Reklamı Kapat

Edep ya hu!

Özel televizyonların hayatımıza girdiği günden beri neredeyse çeyrek asır geride kaldı. Bu süreç içinde medya baronları, insanlarımızı şekillendirmek, biçimlemek ve kendilerinin istediği şekilde bir açıdan formatlamak için çeşit çeşit programlarla karşımıza çıktılar. Özellikle ahlakımızı ve maneviyatımızı deforme eden dizi kültürü, geleneklerimizi, göreneklerimizi, edep ve adabımızı yok etmek, iffeti değil şehveti başrole koyan bir anlayışı içselleştirmek, mahremiyeti kurcalamak, maraz meraklara servis bağlamında müthiş bir kirliliği üzerimize boca etti.

Bir televizyon kanalında tutan, reyting getiren, seyredilen bir yapım, hemen başka bir kanalda taklit edilmeye başlandı. Kendi kurallarını kendileri koyan, elinde silah piyasalara biçim vermeye çalışan, türlü entrikalarla mafyayı özendiren tipler, izleyicilerin nezdinde meşrulaştırılmak için her şey yapıldı. Bir bölümde onlarca kişinin öldüğü ve emniyet teşkilatının bu olaylara bihaber kaldığı bu yapımlarla şiddet kültürü bir zehir gibi insanlarımızın bünyesine enjekte edildi. Bu şiddet kültüründen beslenen anlayış, reyting garantiliği olduğu için senaristler her hafta ellerinde silahları etrafa şiddet saçan başrol kahramanlarını daha çok figüran tepeleyecek senaryolarıyla yücelttiler, izleyicinin nezdinde meşrulaştırdılar. Bir yanda şiddet sarmalıyla her hafta evlerimizin içinde yönümüzü şaşırdığımız bu diziler, diğer yanda maneviyat iklimimizi yok etmeye çalışan bir başka damar ile karşımıza çıktı. Aşkı, sevgiyi, merhameti, sevdayı, tutkuyu kendi maraz dünyalarındaki anlayış ile biçimleyen senaristler, nerde akşam orda sabah bir anlayışı, amcasının karısına âşık olan yeğeni (Aşk-ı Memnu), evlendiği halde hâlâ eski karısını –o da bir başkasıyla evli olduğu halde- elde etmek için türlü entrikalar çeviren kahramanı (Bir Zamanlar Çukurova) çok matah bir şeymiş gibi bizlere sunmaktan geri kalmadılar.

Normal hayatta birisinin başına gelse, “Böyle bir şey olur mu? Bu ne biçim insan ilişkisidir? Bu nasıl maraz aşktır? Bu nasıl entrikadır? Biz bunları onaylamıyoruz” diyeceğimiz her türlü şey, hayatımızın ta merkezine, hem de ekranların prime time kuşağında konulur oldu.

İletişim profesörü Haluk Şahin ile geçtiğimiz dönemlerde yaptığımız bir röportajda, “Maraz meraklar sınırsızdır. Bir kez bu damarı kullanmaya başlarsanız ve insanların maraz meraklarına yönelik yapımları fütursuzca ekranlara getirirseniz, bunun arkasının kesilmeyeceğini de öngörmeniz gerekir” demişti.

Televizyon denilen aygıtın dört fonksiyonu vardır… Enforme etmek, bilgilendirmek, eğlendirmek, ticaret yapmak… Maalesef, bugün televizyonların bilgilendirmek nosyonu tamamen ortadan kalkmış gibi görünüyor. Yaşadığımız çelişkiler yumağı, reytinge dayalı bir puslu ortamı önümüze dayatıyor. Bu sisli ve puslu ortam, bu kirlilikten beslenen, yönünü, hayatını, kişiliğini, kimliğini bu sahte dünyanın hayali kahramanlarının vazettiği değerler üzerinden biçimleyen insanlarımızın her geçen gün daha da batağa saplanmasına yol açıyor.

Şunu açıkça ifade etmemiz gerekiyor… Bir toplumu bitiren, yok eden, çürüten asli değerler ekonomik değildir, siyasi değildir… Bir toplumu çürüten şey, maneviyat dokusunun yok olması, ahlakın, edep ve adabın bitmesidir… Bunu ecdadımız, her yere astığı şu çok güzel hilye ile ne güzel özetlemiş: “Edep ya hu...”

Gözlerini ve ruhlarını maddiyat bürümüş medya baronlarını edep iklimine döndürecek, bu arsızların toplumun manevi damarlarını koparmalarını engelleyecek bir şeyler yapılması gerek.

Hem de acilen!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?