Reklamı Kapat

Yalnız bırakanlarla beraber olmaya mecbur muyuz?

NATO, iki kutuplu dünyada güya Sovyet yayılmacılığına karşı kurulmuş bir savunma örgütü idi. Bir işe yarayıp yaramadığı tartışılabilir. Ancak kanaatim hiçbir işlev görmediğidir. Geçmişte gerçekten Sovyet yayılmacılığını önlemeye yönelik ciddi bir işlevi var idiyse, Sovyetlerin dağılmasının ardından varlığını korumasını kuruluş gayesi ile izah etmek mümkün olmayacaktır. Kaldı ki, iki kutuplu dünyada Sovyetler Birliği’nin önünü çektiği Demir Perde ülkeleri de Varşova Paktı'nı kurmuşlardı. Bir bakıma iki taraf da kendi askeri birliklerini oluşturmuşlardı. Böylece sanki dünya üzerinde barışı sürekli kılmak sağlanmış gibi takdim edilmişti. Aradan yıllar geçti, Sovyetler Birliği’nin dağılması, bir diğer ifadeyle Sosyalizmin iflası ile birlikte otomatik olarak Varşova Paktı da kendisini lağvetti. O zaman NATO üyesi ülkeler Varşova Paktı dağıldığına göre NATO’nun varlığını korumasının da bir sebebi kalmamıştır şeklinde seslerini yükseltmeleri gerekirken böyle bir tavır sergilenmedi. Varşova Paktı’nın dağılmasının üzerinden 25 yılın üzerinde bir süre geçmiş, dünya üzerinde yeni dengeler oluşmuş, hatta oluşmaya devam ederken NATO’daki söz sahibi ülkeler ısrarlı bir şekilde NATO’nun varlığını sürdürüyorlar.

Bu arada Sovyetler Birliği’nin Sosyalizmin iflası ile dağılmasının ardından ABD ve İngiltere gibi ülkeler NATO’nun varlığını izah etmek için yeni bir düşman icat ettiler. Bu düşman ise İslam ve İslam dünyasıydı ve bunu da ilan ettiler. İşte bu noktada NATO’nun tek Müslüman ülkesi olan Türkiye’nin bu örgüt içinde varlığını korumasının tartışılması gerekirken bu yapılmadı. Sonuç olarak Haçlı ittifakı BM’nin kuruluşunda Genel Kurul kararlarının hayata geçebilmesini 5 daimi üyenin oyuna bırakarak kendi aleyhlerine BM Genel Kurulu'ndan çıkacak bir kararın hayata geçmesini engellediler. Bu yapısı ile BM bugün bile küresel sömürü güçlerinin koruyucusu bir yapı olarak varlığını sürdürüyor. Bunun yanında NATO’da küresel sömürü güçlerinin İslam dünyasının ayağa kalkmasını engellemeye yönelik hazır kuvvet olarak varlığını korudu.

Bu gelişmeler bugün öyle bir noktaya geldi ki, artık terörle mücadelede bile Türkiye’nin yalnız bırakıldığı Milli Savunma Bakanı Akar tarafından yüksek sesle dile getiriliyor. Buna itiraz etmek de mümkün değil. Çünkü haklı bir isyan. Bu arada Türkiye’nin NATO’ya sunduğu, "YPG/PYD’nin terör örgütü olduğuna” yönelik planın onaylanmamasının ardından başlayan tartışma yükseliyor. Türkiye’nin bu teklifinin kabul görmemesi üzerine Türkiye’nin de NATO’nun Baltık Planı'na yönelik blokaj uygulaması içerde destek bulurken başta ABD olmak üzere bazı NATO ülkelerini rahatsız etmiş görünüyor. Kısacası, NATO ABD’nin isteği doğrultusunda terör örgütlerinin yanında yer almış oldu. Böyle olunca da artık özellikle NATO üyeliğimizin devam edip etmemesi konusunda kesin bir tavır alınması gerekiyor. Çünkü şimdiye kadar Türkiye her isteğin arkasında NATO’ya asker desteği verdi. Ama ihtiyacımız olduğu zamanlarda NATO’yu yanımızda göremedik. Milli Savunma Bakanı Akar’ın ifadesiyle, "NATO Türkiye’yi yalnız bıraktı” öyle ise bizim ne işimiz bu örgütte? Diye yüksek sesle sorma zamanı geldi sanıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?