Reklamı Kapat

Bugünkü TBMM tablosu geleceğe ümit vermiyor

Bir 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ve haftasını daha geride bıraktık. Son haftalarda engellilerden sıkça söz eder olduk. Bazıları sıkılmış olabilir. Hoşgörünüzü talep ederek bu hafta da konumuzun esasını bu kesim teşkil edecek.

Evet, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olması münasebetiyle, TBMM’de grubu bulunan partilere yaklaşık 200 kişilik engelli grubuyla ziyaret ettik. Bizim beklentimiz ve arzu ettiğimiz, mademki 3 Aralık Engelliler Günü,  “Farkındalık oluşsun” diyerek, artık siyasiler hiç olmazsa yılda bir gün de olsa bizi dinlesinler istedik. Ama maalesef öyle olmadı. İlk olarak İYİ Parti grubuna gittik. Sayın Akşener kabul ettiler. Bir iki dakika temsilcimizi dinledi, taleplerimizin yazılı olduğu dosyayı aldı. Birkaç cümleyle de kendileri engellilerden bahsetti. Sonra kendi gündemiyle devam etti. Daha sonra MHP grubuna gittik. Onlar da sözüm ona kabul etmiş oldular. Genel başkanları yoktu. Odaları küçüktü ve ancak 20 kişiyi kabul edebildiler. Sonra CHP grubuna gittik. Kılıçdaroğlu da Meral Akşener gibi aynı yöntemle bizleri yolcu ettiler. Aynı saatlerde Saadet Partisi Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’ın basın toplantısına 100 kişilik engelli grubu ile iştirak ettik. Buradan teşekkür etmek istiyoruz ki, hakikaten engelliler için hazırlanmış bir basın metni değil, adeta bir engelliler manifestosu idi. Bu da, diğer partilerle Saadet Partisi’nin arasındaki farkı bariz olarak ortaya koymuş oldu. Bu da bize 1996 yılının Aralık’ını yani merhum Erbakan Hocamızın başbakanlığını hatırlattı. Engellilerin arzu etmiş olduğu eylem ve söylem o gün hayat bulmuştu. Yaşı genç olanlar tabiî ki bilmeyebilirler. Nasrettin Hoca misali, “Bilenler, bilmeyenlere anlatsın” diyerek dilimiz döndüğünce anlatıyoruz ve anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü “hakikatler bilinmedikçe ve gerçeklerin üstü örtüldükçe, suyu getiren ile testiyi kıran bir sayılıyor. Hatta testiyi kıranlar daha makbul sayılıyor” zamanını yaşıyoruz. Bugünkü mecliste karşılaştığımız manzara ile 1996 yılının Aralık’ındaki tablo, fersah fersah farklı ama bunun farkında olmak feraseti, aklı ve vicdanı gerektirir. Sadece engelliler bazında değil, toplumun bütün kesimleri o dönem ile bugünkü dönemin gidişatını çok iyi analiz etmesi ve değerlendirmesi gerekir.

“Beka” diyerek, teröre harcanan kurşunun hesabını yaparak, milli sporcuların asker selamını istismar ederek mangalda kül bırakmayanlar, zavallı asgari ücretlinin, EYT’linin, yoksulun ekmeğine engel koyanlar, sarayların israfına, Cibuti’ye özel uçaklarla gidilmesine, tatil saraylarına tatil yatlarının eklenmesine göz yuman zavallı siyasetçiler vicdanen ne zaman rahat olabilecekler acaba? Söz konusu kendi menfaatleri olunca bir gecede jet hızıyla, kanun çıkarabiliyorlar ki bunun en son örneği çakar lamba takma ve geçiş üstünlüğünü sağlama kanunudur. Ayrıca termik santrallerin bacalarına filtre takılma hususunu erteleme kanununu çıkarıp da Cumhurbaşkanı’nın vetosundan sonra 180 derece çark eden, yaranma ve yalakalık adına insani ve vicdani hassasiyetlerinden uzaklaşan, sözüm ona millete vekillik eden birtakım kişilerin millet adına doğru kararlar vereceklerine kim güvenebilir?  

Açlık sınırının altında bulunan, asgari ücretle geçimini sağlamaya çalışan milyonlarca vatandaşın kahvaltı sofrasında ne var ne yok diye sorgulayan bir anlayış bunlardan beklenebilir mi? Ya da engelliye insanca yaşama hakkı; sosyal devlet, garson devlet anlayışı ağır engellisi ailenin “ben öldükten sonra çocuğumun hali ne olacak?” endişesini giderecek kerim devlet olgusu beklenebilir mi? Yine bir kez daha fark ederek şahit olduk ki, maalesef bugünkü Meclis tablosunda bu anlayış yok. Yine demek zorunda kaldığımız bir nakarat olur belki: Milli Görüş olmayınca olmuyor.

Bugünlerde 17 yıldır ülkemizi idare eden Sayın Cumhurbaşkanı’nı muhaliflerini dolandırıcılıkla suçluyor. Devletin tepesinde bütün bunlar konuşulurken, zavallı millet geleceği için daha ne bekleyebilir ki?

Şairin dediği gibi:

“Bizim ilde emmiden çok dayı var.

Her dayının gayri meşru payı var.

Seyircinin bu pazarda neyi var?

Alanadır, satanadır bu dünya.”

Vesselam...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsrafil Bayrakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?