, idamları istemediğine dair bir cümlesi yoktur Bölükbaşı’nın.

“İdamları dolaylı olarak eleştirmek” artık ne demekse.. Cemal Gürsel de darbeci değil, darbenin başına getirilip, oturtulandır.

Dahası o günlerde, gireceği bitkisel hayattan çok uzakta olup, susturma gücünü kullanacak ayıklıktadır.

Senaryo yazıcıların, Osman Bölükbaşı’nı kulağından tutulacak yapmalarını, bizzat Bölükbaşı’nın da Konya meydanında haykırması, onun efeliğini, yiğitliğini, kahramanlığını vurgulamaktan ziyade, küçüklüğünü ve güçsüzlüğünü peşin kabul etmesidir ki, acısını 1962 yılında partisini terkederken herhalde yaşamıştır. 50’den fazla milletvekili olan CKMP’den gönderilmesini, isteyen kulaktan tutulup atılması olarak yorumlayabilir.

Konya’daki yüzbinler ve kazanılan milletvekili sayısına gelince..

27 Mayıs’cıların, idamlardan hemen sonra yapılacak seçimde, kendilerinden hesap soracak bir Meclis çıkmaması için gayret göstermeleri, bir takım çalışmalar yapmaları gayet tabi iken ve İnönü’lü CHP’nin başarılı olamayacağını hissetmişlerken, Konya gibi Demokrat kalelerde AP ve YTP’nin gücünü azaltmak planıyla bir Bölükbaşı üfürülmesini bugün hala anlamamışsa, çözememişse sağcı katipler, biz buralarda bıkmadan, usanmadan yazmayı sürdüreceğiz. Sakınılsın onlardan diye..

1961 Konya seçim sonuçları da şöyle: CHP 6, AP 4, CKMP 4, YTP 2.

Bölükbaşı’nın CKMP’sinin 4 milletvekili çıkarmasındaki en büyük etkenlerden biri de listesindeki Kadircan Kaflı’dır. Konya’da okumuş olan ve Konyalının da tanıdığı bu kültür insanını tercihleri asla bir Bölükbaşı tercihi değildir. Konya’yı ve Konyalıyı tanımayanlarca bu da bilinsin, isteriz.

Sıradan bir siyasi tetikcilikten öte meziyeti olmamış bir Bölükbaşı’nın o günlerde hangi “arz”da yaşadığının yansıması bir karikatürü buraya koydukki insanlar yanlışlarını düzeltsinler, ısmarlamaya çalışsalar da..

Önemli not: Babacanlar, Davutoğlular yeni parti kuruyorlarken, eski bir partiyi ve eski bir politikacıyı niçin yazdınız diye sual eden olursa..

İşte tam biz de bunu, bu işleri anlatıyoruz, deriz.

Birbirlerine ne kadar çok benziyorlar. Daha doğrusu, ne kadar çok benzetilmişler, demeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?