Bu düzen kimin?-1-

Bu düzeni “biz” kurmadık. Yaşadığımız tüm sorunları bu düzen üretiyor. Biz de inatla onu korumaya, sürdürmeye çabalıyoruz?! PKK’yı, deizmi, bencilliği, tefrikayı, çatışmayı, dünyevileşmeyi, bağımlılığı, maddi-manevi tüm sorunları bu düzen üretiyor...

Bu düzen,”İslami” de değildir, “demokratik” de. İki kavram da sömürülmektedir. Parçalanmış bir din ve demokrasi adına “demokratur” uygulamaları var. Hakk’ın iradesi de yok, halkın iradesi de... İslam karşıtı/laik/lâdini/seküler/deisttir. İslam devlete bağımlı, devlet de laiktir. İslam laik devletin tasarrufunda, egemenliğindedir. Halka rağmen “demokrasi”de olmaz. Düzen, halkın iradesiyle dizayn edilmemiştir. Hem de karşıtlar en ağır bir şekilde bastırılmış, cezalandırılmıştır. Halkın kıblesi/istikameti /yolu başka, düzeninki başkadır (Batı’dır). Milli/yerli de değildir. Yabancı ve kötü taklitçidir (çakmadır). İlerlemeci değil; gericidir. Bağımsız değil; Batı’ya (körü körüne) bağımlıdır. Başlangıçta devrimci iken, sonradan bağnaz, tutucu ve muhafazakârdır, tabudur.

Devlet, düzen halk için değildir. Halk, devlet/düzen içindir. Düzen dogmatiktir. Tartışılmaz, eleştirilemez, değiştirilemezdir. Devlet, dindir, efendidir. Hizmetçi değildir. Demokrasi adına da “demokratur” uygulamaları yürütülür. Devrimler bile halka rağmen halk adına yapılır. Benzedik, benzetildik. Süreç sürüyor... 

Bize ait olmayan isim, kavram, kural, kurum ve ilkeler, değerlerle oluşturulan bu düzen bizim olabilir mi? Farklı ülkelerin/Avrupa’nın farklı hukuklarından alıntılarla oluşturulan bu düzen, bu yönüyle “düzen” kavramını bile hak edemiyor. Bir düzenin kendi içinde uyumlu, tutarlı olması gerekir. Derme çatma “düzmece” bir düzen. Fransa, İsviçre, Almanya, İtalya hukuklarından alıntılar, yamalar... Bu düzeni kuranlar da, sürdürenler de bize yabancı. Bu düzeni ancak yabancı ve zulüm kavramlarıyla tanımlayabiliriz.

Hayat kitabımızdan bilinçli olarak uzaklaştırıldık. “Türkçe” diye Latin harfleriyle soldan sağa yazıp, okumaya uğraşıyoruz. Tercümesi de, tefsiri de öyle... Özetle kitabımızı tersinden oku(tulu)yoruz. Böyle olunca da onu anlamada, öğrenmede zorlanıyoruz. “Okuma” da Rabimizin adına olamıyor. Atalarımızın dilini, harflerini özetle onlara ait ne varsa terk ederek, onların yolunu, yönünü (kıble) terk edip, Batı’nın kuyruğuna takıldık. Redd-i miras bize ne kazandırdı? Nerede izzet, nerede devlet? Kitabımız Hak/doğru... O’nu tersinden okuyup, yazarak doğru nasıl öğrenip, anlayabiliriz?

Amaç da zaten buydu. Öğrenilemesin, anlaşılamasın. İnsanlar da “yaratıp, yaşatan” Rabblerine kulluk edemesinler, tağutlara kölelik etsinlerdi. Ve tuttu. Harf devrimi de İslam ile, ecdat ile, tarihimiz, köklerimiz ve değerlerimizle aramıza mesafe konmak içindi. Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle: “Kamus, namustur.” TDK’nın başına Türk de olmayan, Müslüman da olmayan Ermeni kökenli Agop Dilaçar atanmıştı. Böylece dilimiz Arapçanın, Osmanlıcanın esaretinden kurtulacak, Batılı kavram ve kelimelerin esaretine girecek, böylece özgürleşecektik. Sonuçta iki nesil aynı dili konuşamaz, birbirini anlayamaz oldu. Dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz.

Kitabımız nasıl lafız/söz olarak tersine çevrildiyse mesajları, hükümleri, emir ve yasakları da öylece tersine çevrilerek haramları helal, helalleri de haram yapıldı. Hükümlerin tam tersi yapıldı. Yürürlükten tamamen kaldırılıp, Avrupa’nın çağdaş(!) kanunları iktibas/alıntı edildi... Batılılaşarak, kendimiz olmaktan çıkartılacaktık. Hukuk, devlet, eğitim, diyanet her şey laik olacaktı. Eğitimin adı “milli” olsa da kendisi Batılı olacaktı. Bu nedenle eğitim sistemimiz/müfredatımız 1947’lerde başında ABD’lilerin bulunduğu bir heyete/kurula teslim edilmişti (Fulbright). Bu kurul hâlen işbaşında... Milli, yabancı; yabancı da milli oldu. Ve nesillerimiz deist, ateist, materyalist, taklitçi, kimliksiz, kişiliksiz, madde bağımlısı... Biz “milli”, “yerli” hamasetine devam edebiliyoruz?!

Alev Alatlı: “Kemalizm bir Yahudi oyunudur. Kemalizm’i proje olarak oluşturan Moiz Kohen Yahudi’dir. Ne biçim Türkleriz ki, bizim ideolojimizi bir Yahudi yazıyor. Zira Yahudi Moiz Kohen (Munis Tekinalp) Kemalizm’in ideologudur. Tıpkı Agop Dilaçar’ın TDK’nın başuzmanı ve Ermeni olması gibi.”

Kelimelerimiz, kavramlarımız ne kadar bizim/milli ise, düzenimiz de o kadar “milli” ve “yerli”dir(?!) Alfabemiz/yazımız ne kadar “Türkçe”? Atalarımız neden sağdan sola okuyup, yazıyorlardı? Onların takvimini değil de bir papaz olan Gregoryen takvimini kullanıyoruz? Onların harf ve tatil günlerini benimsiyoruz? Onların yasa ve ilkelerini, değerlerini(!) benimsiyoruz. Onların yolu/kıblesi,yolumuz ve kıblemiz?! Onların düzeni de düzenimiz? Hem de karikatürü... Ve onların hayat tarzı...

Onların hayat tarzları, nasıl olur da bizim hayat tarzımız olur? Ecdadımızın dost ve düşmanlarıyla bizimkiler aynı mı? Biz, “biz” miyiz? Kendimiz miyiz? Başkası/Batılı olmak için zorlanan, kimlik/aidiyet/şahsiyet değiştiren/benzetilen/benzeyen... Neye, nereye, hangi kültüre, medeniyete aidiz?

“İdeolojiler, idrakimize giydirilen deli gömlekleri...” “İdeolojiler, Batı’da dinin reddinden sonra edinilen kılavuzlardır; bunlardan kurtulmadıkça kurtulamayız. Sağ-sol kavramlarından, ideolojilerden kurtulmak zorundayız. Bunlar bizi bölüp, çatıştırmak için alındı. Bizde karşılığı yok. Kendi kavramlarımıza, kimliğimize dönmek zorundayız.” (C. Meriç)

“Mağluplar, galipleri taklit ederler.” (İbni Haldun) “Ne Batılı olduk; ne kendimiz kaldık.” “Ülkemizde Haim Nahum doktrini uygulanmakta.” Buna göre; “işsiz, yoksul, borçlu, ahlaksız/İslamsız ve parça parça alacağız.” Ki, Sevr, Arz-ı Mev’ud/BOP gerçekleşebilsin. Ne yazık ki bu doktrin başarıyla uygulanageldi. Kılavuzlar “karga” olunca olanlar oldu. Şaşırıp kaldık. Çırpınıyor, çatışıyoruz. Zihinlerimiz, kalplerimiz, ümmetimiz, milletimiz parça parça... Tevhidimizin gereği olarak tüm beşeri düzenlere “la” diyoruz. İfsad projeleri başarı ile uygulanabiliyor. Bu sihirli/büyülü düzen ne zamana kadar? Gelin bu düzeni, tek alternatifiyle değiştirelim: “Adil Düzen”

Zulüm düzenlerinin tek alternatifi adil düzendir. Zulüm düzenleri/ideolojiler, günümüzde Firavun’un zulüm düzeninin devamı özelliğindedir. Materyalizme, hile ve aldatmaya, sömürüye dayalı büyülerle/illüzyonlarla/göz boyamalarla yürütülen düzenlerdir. Firavun’un yanındaki sihirbazlar halkın gözünü boyamak suretiyle, Firavun tağutuna köleliğe/itaate yönlendiriyor, Firavun ve düzenini yüceltiyorlardı. Firavun halkını bölerek, kutuplaştırarak, ötekilerini de yok ederek veya köleleştirerek yönetiyordu. “Bırakın Musa’yı öldüreyim. O sizin dininizi/düzeninizi değiştirmek, ifsad etmek (büyücülüğü ile), sizi yurdunuzdan çıkartmak istiyor.” Sihirbazlık çok önemli, rağbet edilen şeydi. Düzene destekle Firavun’un tağutluğunu kolaylaştırıyor, hükümranlığını güzel göstermeye çalışıyorlardı. Gerçekler örtülüyor, gözler boyanıyor, algılarla yönetiliyordu. Sihirbazların ellerindeki ip ve değnekler, günümüzde medyaya, farklı ideolojilere/düzenlere karşılıktır. İdeolojiler zulüm, zorbalık, aldatma ve sömürüye dayanır. Sihirlerle zulüm gizlenmeye çalışılır. Hz. Musa’nın Firavun’la mücadelesi tevhit ve adalet mücadelesiydi; tağuta, şirk ve zulme karşı... Hz. Musa’nın (A.S.) elindeki “asa” ise Rabbani hakikatin ayeti/delili/sembolü olarak meydana çıkınca -mücadele edince- sihir bozuldu. Hak delil “asa”, büyücülerin ip ve değneklerini yutup, yok etti. “Hak gelince batıl gitti.” Taklitçi partilerin elindeki ideolojiler zulüm düzenini temsil ediyorlar. Milli Görüş’ün Adil Düzen’i, Hakk’a dayalı ve “milli” olduğu için mevcut zulüm düzeninin tek alternatifidir.

       Bir ülkede “din” toplumun aynası iki sınıf (ümera ve ulema) eliyle tahrifle, “sömürü” ve “uyuşturucu” aracına indirgenebileceği gibi, adil yönetici ve Rabbani âlimler eliyle de uyarıcı, diriltici, düzeltici, çözümleyici, doğrultucu özelliklerine ulaştırılabilir. Birincisinde ülkede ifsad, zulüm, gerilik, cahillik yaygınlaşır. İkincisindeyse ıslah, adalet, barış, kalkınma ve kardeşlik olur. Çünkü “bu iki sınıf nasılsa, toplum da öyle olur” buyurmuş Efendimiz (S.A.V.). Âlimler Rabbani olurlarsa, yöneticiler de adalete yönelir, zulümden uzaklaşırlar. Ulema, ümeraya dalkavukluk ederse, Firavun’un yanındaki sihirbazlar gibi halk kolay büyülenir, aldatılır. İfsad, ıslah gösterilebilir.

İçerde barışı, dışarıda güvenlik ve saygınlığımızı, bağımsızlığımızı sağlayamayan bu düzen bizim değil.

Bizi işsiz, borçlu, yoksul, ahlaksız, muhtaç bırakan bu düzen bizim değil. İnancımızı, canımızı, aklımızı, neslimizi, malımızı koru(ya)mayan bu düzen bizim değil. Temel hak ve özgürlüklerimizi sağlayamayan bu düzen bizim değil. Milletin değerleriyle çatışan bu düzen bizim değil. “Nesli ve harsı koru(ya)mayan, ifsad eden” bu düzen (Bakara/205) bizim değil.

“...İyilikleri emretmeyen, kötülükleri yasaklamayan” bu düzen (Hac/41) bizim değil. Adaleti her alanda sağlamak yerine, bunun tersine yürütülen bu düzen bizim değil. Devletin halkına, halkın birbirine ve devletine güvenmediği bu düzen bizim değil. Milleti, halkı farklı kimliklerinden dolayı ayrıştıran, kamplaştıran, düşmanlaştıran bu düzen bizim değil. Bizi aldatan bu düzen bizim değil. Irkçı emperyalist küresel sistemin bir parçası olan bu düzen bizim değil. Haramları helal, helalleri de haram kılan bu düzen bizim değil. Azınlıklara tanıdığı hak ve özgürlükleri, çoğunluktan esirgeyen bu düzen bizim değil.

Bu düzen bir projedir. Millete rağmen, millet adına dayatılmış, Hakk’ın da, halkın da rızasına uygun olmayan bir düzendir.

“Bu sistemden beslenenler bu sistemi değiştirmezler.” (Necmettin Erbakan)

Mevcut düzeni değiştirmeye muhtacız, mecburuz. Bunun için önce toplum olarak kendimizi değiştireceğiz (Rad/11, Enfal/53), toptan tevbe edeceğiz (Nur/31), Allah’ın dinine yardım edeceğiz (Muhammed/7) ki ilahi yardımla kurtulabilelim ve “iman ve salih amellerle” yeniden yeryüzünde izzete, devlete kavuşabilelim (Nur/55). Vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?