Reklamı Kapat

Cihat ve terör -2-

Cihat hak ve adaletin (İslam) egemenliği için, zulmün engellenmesi için yapılır. Mümin ve müslim kelimeleri içinde: İman, sevgi, güven, hakka teslimiyet/itaat, barış, ıslah anlamları var. Terörün kapsamındaysa: Nefret, şiddet, korku, isyan ve ifsad anlamları var. İslam/tevhit yüceltilince, zulüm/ifsad önlenir; adalet, barış, güven ve huzur sağlanır.

Cihat; namaz, oruç, hac, zekât gibi zamanla, miktarla, coğrafyayla (hac) sınırlı bir amel değildir. O, her zaman, her mekân ve her halde yapılabilen, yapılması gereken bir “zirve” ameldir. Cihat ve terör eş anlamlı değil, zıt anlamlı kavramlar. Tüm temel hak ve özgürlükler, değerlerin (hayat, inanç, akıl, nesil, iffet, şeref, mal...) korunması, sağlanması cihat ile sağlanabilir.

Cihat gerçekte zulmün, sömürünün ortadan kaldırılması, önlenmesi, yerine hak ve adaletin, barışın sağlanması ve sürdürülmesi için yapılan çok yönlü bir faaliyettir, çalışmadır. “İçtihat da cihattır.” (Hadis)

Amaç öldürmek değil, tahribat değil imardır, ıslahtır, adalet ve barıştır. Ve yöntem de tebliğ ve ikna etmektir. Hem de hikmetle, öğütle. İnsan ile İslam arasındaki engellerin kaldırılması, ilahi mesajın insanlara ulaştırılması, tercihine sunulabilmesidir. Çünkü İslam, hayatımızın ruhudur. Yoksa zorbalık değildir. “Dine zorlama yok” (Bakara, 256), “Dileyen inkâr eder, dileyen inanır” ayetleri ortada. Seçimde özgürlük var.

“Bütün yeryüzü topraklarından bir insanın bir damla kanı daha değerlidir.” (C. Meriç)

Anlayış ve erdeminden şiddet, sömürü anlamını kimler çıkartabilir? Yeryüzünü sapık bir ırkçı ideolojiyle ifsada çalışan ırkçı emperyalizm (Siyonizm-Evangelizm), “Bu küresel düzenin dini de evangelizm.” (Alev Alatlı)

Cihat, tevhit, adalet ve barış düzeni kurmak mücadelesidir. Allah yolunda mücahit ve şehit olunur; tağut yolunda cihat ve şehadet olur mu?

Cihat; nefis, şeytan ve İslam düşmanlarına karşı yapılır.

Hz. Musa (a.s.) mücadele ettiği, zamanının Firavun düzeni, günümüzde egemen küresel dünya düzeni Siyonizm adıyla egemenliğini sürdürüyor. Bizler de Kızıldeniz akıbetini bekliyoruz, cihadı terk ederek! Talutun (dünyalık) nehrinden çok içerek “vehn” hastalığına yakalandık...

Firavun kibirlenerek ayetleri reddediyor, en yüce sözün kendisine ait olduğunu vurguluyordu. Hz. Musa’yı bozguncu/müfsit ve büyücü/sihirbaz, yalancı olarak tanımlıyordu. Bunlar kendi vasıflarıydı... Halkı bölerek yönetiyordu. Düzenini değiştirecek diye Hz. Musa’yı öldürmek istiyordu. Günümüzdeki tağuti yöneticilerin bir kısmına örnek, kılavuz oluyordu. Firavunlar Kızıldeniz’e doğru koşuyorlar... Sonuç belli: Hüsran...

Günümüzde ne yazık ki Firavuni/tağuti zulüm düzenleri egemen. Asıl köle Firavun’a gönüllü olarak itaat edip, onu Rab edinen Kıptilerdi. Hz. Musa (a.s.) ve onun kavmi tağuta isyan eden, Rab olarak Allah’ı kabul eden özgürlerdi. Ama onlar, Firavun yanında “köle”ydiler. Kulluk da iki değil miydi? Ya Yaratan’a ya da yaratılmışlara (tağutlara). Birisi tevhit, öteki şirkti.

Bize çıkarttırdıkları yasalarla kendileri terörü tanımlıyorlar, hem de kendi teröristlerini bize kabul ettiriyorlar. Ama bizim terörist dediklerimizi onlar terörist olarak kabul etmiyorlar.

Bize güya terörizmle mücadele için “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkında yasa”yı çıkarttırdılar. Bu yasa TBMM’deyken bir grup arkadaş, anılan yasa tasarısının çok tehlikeli hükümler içerdiğini, ülkemizin zararına uygulanabileceği uyarısını bir raporla birkaç STK adına zamanın yetkililerine ilettiğimiz halde maalesef yasalaştı. Başımıza da bela oldu ünlü “İkiz Yasalar” gibi. Ülkemizin aleyhine TBMM’den geçti. Kuyularımızı da bize kazdırıyorlar... İşte Suriye’de bize karşı PYD/PKK’yı ABD, AB, Rusya ve İsrail desteklemiyor mu?

Onlar “terörist” diye, kendi zulümlerine boyun eğmeyen Müslümanları kast ediyorlar. Kendilerine itiraz etmeyen, cihattan ve (İslami) siyasetten uzak duran tatlı su Müslümanlarıyla, “namaz kılan kölelerle” sorunları yok. Çünkü onlar uysal, uyumlu ve işbirlikçilerdir... Bu nedenle de terörizme karşı(?!) destekledikleri işbirlikçi kukla yöneticilere yardım da ederler; onların da teröristlerle mücadelesini sağlayabilirler...

Ne var ki, Müslümanlar olarak bize açıkça düşmanlık edenlere karşı birlikte cihat etmek yerine, birbirimizle “cihat”(!?) ediyoruz; tefrikayla, çatışmayla birbirimizi yiyoruz. İstenen de bu değil mi?

Düşmanlarımızı sever, sayar, konuşurken, birbirimize düşmanlar haline düştük. Çünkü Kur’an’dan yüz çevirdik, şaşırdık... Yaşadığımız zilletten ancak Allah-u Teala’nın ipine hep birlikte tutunarak ve cihat ederek kurtulabiliriz. Öyleyse neden “hayyelel vahdet ve cihat...” çağrısı için Mehdi’yi beklemekteyiz?!

Medine Vesikası, Endülüs, Kudüs, Balkanlar örnekleri göstermiştir ki, İslam’ın egemenliğinde gayrimüslimler kendi dinlerinde özgürce yaşayabilmiş, varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Öteki din mensuplarının egemenliklerindeyse, öteki/Müslüman düşman sayılmış ve yok edilmekle yüzleşmiştir. Bu anlamda Müslümanların sicili temizdir. Ya Yahudilerin, Haçlı Hıristiyanların, Çinlilerin?!

Biz Müslümanlar cihadı gündemimize almaz, önemsemez, onu yapmayı terk eder, onu gereğiyle tanımlamazsak o zaman İslam’ı düşman görenler onu tanımlarlar hem de “terör” elbisesini giydirerek yaparlar. Öyle ki, terör eşittir İslam algısını yayabiliyorlar. Biz kendimizi doğru tanımlamazsak onlar bizi yanlış tanımlarlar...

“İmanında samimi/doğru olanlar, şüphe etmeden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenlerdir.” (Hucurat/15)

“En üstün ibadet iman ve cihattır”, “Cihadı terk eden zillete düşer”, “Cihadın efdali, hükümdara zulmünü söylemektir.” (Hadis)

“Hayat; iman ve cihattır” (Erbakan). “İslam’ı, hayatın her alanında, tüm hükümleriyle yaşamaya gayret etmek cihattır.” “Helalinden geçim için çalışmak, namaz, hac tüm ibadetler birer cihattır” (Ö. N. Bilmen). “Cihat, İslam’ın mesajı ile insan arasındaki tüm engellerin kaldırılması, mesajın insana sunulması/iletilmesi çalışmalarıdır.” Cihatta hem zulme karşı direnmek hem de zulmün yerine adaletin tesisi için çalışmak anlamları var. Sadece Allah’a kulluk (itaat) edilsin, kullara kulluk edilmesin anlamı var.

Bizi ayrıştırarak, çatıştırarak hedeflerine yaklaşıyorlar. İnadına bütünleşerek oyunu bozmak zorundayız. Öncülerimize rağmen, kardeş olmak zorundayız. Bizim sığınacak başka yurdumuz var mı? Hep birlikte Allah’ın ipine tutunarak, tefrikadan kurtulmak, yeniden Kur’an’a dönmek zorundayız. “O (c.c) bize kâfi değil mi?” (Zümer/36). Vesselam.

Okuyucularımızın Dikkatine: Cihat ile ilgili iki değerli eseri tavsiye ediyoruz. İlki İSİLAY’ın (İslami İlimleri Araştırma ve Yayma Vakfı) Muhterem Lütfi Doğan Hocamızın Cihat ile İlgili Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler adlı kitabı, ikincisi de DİN-BİR-DER Başkanı Muhittin Yıldırım Hocamızın Muhtasar Cihat İlmihali adlı kitabı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?