Reklamı Kapat

Ağacın gölgesindeki çocuklar

İnsan bir salkıma tutunmuş tane gibidir. Anne-baba ve sosyal çevre ile bir bağ kurmuştur ancak kendine dönük bir yanı da vardır. Geleceğe dair hedefleri, beğenileri, tercihleri,  başardığı işler ve kendine özgü dünyası ile bir bireydir o. Ötekilerle arasında sarsılmaz bir bağ vardır kuşkusuz ancak fert olarak kendine dönüktür. O nedenle kimse anne-babasının sahip olduğu şöhret, mevkii ve variyet üzerinden varlık gösteremez, kendini onların bir uzantı olarak lanse edemez. Çünkü ebeveyninin başarısında kendisinin hiçbir katkısı ya da dâhili yoktur.

Anne-babanın siyasi ya da sanatsal kariyeri üzerinden varlık göstermeye çalışan oğulların ya da kızların, eşlerinin mevkii üzerinden ahkâm kesen ve kendilerini zirvede zanneden kadın ya da erkeklerin durumu, üzerine uygun olmayan bir giysiyle yürüyen adamın hali gibidir. Bu insanlar ellerini dahi kıpırdatmadan eşlerinin ya da anne-babalarının mevkilerinden nemalanan zavallılardır. Kendilerini dev aynasında gören insancıklar babalarının mevkii üzerinden ahkâm kesip, kibre kapılır ve insanlara tepeden bakmaya devam ederler. Ne yazık ki kişiliğini tam anlamıyla oluşturamayan ve kimlik karmaşasına saplanan toplumlarda bu tür sorunlarla daha sık karşılaşıyoruz. Çocuklarını ya da eşlerini gölgelerinde taşıyan kişiler onları kendi uzantıları olarak görüp özgürleşmelerine kendi kişiliklerini oluşturmalarına, kendi emekleri üzerinden varlık göstermelerine fırsat vermiyorlar.

Sanat camiasında, siyasi ya da sosyal alanda ön saflarda olan şahısların çocukları ehil olmadıkları halde endam göstermeye, göz boyamaya çalışıyorlar. Oysa bir işte başarı kat edebilmek için kişinin o işle ilgili bilgisinin, yeteneğinin ve gayretinin olması gerekir. Kimse anne-babasının rolünü, iyilik ve sevaplarını, günah ve kötülüklerini üstlenemez.

Çocukların anne-babalarını taklit etme, onların mesleğini icra etme hakları elbette vardır. Ancak bunun için bilgi, tecrübe, donanım ve çaba gerekir. Anne-baba ya da eşin sahip olduğu mevki üzerinden varlık göstermek ve kibre kapılmak ise büyüklerin tabiriyle tam bir görgüsüzlüktür, bayağılık, şahsiyetsizliktir. Ve bunda özenti içinde yaşayan kişiler kadar onları özendiren yetkin kişilerin de veballeri vardır.

Genç bireyler erişkinler dünyasında kendilerine yer edinirken kendilerine şu soruları sormalıdırlar:

Zaaflarımı ve yeteneklerini tanıyor muyum?

Hangi alanlarda başarılı olabilirim?

Yeteneklerimi geliştirebilmek için neler yapabilirim?

Ayaklarımın üzerinde durabiliyor muyum yoksa ebeveynime bağımlı halde mi yaşıyorum?

Aldığım kararları aktive edebilmek için çaba gösteriyor muyum?

Gündelik hayatta karşılaştığım sorunları çözüme götürebiliyor muyum yoksa ailemin desteğine ihtiyaç mı duyuyorum?

Bağımlı bir kişi miyim duygusal özgürlüğümü sağlayabilmiş miyim?

Kimim? Kendimi nasıl tanımlayabilirim? Hayattaki amacım nedir?

Sorular daima kapılarımız ve köprülerimiz olmalıdır. Sormaktan vazgeçersek güçlü, iradeli ve dirençli bir kişiliğe sahip olamayız. Bu bir gerçek!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?