Reklamı Kapat

Sürü, sopa, selâ…

O sıcağın ağustosunda.

Köyün ortasında.

İlle de kahvenin önünden giderken.

İneklerin küt diye duruşu.

İlerlemeyişi, gitmeyişi, inadı.

Gözlerine hücum eden yaşlar.

Ah anacığım deyip de içini çekerek, sen beni evden dışarı çıkarmazken.

Zalim bir kaynananın elinde sığır çobanı olmak. Dağda bayırda otlatırken, birinin sürüden ayrılıp uçurumun kenarındaki o sarı çiçeğe uzanışı.

Toprak kaydığı anda kendisinin de inekle birlikte sürükleneceği uçurumun karanlığının başını döndürdüğü.

O bir tanenin peşinden savrulurken.

Geride bıraktığı sürünün, o kımıldamaya üşenen yaramazların bir çırpıda sanki de kanatlanıp dereleri tepeleri aşıp kendisinden hayli uzaklaşışı.

Uçurumdan kurtardığını önüne katmış giderken, gelene geçene sorduğu sürünün hangi oyuğa hangi tepenin ardına saklandığı muamması. Bulduğunda onları sanki yeni sahibi oluyormuşçasına sevinci.

Fakat ille de bir dükkân önünden geçerken hayvanların inadı.

Tek adım atmayışları.

Kayınvalidesinin kulaklarında çınlayan çıngıraklı sesi;

“Beceriksiz daha sopayı tutmayı bilmiyorsun, kaldırıp odunu hayvanın beline indireceksin, bak bakalım nasıl gitmiyor.”

Çelimsiz kolları ve sopa.

Sırtları yara olmuş hayvanların sopa yemekten.

Kollarında kuvvet olsa bile nasıl indirebilir kalın sopayı ağzı dili yok hayvanların sırtına. İşte yine dükkânın önünde dikilip kaldı, sürüden ayrılan biri.

Anlar gibi bakkalın tozlu camı önündeki, güneş sarartması tentenin altında duran karpuzlara bakmakta.

“Hadi oğlum evde var, sana karpuz kabukları doğradım, yemin, samanın, ekmeğin seni bekler. Ama ben seni dövemem hadi ama kıpırda biraz.

Bak mahsus hayvanı dükkânı önünde diktiğimi sanacak satıcı, acıyıp sana yeşil bir kıvırcık bile uzatacak.

Hadi ele güne rezil etme beni.

Yürü, kıpırda, ne olur hareket et.”

Eliyle itmekte, yularından çekmekte.

Hayvan mıhlanmış gibi durup bakmakta. Adeta bakkalın müşterisini savıp kendisi ile ilgilenmesini beklemekte.

Gözlerine yaşlar hücum etmekte, sıcaktan sıkıntıdan beyninin karpuz gibi ortadan yarılacağını hissetmekte.

Sıkıntıdan kalbi duracak gibi.

Birden yüzüne yayılan sıcaklık.

Hayvan gerçi kararını vermiş başını eğip ağır ağır yürüme komutu vermiştir ayaklarına.

Lakin yere damlayan kan.

Sanki açık kalmış çeşme gibi akmakta, hızına yetişip örtüsü ile silip temizleyemediği kanlar içinde kalmıştı.

Burnundan akan kanı durduramıyordu.

Kollarıyla siliyor, bluzu, uzun eteği ile temizlemeye uğraşıyor mümkünü yok.

Yolunun geçtiği köyün en güzel evi önünde. O evden de güzel, orta yaşlı kadın görüyor balkonunda.

Bir çığlık koparıyor sanki ciğerleri delinmiş gibi;

“Kuzuuum ne oldu sana, oy ben sana dayanamam, dur geldim, geldim.”

Rüzgâr gibi iniyor aşağıya.

Bahçesindeki çeşmeye bağlı hortumu açıp, yüzünü yıkıyor, saçlarına bulaşmış kanı temizleyip, burnunun durmayan kanı için tampon yapıp, sandalyeye oturtuyor, su içirip, sararmış solmuş kıza yaptığı yemekten yedirip, sarılıyor anne kuşun yavrusuna kanat çırpışı gibi.

Nasıl mutlu oluyor sığır çobanı kız.

Annesinden uzak yaralı kalbi sanki tedavi olur. Kayınvalidesinin sert, haşin, katı tutumlarından sonra bu ilgili, sevgi dolu kadının şefkatli yardımından nasıl hoşnut olur.

Utanır da, burnundaki kanları, pisliği hiç iğrenmeden temizlemiştir.

Artık sığırlarını her geçirişinde bahçede, balkonda arar tatlı dilli kadını.

Köyünden uzakta anne bilir.

O günkü iyiliğini asla unutmaz.

Selalar öteye yolculuğa çıktığını duyurduğunda, genç gelinin artık ne kayınvalidesi vardır hayatta ne sığır çobanlığı kalmıştır.

Hali vakti yerinde, orta yaşındadır.

Ama gidenin ismini söylediğinde minarelerden yayılan ses.

Gözlerinden çeşme gibi fışkırır yaşlar.

“İyilik meleğim, garip kalmışlığımın, kimsesizliğimin şahidi, annem, güle güle git, yeni yuvanda da çok mutlu ol” diye mırıldanır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?