Reklamı Kapat

Libya hamlesi güzel, ya Suriye?

Daha düne kadar Yunanistan ile kıta sahanlığı tartışmaları denildiğinde genelde Ege akıllara gelirdi. Ancak özellikle son yıllarda kaybettiğimiz mevzilerden dolayı Yunanistan çıkıverdi ve Güney Kıbrıs üzerinden Akdeniz’de de kıta sahanlığı tartışmalarının merkezine oturdu. Hatta ekonomik açıdan bitme noktasına gelmişken, Akdeniz’de kurduğu birlikteliklerle kendince dış politika açılımlarına bile girdi. Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs derken ABD, NATO ve AB korumasıyla bölgesel aktör olma yolunda adımlar atmaya çalıştı. Bu gelişmelerden dolayı da Türkiye güvenlik endişeleri artınca doğal olarak S-400 gibi seçenekleri değerlendirme yoluna gitti. Ancak 13 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekleştirdiği Amerika ziyaretinden sonra S-400 konusu ile ilgili kafalarda soru işaretleri de oluşmaya başladı. Acaba kurulacak mı, yoksa depoya mı kaldırılacak henüz net bir sonuç da ortaya çıkmadı. Yapılan açıklamalar kurulacağı yönünde. Umarız bu açıklamaların arkasında durulur. Ancak içimize kurt düştüğünü de ifade etmemiz gerekir. Neyse bu konu bahsi diğer, biz tekrar Akdeniz’e dönelim. Yunanistan tam hızla bu şekilde elini güçlendirme yoluna giderken, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat” önemli bir hamle olarak kendisini gösterdi. Türkiye bu anlaşmayla stratejik bir adım attı. Bu mutabakat Meclis’te grubu bulunan AK Parti, CHP, İyi Parti ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla da onaylandı. Tabi bu anlaşma ile birlikte ortalık karıştı. Yunanistan’ın Libya büyükelçisini sınır dışı etme kararı da yapılan anlaşmanın onları ne denli etkilediğinin delili oldu. Malum Türkiye bu anlaşmayı BM nezdinde tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladı. Ancak Bingazi ve çevresini elinde bulunduran General Hafter bu anlaşmanın geçersiz olduğu iddiasıyla başta Yunanistan olmak üzere destek alacağını düşündüğü ülkelere ziyaretler yapmaya başladı. Bu gezilerden bir şey çıkar mı, yakın zaman içinde göreceğiz. Peki, Hafter’in itirazı ne? Anlaşma Libya Meclisi’nden geçmedi diyor. Yani kendince bu şekilde dış dünyanın desteğini alacağına inanıyor. Oysa Meclis’in çalışamamasının ana sebeplerinden birisinin de kendisi olduğu gerçeğiyle hiç yüzleşmek istemiyor. Bu arada ilginç bir not verelim. Bilenler için şaşırtıcı değil tabi ama Rusya da Libya’da Hafter’i destekliyor. Suudi Arabistan ve Mısır’ı saymaya zaten gerek yok. Yani Hafter üzerinde bazı Batılı ülkelerin de içinde bulunduğu böylesine girift bir ittifak var. Bu anlaşma sonrası şimdi Hafter’in yanında olan güçler başta Mısrata olmak üzere Trablus’a saldırı hazırlığına başladılar. Hem Körfez medyasından hem de Hafter’e yakın kaynaklarca geçilen haberlerde bu niyetleri net olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’nin bu durumda soluksuz bir diplomasi atağına çıkması şart. Anlaşmanın gerekçelerini, uluslararası hukuk açısından neye tekabül ettiğini net olarak ortaya koymalı. Aksi durumda Libya tarafı da baskılara karşı direncini kaybedebilir.

Diğer taraftan Akdeniz’deki bu cendereden tamamıyla değil belki ama kısmen çıkışı sağlayacak başka bir yol daha var; o da Suriye ile Akdeniz’de aynen Libya’da olduğu gibi bir anlaşma yapmak. Çünkü Türkiye ile Suriye arasında “Deniz Yan Hududu” anlaşması henüz yok. Buradan Suriye ile Libya sorunları ve çözümleri aynı demek istemiyorum. Demek istediğim şey, böyle bir anlaşma olursa Akdeniz’de dışımızdaki mevcut işbirlikleri değişebilir. Evet, bunun zor hem de çok zor olduğunu biliyorum. Ancak başkaca seçenek de yok denecek kadar az. Tamam, dış politikada Suriye meselesinin çözümü için hangi yol haritasına uyacağımız noktasında iktidarda kafa karışıklığı had safhada. Bir taraftan Astana Süreci’nde Rusya ve İran ile birlikteyiz. Diğer taraftan son NATO Zirvesi’nde de gerçekleşen toplantıdaki şekliyle İngiltere, Almanya ve Fransa ile Suriye’de çözüm arıyoruz. Hatta önümüzdeki Şubat ayında dörtlü zirvenin İstanbul’da toplanacağı da açıklandı. Her şeye rağmen Suriye ile kendi önceliklerimiz açısından anlaşma seçeneği üzerinde kafa yormak lazım. Bu arada geçen gün birisi dörtlü zirveden basına düşen liderlerin bir fotoğrafını paylaşmış ve yüzyıl sonra bu sefer Türkiye var masada demiş. Hayret ettim gerçekten. Cümlenin doğrusu, yüzyıl önce bölgeye kan kusturan akbabalarla, yüzyıl sonra yine aynı masada buluşma talihsizliği dese daha doğru olmaz mıydı?

Sonuç olarak şunu iyi bilmeliyiz. Özellikle Arap Baharı sonrası laboratuvara dönen hinterlandımızdaki sorunları, bu sıkıntıların mimarları ile çözemeyiz. Bu yolun sonunun tuzaklarla dolu olduğunu söylemek için müneccim olmaya gerek yok. İster Akdeniz’de, isterse Suriye meselesinde olsun kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. “Yapamayacağınıza inanıyorsanız doğru söylüyorsunuz yapamazsınız” diye bir söz var. Hal böyleyken yapabiliriz, belki olur desek de soruna öyle yaklaşsak nasıl olur? Bakarsınız Allah yeni kapılar açar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?