Reklamı Kapat

Sivil toplumun imkânı-I

Ulus devlet üzerine yazdığımız yazılarda bir şeye dikkat çekmiştik. Ulus devletin tahakkümcü yapısının insanın özgürlüğünü kısıtladığı gerçeğine. Bunun için çare olarak Batı’da sivil toplum kavramının geliştiğini belirttik. Ulus devletlerin egemen olduğu günümüz dünyasında sivil toplum kavramının ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok. Onun için bu kavramın anlaşılması ve mevcut sistem içerisinde tekrardan yorumlanması herkes için önemlidir.

Sivil toplum kavramının anlaşılabilmesi için terkibi oluşturan kelimelerin ne ifade ettiğine kısaca değinmemiz gerekiyor. Sivillik kavramını uzun uzadıya açıklamaya gerek kalmadan yazımız için hangi anlamı teşkil ettiğine bakmamız yeterlidir sanırım.

Sivillik, toplumun egemen güce karşı kendini muhafaza edebileceği, kendini egemen güç dışında ifade edebileceği, konumlandırabileceği ve yaşam alanı üretebileceği farklı bir zemini ifade eder. Toplumu da kurgusal bir birliktelik olarak ele alırsak; sivil toplumu egemen gücün kapsamından azade bireylerin toplumsal bir birliktelik ile ürettikleri inisiyatif alanı olarak görebiliriz. Burada geçen egemen güç kavramının bugünkü karşılığı elbette ulus devlettir.

Bugünkü anlamıyla sivil toplumun çıkış noktası Batı’nın siyasal gelişimi içerisindedir. Bu yüzden sivil toplumun Batı’daki gelişim sürecinin hangi aşamaları geçirdiğine bakmak kavramı anlamamız açısından önemlidir. Sivil toplum eski Yunan’dan beri kullanılan bir kavram olmakla birlikte günümüzün ifade ettiği anlam çerçevesini aydınlanmadan sonra kazanmıştır. Sivil toplumun bugünkü anlamına kavuşması için üç aşamalı bir gelişim sürecinden geçtiğini söyleyebiliriz.

Birinci aşama mevcut egemen irade karşısında fertlerin kendilerine yaşam alanı açma çabasıdır. Bunu Batı örneği üzerinden daha açık ifadeyle söylemek gerekirse; burjuvazinin kral, kilise ve aristokrasiye karşı kendi yaşam alanını kabul ettirmeye dönük girişimleridir. Bu şekilde güç odaklarına karşı durabilmeyi başarmış ve kendisi de toplumsal yapı içerisinde bir güç olabilmiştir.

İkinci aşama, ulus devletin tahakküm ve kapsayıcılığına karşı bireylerin özgürlüklerini muhafaza etme ve genişletme aşamasıdır. Toplumsal sözleşmenin gereği olarak birey devletin karşısında zayıf düşmüş ve bundan dolayı devletin gücünü en az hissedebileceği toplumsal bir yapıya ihtiyaç duymuştur. İşte sivil toplum bu ihtiyacın bir neticesidir. Burada aslolan bireyin devlete karşı kendini daha güçlü hissedebilmesidir.

Üçüncü aşama ise bireylerin siyasi iradenin işleyişine müdahale ettiği aşamadır. Katılımcı demokrasi fikri ve insan haklarının toplum nezdinde kazandığı önem sivil toplumu bu bilinç seviyesinde karar sürecine müdahil olmasını gerekli kılmıştır. Sivil toplum bireyi devlet karşısında daha öz güvenli hale getirdiğinden birey karar süreçlerinde daha etkili olmaya başlamıştır.

Nihai olarak sivil toplum devletin baskın tavrına karşı bir nefes aralığı olarak vazifesini yerine getirmeye çalışıyor. Ama yine de devletin belirleyiciliğini aşma şansı yok. Çünkü sivil toplumun işleyiş alanı bile devletin belirlediği sınırlarda yürüyor. O zaman Müslümanlar için sivil toplumun imkân olup olamayacağı önemli bir soru olarak karşımızda duruyor. Bu soruya cevabı ise haftaya aramaya çalışalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?