Reklamı Kapat

Sanal âlem, âlem sanal!

Fıkıh varlığa tabidir. Yani bir konu hakkında hüküm verecekseniz varlık düzleminde bir yere oturtmak zorundasınız. Atomcu bir gelenek içerisinde vereceğiniz fetvalar ile vücut-mahiyet geleneği içerisinde vereceğiniz fetvalar aynı olmaz. Çünkü bir konu hakkında fetva verebilmeniz için o konun var olup olmadığını ve varlık tarzının ne olduğunu dikkate almak zorundasınız. Aksi durumda bir sistem kuramaz yahut verdiğiniz fetvalar farklılıklar arz eder ki bu da ilimde istenilen bir durum değildir.

Sosyal medya ya da sanal âlem üzerine fetva vermenin zemini ne olabilir? Sanal âlemi bir varlık türü olarak kabul edecek miyiz? Edecek isek işimiz kolay. Ancak sanal âlemi varlık kabul etmez isek o zaman var olmayan bir âlemde işlenen bir fiile suç diyebilir miyiz? Yani acaba melekler sanal âlemde yapmış olduğumuz fiilleri var kabul ediyorlar mı? Yoksa sanal âlem hakkında fiilin zuhur mahalli kabul edilip fiil kaynağı üzerinden mi yani fail üzerinden mi bir değerlendirme yapılıyor? Garip sorular, severim gariplikleri…

Sanal âlem ilk çıktığında ne olduğunu tam olarak anlayamamıştık. Sanallaşma sürecimiz var tabi. Önce radyo ile derin bir kriz yaşadı kitleler. Radyo tiyatroları dinlediğimizi hâlâ hayal meyal hatırlarım. Ev ahalisi toplanır arkası yarın programlarını beklerdik. O gece kurulan hayal arkası yarın serinin kaldığı yerin tamamlanması üzerine idi. Sonra sıra televizyonlara geldi. Bambaşka bir âlem. İnsanlar küçücük bir kutunun içerisine girmiş. En yoğun zamanlarımızda bile takip edilen sanal gerçeklikler vardı. Hasat zamanlarında öğle yemeğini dizinin başlangıç saatine denk getirir ailecek diziyi takip ederdik. Sonra bir şok dalgası yaşandı Brezilya ve Arjantin dizileri. Bu günlerde Türk dizilerinin Arap dünyasında yaptığı etkiler gibi.

Arjantin dizileri Anadolu’nun sanallaşmasının en belirgin evresine tekabül eder. Rahmetli babam, ağabeyim eve renkli televizyon aldığında eve şeytan soktu diye ağabeyimi evden kovmaya kalkmıştı. Sonra baktım peder bizle dizi izliyor. Uygunsuz bir durum oluşmadan seziyor ve televizyonu kapatıyordu. Sonra kapatmamaya başladı sadece başımızı çevirir olduk. Derken baş çevirmekten de vazgeçer olduk ne de olsa gerçek olmayan bir âlem sanal âlem diye bir alışkanlık kesbetme durumu ortaya çıktı.

Sanalla olan ilişkimizde ikinci evre internettir. İnternet bir kuşağın dönüştüğü, bir kuşağın içende yetiştiği, bir kuşağın almaya çalıştığı bir şey. Annemin ifadesi ile kıyamet alameti. Annem hâlâ uzak mesafelerle görüntülü konuşmamızı anlamaz ve hayret kıyamet kopacak der.

İnternete alışmaya çalışan kesim kırk yaş üstü. Bu kesim internetin ne olduğunu bilmeden yeni ilişki ve yeni tavırlar geliştirebilmenin imkânını kovalıyor. Kırk yaş altı ise interneti bir varlık alanı olarak idrak edip yaşıyor.

Artık reel olandan daha etkin ve daha varlıksal bir alan sanal âlem… Düşünün kaç dava kaç mesele sanal âlemde ifşa olduktan sonra yön değiştirdi. Kaç kişi sanal âlem yüzünden tekrar cezalanmak zorunda kaldı ya da hak ettiği cezayı aldı.

Sorumuz şu; insan olarak sanal âlemle ilişkimizi nasıl var edeceğiz. Sanal âlemde oluşturulan profiller gerçek olanlar mı yoksa olmasını istediklerimiz mi. Yani sanal âlemde kendimizi mi buluyoruz yoksa kendimizi mi var ediyoruz? Kanaatim kendimizi var ediyoruz. Boyumuz kısa ise açılı fotoğraflarla boyumuzu olmadığı gibi gösteriyoruz. Yahut çok okumasak ta entel bir görüntü verebiliyoruz. Yani sanal âlem bize sanal da olsa var etme imkânı sunuyor. Bu da insanın en çok sevdiği şey, en çok mutlu olduğu eylem.

Sanal olma hali nereye varacak? Nereye kadar sanallaşacağız? Bu konuda derin endişelerim var. İnsanlar acılarını, kaygılarını, üzüntülerini ve hasretlerini artık sanal düzlemde yaşıyor. Daha tesirli oluyor mu bilmiyorum. İnsan sanal âlemde daha çok mu üzülüyor?

Sanal âleme varlık payesi verirseniz yarın bir gün varlığın sanallığını konuşuyor oluruz. Son bilimsel çalışmalar bu bağlama doğru gidiyor. Varlığı sanal olarak kabul ederseniz ölmenin, öldürmenin, üzülmenin ve sevinmenin ne anlamı var. Dolayısı ile sanal olana nasıl müdahalede bulunuyorsa insan varlığı sanallaştırdığında var olan her şeye müdahale hadsizliğini kendinde bulur. Bu durum ise insanlığın yok oluşuna doğru attığı koca bir adımı ifade eder.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?