Reklamı Kapat

Şehir Üniversitesi gerçekten şehirli mi?

Ülke siyaseti renklenmeye başladı ve öyle görülüyor ki cümbüşe dönmesine rağmen bu seviyede duracak. Daha renkli hayatlar, daha güzel renkler, daha tatlı renkler göreceğiz. Siyasetteki dalgalanmalar siyasetçilerin kimin yüzüne kara çalıyor, kiminin yüzünü ak ediyor. Kimini vezir, kimini vezir iken rezil ediyor. AK Parti’de olası bölünme ihtimali belli ki AK Parti yönetimini bayağı germiş. Bu durumu bir fikir ya da rant veya ihtiras ayrılığı olarak değil, bizzat ihanet olarak görüyorlar. (Bir kardeş tavsiyesi olarak hemen şunu söyleyeyim ki siyasette ayrılıkları ihanet olarak yorumlamak genelde işe yaramaz tecrübe ile sabittir.) Ancak bayağı kirli çamaşır dökülecek ortalığa sanırım… İyi mi olacak?  Bence hayır. Zira göstermelikte olsa itibar sahiplerinin itibarlarını kaybetmelerinden haz almam. Biz gerçekleri biliyoruz zaten, bırakın onlar bilmediğimizi zannetsinler. Neyse, konumuz bu değil konumuz Şehir Üniversitesi bağlamında birkaç söz etmek.

Süreci medyadan takip ediyordur herkes… Şaka maka bir üniversiteye çökme harekâtı ile karşı karşıyayız. Efendim şöyle yapmışlar, böyle yapmışlar, yok arazi şöyle idi, yok kira değil tapu idi… Geçelim bunları. Yapılan olay çok net. Sayın Cumhurbaşkanı verdiğini geri alıyor. Yani onun onayı olmadan açılması bile mümkün olmayan bir yapı, onun kararı ile tasfiye ediliyor. Olay bu kadar açık ve net… Bu tasfiye Sayın Cumhurbaşkanının onayı ile kurulan bütün yapıları riske ediyor mu evet. Ancak konumuz o değil.

Gözünü sevdiğim gelenek her duruma bir hikâye bulunur kendilerinde… Hani meşhur bir hikâye vardır burada anlatmayayım. Özetle derki hikâye: “Bir kerametle gelen bir yellenme ile gider…”

Bu konunun magazin kısmı, asıl ilgilenmemiz gereken kısım: “Biz muhafazakâr kesimin niçin, neden, niye hiçbir işi düzgün yapamadığıdır”. Bir tane özel üniversite ya da kurum başarımız yok. Dünyayı bırakın, Türkiye’de budur diyebileceğimiz bir kurumumuz yok, oluşturamadık. Belki İSAM istisna edilmeli. O da özel teşebbüsün değil devlet aklının bir projesi.

Neden başaramıyoruz?

Çünkü bilimsel bir zihne sahip değiliz. Bilimle uğraşan kesim meselenin fersah fersah uzağında. Yıllardır medreseler de ilim geleneği içerisinde konumu bilinmeden üst düzey metinler okutulup durdu. Okutulmaya da devam ediyor. Mesela “Mevakıf” okutulan onlarca medresemiz var ancak bir türlü “Mevakıf” nedir? Gelenek içerisinde ne anlam ifade eder? Hangi bilimsel arka palana dayanır? Atıfları nelerdir? Bu yüzyılda ne işe yarar? Gibi sorular sorup da üst düzey bir metin, ya da düşünce inşa edemedik. Yıllardır Cumhuriyet Türkiye’sinde milleti medrese muhabbeti ile oyalıyoruz. Ancak hiçbir şey çıkmadı. Bunu görmemek için ısrar ediyor gözlerimizi kapatıyoruz.

Niçin?

Çünkü “Bilim nedir?” sorusunu tam olarak sorup cevaplayamadık. Yani bilimsel gerçeklik karşısında doğal olarak susuyoruz. Medresede yıllardır yetiştirdiğiniz talebeler kalkıyor bir BBC belgeseli izleyerek yahut kırık bir jeoloji mühendisinin din hakkında ki görüşünü dinleyerek deist ya da ateist oluyor ise bu talebenin değil sistemin yani medresenin sorunudur.

Neden başaramıyoruz?

Çünkü zenginimiz entelektüel değil. Zenginlerimiz milyonlarca hatta milyarlarca dolar yardımda bulunuyor. Ancak bilimsel araştırmalara değil. Aynı anda başlayan araştırma merkezi ve cami inşaatında, cami inşaatı yıllarca önce bitiyor, araştırma merkezi hala bitmiyor ise zenginimiz hala entelektüel seviyeye gelememiş demektir. Mesela hiçbir muhafazakâr zenginin Genetik Mühendisliği’ni, Yazılım ve Kodlama Mühendisliği’ni veya Yapay Zekâ Araştırmaları’nı desteklediğini görmedim. Batı düşüncesinin ya da bırakın Batıyı, İslam düşüncesi klasiklerinin tercümesini destekleyen zengin var mı? Yani zenginlerimiz kusura kalmasınlar ancak hala taşra zihniyetini devam ettiriyorlar.

Neden başaramıyoruz?

Âlimimiz yok. Olanlarda aykırı görülüyor.  Şöyle ifade edeyim.  İyi bir İslam âlimi olabilmek için Arapça, Grekçe, Latince, İbranice, Kadim Farsça ve Sümerce bilmek gereklidir. Din hakkında konuşabilmenin değil, ancak sözünün her ortamda dillenilebilmesinin ön şartı bu dilleri bilmekten geçer. Zira din araştırmaları bu dil havzaları üzerinden şekilleniyor. Bu diller bilinebilir mi? Bizim için zor ancak bu idrake sahip ailelerin çocukları için mümkün.

Neden başaramıyoruz?

Çünkü haddimizi bilmiyoruz. Merdiven altı bir dernek ya da vakıf kuruyoruz. Sonra bu vakıf ve dernekte kalkıp dünyayı kurtarma naraları atıyoruz. Ay sonu gelince derneğin kirasını ya da faturasını ödeyemiyoruz ama olsun, “Biz uyuz atlara binerek tuna boylarına gideceğiz” gargarasını sarf etmekten ve bu gargarayı sarf edenleri alkışlamaktan geri durmuyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Can Dere - Ahvâlimizi gayet iyi anlatmışsınız. Ben de her zaman şunu söylerim; başta futbol ve siyaset olmak üzere Edirne’den öteye geçemiyoruz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Aralık 11:15

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?