Reklamı Kapat

Sahabe’nin görev şuuru

Bu din ilk iman nesli olan sahabiler (Allah Teâlâ hepsinden razı olsun) arasında bütün detaylarıyla yaşanmış ve bize tüm yönleriyle uygulamalı bir şekilde aktarılmıştır.  Dolayısıyla bu dini yaşamak isteyenler her konuda mutlaka dönüp bu ümmetin en hayırlı nesli olan sahabilerin uygulamalarına, örnek hayatlarına bakmak zorundadırlar.

Konumuz görev şuuru olması hasebiyle Sahabe-i Kiram’ın bu konudaki hassasiyetinden ve fedakârlıklarından birkaç sahne sunacağım.

Birinci sahne, meşhur Yahudi şairi Kâ`b bin Eşref’le alakalı.  Bu habis yahudi, Peygamber (s.a.v.) Efendimizi ve Müslümanları hicveden şiirler yazar,  Müslümanların kızlarına ve hanımlarına dil uzatırdı. Bununla da yetinmeyip Mekke`ye giderek müşrikleri Müslümanlara karşı savaşmaları için teşvik ve tahrik ederdi. Nihayet Resulullah (s.a.v.) bir devlet başkanı olarak bu saldırgan kâfirin susturulmasını istedi. Bu görevi de Ensar’dan Muhammed b. Mesleme (r.a.) üstlendi.

Muhammed b. Mesleme (r.a.) bu zor ve tehlikeli görevi üzerine aldı ama bu işi nasıl başaracağını bilemiyordu. Zira Kâ`b bin Eşref çok iyi korunan bir kalede oturuyor ve bu kalenin kapıları gün batımı ile birlikte kapanıyordu. Kâ`b, ayrıca çok gürbüz ve savaşçı biri idi ve asla yalnız dolaşmıyordu. 

Aradan birkaç gün geçti. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Muhammed b. Mesleme’yle karşılaştı. Rengi solmuş, adeta vücuttan kanı çekilmişti.  Allah Resulü bu durumun sebebini sordu. Muhammed b. Mesleme üzerine aldığı zor görevi yerine getirememe endişesinin kendisini yemekten, içmekten kesip bu hale getirdiğini söyledi.

İşte görev sorumluluğu,  başarıdan başka bir ihtimal düşünmeme kendisini hasta eden bir sahabe.

Diğer bir sahne Mûte savaşından. Allah Resulü 100.000 kişilik Bizans ordusuna karşı 3.000 kişilik sahabe ordusunu göndermiş ve orduya peşi sıra görev yapacak üç kutan atayarak şöyle buyurmuştu:

“Şâyet muhârebede Zeyd şehît olursa, kumandayı Câfer alsın! Câfer de şehît olursa, Abdullâh bin Revâha orduya kumandanlık etsin! O da şehît olursa, artık Müslümanlar aralarından birini kumandan olarak belirlesinler!”

Buraya dikkat edelim. Allah Resulü bu üç komutanın şehid olacağını yüzlerine söylüyor ama onlarda asla bir tereddüd yaşamıyorlar, ölümün üstüne gidiyorlar. Nihayet üçü de peşi sıra kahramanca vuruşarak şehid oluyorlar.  Atanan üç komutanın da şehid olması üzerine sancağı Kâ’b b. Umeyr alıyor ve Sâbit b. Erkam’a teslim ediyor. Ama Hz. Sâbit (r.a.) kendisini bu göreve layık görmüyor ve sancağı bir savaş dâhisi olan Halid b. Velid’e veriyor.  O da üzerine düşeni yapıyor ve Müslümanları bu zor durumdan kurtararak Medine’ye sağ-salim götürerek kendisi ve askerleri için Allah Resulünden: “Döne döne savaşanlar”  övgüsünü alıyor. 

Üçüncü sahne Hudeybiye’den.

628 yılı Mart ayında Resûlullah (s.a.v.) 1400 sahabesiyle birlikte umre yapmak için yola çıktı. Ancak Mekke müşrikleri Mekke’ye sokmadılar.  Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Mekke’ye 17 km uzakta bulunan Hudeybiye’de konakladı ve Mekkelilerle bir barış antlaşması yapmak için yollar aramaya başladı. Bunun için Hz. Ömer (r.a.)’ı Mekke’ye elçi olarak göndermek istedi.  Ancak Hz. Ömer bu göreve   -sert mizacı ve müşriklerin kendisine olan aşırı düşmanlığı sebebiyle-  kendisinin uygun olmadığını,  Hz. Osman’ın daha uygun olduğunu söyledi. Ama yine de Allah Resulü’nün emri kendisinin gitmesi yönünde olursa bu görevi üstlenmekten de asla kaçınmadığını bildirdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) görev değişikliği yaptı. Hz. Osman (r.a.)’ı Mekke’ye elçi olarak gönderdi ve neticede barış sağlandı.

Görüldüğü gibi Hz. Ömer (r.a.) burada Allah Resulü dahi emretmiş olsa görev sorgulaması yapıyor ve kendisinin bu göreve uygun olup olmadığı kanaatini dile getirip, göreve daha uygun bir ismi Allah Resulüne teklif ediyor.  Resûlullah (s.a.v.) de bu teklifi uygulumaya koyuyor. 

Hudeybiye müzakereleri devam ederken Mekke müşrikleri adına müzakere yapmak için değişik vakitlerde müşrikler adına birkaç müzakereci geldi. Bunlardan birisi de Urve bin Mesut’tu.  Urve,  görüşme sonrası Mekke’ye döndüğünde Sahabe’nin Allah Resulü karşısındaki duruşlarını Kureyşlilere şöyle anlattı:

“Ey kavmim, iyi dinleyin! Vallâhi ben pek çok kralın huzuruna elçi olarak çıktım; Kisrâ’nın, Kayser’in, Necâşî’nin yanlarına girdim. Ama Müslümanların Muhammed’e karşı olan yüksek bağlılık ve hürmetlerini, hiçbir millette görmedim… Bir şey emretse hepsi birden koşuyorlar.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?