Reklamı Kapat

Devlet ve halk

Bismillâhirrahmânirrahîm;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Devlet;  değişmek, iktidarın dönüşümlü olması, sermaye ve zenginliğin elden ele dolaşması, zafer kazanmak anlamında kullanılır. Ali İmran 140: “…İşte Biz (galibiyet ve hâkimiyet) günlerini (ve dönemlerini) insanlar (hakkı tutan veya batıla uyan toplumlar) arasında (imtihan gereği) çevirip devreder dururuz…” Bu ayette “devlet” galibiyet ve hâkimiyet anlamında kullanılmıştır. Haşr 7: “…Böylece mallar ve servet sadece zenginlerinizin arasında dolaşıp duran bir devlete, güce dönüşmesin. Allah Resulünün size getirdiği hayat prensiplerini gönülden benimseyerek alın, uygulayın; sizi yasakladığı şeylerden de uzak durun…” Bu ayette ise “devlet” sermaye ve mal dolaşımı anlamında kullanılmıştır. Günümüzde “devlet”; halkın sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamayı üstlenen bir siyasi üst kurumdur. Devlet, bir milletin siyasi örgütlenmesidir. Bizim tarihimizde siyasi örgütlenme, Akabe Biatları ile birlikte başlamıştır. Peygamberimizin önderliğindeki Medine toplumu; siyasi örgütlenmenin bütün fonksiyonlarına sahip bir yapılanma ortaya koymuştur. Müslümanlıkta bir siyasi örgütlenme olarak devlet, inanç sisteminin belirlediği ahlaki ve sosyal idealleri gerçekleştirmek için sadece bir araçtır. Peygamberimizin, hayatın bütün alanlarına yayılan kapsayıcı liderliği; o dönem Arap toplumundaki kabile yapısında ve Ortaçağ Avrupa toplumlarının feodal yapılarında hâkim olan daraltılmış ve bireyselleşmiş otorite kalıplarını aşan adil bir devlet anlayışını beraberinde getirmiştir.

İDARE EDENLER

Devleti idare eden bir devlet başkanı, halkı bir darlığa, şiddet ve sıkıntı içerisine düştüğünde onlara yardım etmesi gerekir. Özellikle kıtlık baş gösterdiğinde ve fiyatlar aşırı pahalandığında bunu ihmal etmemelidir. İnsanlar artık maişetlerini temin edemeyecek bir duruma geldiklerinde ve kazanç kapıları kapandığında devlet, “kerim devlet” olduğunu göstermelidir. Halkın zayıf düşmemesi ve başka ülkelere göç etmemesi için devlet başkanı; yakın çevresinden, bakan, danışman ve memurlarından hiçbirisinin insanlara zulmetmesine imkân vermemelidir. Aksi takdirde devlet başkanının itibarı düşer, devletin geliri azalır, bundan, fiyatların yükselmesinden hoşlanan haramzade sermaye baronları istifade eder.

Sonuçta devlet başkanının adı kötüye çıkar, halk kendisine beddua eder. Peygamberimiz: “Allah’ın kendisine bir toplumun yöneticiliğini nasip etiği kimse, halkına hıyanet ederek ölürse, Allah ona cenneti haram kılar” buyurmuştur. “Müslümanların yönetimini üstlenen fakat onlar için bütün gücüyle çalışmayıp, bütün içtenliği ile hepsini kucaklamayan devlet başkanı, onlarla birlikte cennete giremez.” (Müslim). Yöneticilerin en kötüsü, zorba olanlardır. “Ailesi ve idaresi altında bulunan halkın hak ve hukukunda adaletle davrananlar, Allah nezdinde nurdan koltuklara otururlar.” (Müslim) İdare edenler, adil ve merhametli olmalıdırlar. İnsanları, faizden ve bütün kötülüklerden koruyacak Adil Bir Düzeni hayata ikame edip, halkın saadeti için çalışmalıdırlar.

GÖREV İSTENMEZ VERİLİR

Yöneticiliğe talip olunmaz. Bir kimseye bir yöneticilik, o istemeden verilirse, Allah ona yardım eder. Eğer bir kimse, bir göreve, arzulu bir şekilde talip olur ve kendisine verilirse, o insan Allah’ın yardımından mahrum kalır ve mahcup olur. Göreve talip olmak değil matlup olunmak esastır. İdari görevler hak değildir. Başkanın takdir ve tensibi ile göreve gelinir, yine başkanın takdir ve tensibiyle birinden alınır diğer bir kimseye verilir. Olgunluk ve samimiyet her iki hali de hoş karşılamaktır. Önemli olan, sıfatlar değildir. Kişinin kantarına konulacak şey, hangi sıfat altında olursa olsun, hakkını vererek yaptığı cihadıdır. Nefis terbiyesi, kendini unutarak başkasını hesaba çekmek değildir. Bilakis; hesaba çekilmeden önce, kişinin kendi nefsini hesaba çekmesidir. Birlikte davaya hizmet ettiği kardeşlerini, çeşitli sıfatlar ile itham edenler, güzel ahlaktan nasibi olmayanlardır. Hatasız insan olmaz ama kendisini hatadan hali sayıp, başkasına olmadık iftiralar ile çamur atanlar, attıkları çamurun günün birinde kendi yüzlerine yapışmış olduğunu görürler. Takva pazarlanmaz. Takvasını pazarlayarak, kendisine meclislerde yer açmaya çalışanlar, iki cihanda da -Allah korusun- yersiz kalırlar. İslam’da ayıpları örtmek esastır. Kardeşinin ayıbını açığa vurmayı alışkanlık haline getirenlerin bütün ayıplarını Allah, bütün âlemler önünde faş eder. Güzel ahlak, herkes içindir. Güzel ahlakın en önemli esaslarından birisi de ülfet etmektir. Ülfet etmeyenle, ülfet olunmaz. Âlemde şeyh olmak kolaydır. Önemli olan mürit olabilmektir. Ey Allah’ın kulu, var mısınız mürit olmaya.  Allah, hepimizi nefislerimizin şerrinden korusun.

ZALİMİN SONU

Eski zamanlarda hüküm sürmüş bir hükümdarın döneminde heybet ve ihtişamıyla, o güne kadar kimsenin görmediği ve nereden de geldiği bilinmeyen bir at çıkagelmiş. Bu at, sarayın kapısından içeri girince, bütün askerler bu atı yakalamaya çalışmışlar ama bir türlü yakalayamamışlar. Askerlerden kurtulan at, hükümdarın yakınına yaklaşmış, sarayın bir köşesinde sakince beklemeye başlamış. Hükümdar atın etrafındakilere: “Hemen o attan uzaklaşın, kimse ona yaklaşmasın, çünkü bu at, Allah’tan bana gelen özel bir hediyedir” demiş ve makamından inmiş. Atın yanına gelerek, eliyle onun yüzünü ve vücudunu okşamaya başlamış. At hareket etmeden sakince beklemiş. Daha sonra hükümdar, bir eyer istemiş ve getirilen eyeri kendi elleriyle atın sırtına bağlamış, kuşağını gerdirip iyice sıkmış; tam kuyruğunun altından eyer ipini geçirmek için atın arkasına dolanmışken at, hükümdarın ağzına öyle kuvvetli bir tekme vurmuş ki, hükümdar o anda yüz üstü düşüp ölmüş. Sonra at, geldiği gibi geri gitmiş. At nereden gelmiş, nereye gitmiş, kimse bilememiş. Şahit oldukları bu şaşırtıcı hadiseden sonra insanlar: “Bu at, Yüce Allah›ın bize, bu zalim hükümdarın zulmünden kurtulmamız için gönderdiği bir melekti” deyivermişler. Faizci düzen ile saadet bulunmaz. Adil Düzen ile saadet bulunur. Saadete saadetle ulaşılır. Selam hidayete tabi olanlara…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Hakkı Akkiraz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?