Reklamı Kapat

Güç sahipleri gücüme gidiyor

Güç insanın omurgasını sabit ayakta tutan kuvvetin adıdır. Dış tesirlere karşı koyabilen için mukavemetidir güç. Güçlü insan gücünü kendinden zayıf gördüğü kişinin üzerinde deneyen değil, kendi binasını her türlü fırtına ve sarsıntı karşısında yıkılmaktan koruyabilendir. Güçlü insan kolay kolay sinirlenmez, intikam düşünmez ve aklına ilk geleni gerçekleştirmez. Sabrı zırh gibi kuşanmıştır. Bağırmaz, hiddetlenip ağzından tükürük saçmaz. Böyle bir insan bu haliyle ne kadar güçsüz ve zayıf olduğunu tescil edebilir ancak.

Haksızlık karşısında susmayı bundan ayırt etmek lazımdır tabii ki. Çünkü haksızlık yapan kişi güçlü falan değildir, sadece gücünü gözüne kestirdiği kişi üzerinde denemek istemektedir. Böylesi kişiler karşısında sinmek, pusup geri adım atmak vakur olmak değil zillete düşmektir. Zayıf insana “seni ayaklarımın altında ezerim” diye höykürmek bir türlü emin olamadığı gücünü ve güçlülüğünü kendine ispatlamaktan öteye gitmez. Yapabileceği bir şeyi insanın bağırarak karşısındakine işittirmeye çalışması göz korkutmak gibi görünse de “elinden başka bir şey gelmemesi”nin acı bir çığlığıdır. Bağırıp meydan okuyan kişi ister ki karşısındaki zat da cılız tarafından bir hamle yapsın ve öfkesine makul bir gerekçe bulamayan şahsın sessinin bileğini bükebilsin.

Sözgelimi işçi-patron, usta-çırak, kıdemli-çömez ve amir-memur ilişkilerinde ses ayarı hep bu hiyerarşiden cesaret bularak alabildiğine yükseltilir. “Bunu neden yapıyorsun?!” diye memuruna çıkışan bir âmir aslında tek kelimeyle hesap sormakta, fakat cevap istememektedir. Çünkü memurun vereceği cevapların hiçbirisi şıklar arasında mevcut değildir. Diyelim ki bu hassas dengeden habersiz bir memursa karşıdaki, âmirinin sorusuna cevap yetiştirmeye kalkıyorsa iş sarpa sarıyor demektir. Memurun gayet masum bir şekilde kalkıp da, “Sen sordun ben de cevaplıyorum!” diye kendini savunması da özrünün kabahatinden büyük olduğu şeklinde yorumlanır. Zaten öfke şehvetine söz geçiremeyen sözüm ona güçlü kişi de tam böyle bir şey istemektedir. Başlangıçta bulamadığı haklı gerekçeyi memurun bu hamlesinde bulmuştur. Hâlbuki güç sandığı şey düpedüz kişiliğini saran güçsüzlüktür de o bunun farkında değildir.

Güçsüzün hormonlu yakıtı para, pul, makam, mevki ve şan şöhrettir. Kişiliğinin arızalı noktalarını bunlar ile onarmaya çalışır. Lakin heyhat! Tavandaki delik daha bir açılır, duvardaki çatlak büyüdükçe büyür. Kimi bu çatlağı kravatıyla, kimisi banknotlarıyla, kimisi de güç bela elde ettiği titriyle kapamaya çalışır.

Güç ulaşılmazlıktır, aşılmazlıktır ve daha çok ağırlığına alışılmazlıktır. Büyüklük güçte değil, gücün bütün şekilleriyle kolay bir şekilde baş edebilmektedir.

“3. KENDİMCE EDEBİYAT ÖDÜLLERİ” ÇOK YAKINDA SAHİPLERİNİ BULUYOR!

Her geçen sene kim hangi zaviyeden bakarsa öyle bir manzara oluşturur. Ekonomik yönden başka, siyasî açıdan farklı, sosyal bakımdan değişik. 2019 yılına da bu perspektiften öyle bir nazarla bakmak gerekir. Ekonomi ve siyaseti ilgilisine bırakıyorum. PISA sonuçlarını da eğitimciler tahlil etsin. Biz asıl konuya gelelim: 2019’da edebiyat kitapları nasıl bir seyir takip etti ona bakalım. Kitap sayısı her zamanki gibi kafamızı karıştırmamalı. Çok satanlar listesi de öyle. Devlet destekli patron istekli yayınları da şöyle bir kenara koyalım. Sahiden edebiyat ve sahiden kültür diyebileceğimiz türden emek mahsulü kitapları üst üste değil yan yana koyalım. Hangi kitabı hangi kitabın yanına koyacağını bu işin düsturuna vakıf olanlar bilir. Bir kitabı diğerinin üstüne koymak da adı konulmamış bir tecimsel yaklaşımdır. Eşyaların fiyatı, kitapların değeri vardır. Satışa konu olan kitabın muhteviyatı değil, o muhteviyatı yüklenen cilt, kapak, boya, dağıtım, tanıtım ve sair giderlerdir. Asıl kitap denen şey kitabın içinde olandır. Besi değerini de orada aramak lazımdır. Aylardır 2019 ait kitapları zihnimin ve gönlümün süzgecinden geçiriyorum. Bir hayli mesafe aldığım söylenebilir bu serüvende. İnşallah gelecek hafta içerisinde 2019 yılı edebiyat mahsulünü ödüllendirmeye çalışacağım. Basın toplantısı ile kültür dünyası bu ödülleri hak edenleri gerekçeleri ile birlikte öğrenip tanımış olacak. Ödül uygulamamızı özgün kılan şey sadece gerekçeli ve uzun süreli bir seçim değil, aynı zamanda ideolojik farklılıklara takılıp kalmadan sadece “edebiyat”ı baz almış olmasıdır. Kıymetli okuyucularımızın bizim gözümüzden kaçan kitaplar konusunda bu son haftada bizi uyarıp haberdar etmeleri bizi ziyadesiyle memnun edecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?