Reklamı Kapat

 Düşünce ve Eylem Birlikteliğinde Milli Görüş

İnsan olmanın gereği olarak yaşadığımız dünyayı anlama ve anlamlandırma çabasına girişmekteyiz. Allah vergisi bu kabiliyet sayesinde kendimizi, yaşadığımız dünyayı ve toplumsal gerçeklikleri yorumlayabiliyor, hayatımızı anlamlı hale getirmeye çalışıyoruz.

Modern dönemde “düşünceler bilimi” olarak ideolojiler böylece vücut bulmuş, takipçilerine yol haritası sunmuştur. İdeolojiler insan hakkında, toplumsal kurgu hakkında bir ajandaya sahip oldukları için önemlidir. Postmodern dönemde ideolojilerin bittiği iddiası bu anlamda yersizdir, zira ideolojiler dünya görüşü olarak ele alındığında, bu yazıda da böyle ele alınmaktadır, aslında her zaman var olagelmiştir. Diğer yandan herhangi bir savununun ideoloji kabul edilebilmesi için kabaca üç şarttan bahsetmek gerekmektedir.

Bunlardan birincisi; bahse konu olan savununun mevcudu tespit ve teşhis edebilmesidir. Bunun için öncelikle kendi yorumu kapsamında insanı, çevreyi ve dünyayı tanımlaması gerekir. Ancak bu yeterli gelmez, ikinci adım olarak bu tespitlerinin yanında tedaviyi ortaya koyması gerekir. Sorunu tespit edip, akabinde çözüm yollarını dile getirmesi önemlidir, ancak bu da onu ideoloji haline getirmez. Bunun için de toplumun kılcal damarlarına kadar girerek kurumsallaşması gerekir.  

Türk siyasal hayatında bu yönüyle takipçilerine yol haritası sunan bazı hareketler bulunmakla birlikte, bunlar arasında bu milletin değerleriyle tarihiyle, daha doğru bir ifadeyle ruh köküyle uyumlu yol haritası sunan yegane hareket Milli Görüş olmuştur. Onun için Milli Görüş’ü bir hareket olmanın yanında ideoloji haline getiren bu özelliğe vurgu yapılması elzemdir.

Milli Görüş hakkında kabaca değerlendirme yapanlar dahi görecektir ki, Milli Görüş, ortaya koyduğu anlatılar ile dahi toplumsal kurguya yönelmiştir. Nitekim Erbakan Hoca, tüm konuşmalarına insanı tanımlayarak başlamış, tarihi yontma taş, cilalı taş anlatılarıyla değil “peygamberler tarihi” ile ele almıştır. Böylece Milli Görüş’ün mevcudu tanımlamasında oturduğu düzlemi net bir şekilde kodlamıştır. Sorunları tespit ederken güncel yanılgılara düşmek yerine tarihsel perspektifte “hak-batıl” mücadelesine vurgu yapmıştır. Irak’ın ya da Suriye’nin işgalinin petrol kavgasıyla, Atlantik-Avrasya ayrımıyla değil “hak-batıl mücadelesiyle” ele almak gerektiğini hatırlatmıştır. Dolayısıyla sorunlara çözümün adresini de böylece işaret etmiştir.

Ancak bununla da iktifa etmemiş, bu fikirlerin toplumda karşılık bulmasını sağlayacak kurumsallaşmaları da ihmal etmemiştir. Bir anı olarak ifade etmek gerekirse, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu o dönem çalıştığımız TV5’i ziyarete geldiğinde MHP’den ayrıldığı dönemi anlatırken “ayrıldıktan sonra anladım ki, bu iş yalnızca parti kurmakla olmaz, bunun için toplumsal kesimlere hitap edecek oluşumlara da ihtiyacımız var. Ancak hangi taşı kaldırdıysak altından Erbakan Hoca’nın çıktığını gördük, o zaman anladım Hoca’nın büyüklüğünü” diyerek bu gerçeğe dikkat çekmiştir. Milli Görüş’ün bu anlamda birçok alanda ilk sivil oluşumlara yönelmesi tesadüfi değildir elbette. Bu oluşumların oynadığı roller ele alındığında bu husus çok daha net bir şekilde görülebilecektir.

Milli Görüş’ün 50. yılında halen Türk siyasal hayatında başat rol oynayabilmesi, tartışma alanları oluşturabilmesi bu ideolojik yönüyle doğrudan ilgilidir. İdeoloji, kurumlar aracılığıyla nesilden nesile bu sayede aktarılabilmektedir. Erbakan Hoca’nın daha ilk kuruluş yıllarından itibaren masumane görünümlü değişim taleplerine her daim net tavır alması, buna karşın öze vurgu yapan reaksiyonlar geliştirmesi aslında hep bu özün korunması çabası olarak görülmelidir. Korkut Özal ile gelen “Erbakan iyi ama ah şu yanındakiler” söylemine karşın yol arkadaşlarıyla birlikte yürümesi, Refah’lı yıllarda var olan açılım rüzgârlarını ötelemesi, Saadet döneminde genç genel başkan arayışına aldırmayışı esasında hep ideolojik kodların korunmasıyla ilgilidir. 40 yıl boyunca her konuşmasının kainatın yaratılışından başlaması, peygamberler tarihi ile devam etmesi, siyasal mücadeleyi cihad ibadeti ekseninde bugünkü adıyla Siyonizm ile mücadele olarak anlatması bu nedenledir.

50. yılın idrak edildiği bu dönemde, Milli Görüş’ün özünün muhafazası her zamankinden çok daha fazla önem arz etmektedir. Zira Erbakan Hoca’nın varlığında ayırt edilmesi zor olmayan söylemsel ya da yapısal değişim taleplerinin niteliğine ilişkin analizler çok daha dikkatlice ele alınmak durumundadır.   

Başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasında yaşanan mevcut düşünce kabızlığı dikkate alındığında Milli Görüş gibi hareketleri bekleyen en önemli tehlike “güncel yanılgıya” düşme potansiyelidir. İçinde bulunduğumuz postmodern dönem siyaset anlayışı bunu çok daha kolaylaştırmaktadır. Sosyal medya ağlarıyla bireylerin kolayca kontrol edilebildiği bu yeni dönemde toplumsal hareketlerin kaygan zemine kaydırılması çok da zor olmamaktadır zira. Tahrir Meydanı’na çıkan kitlelerin Müslüman Kardeşler’i aksiyona zorlamasının neticeleri açıklıkla görülebilmektedir. 

Postmodern dönemin en önemli özelliği hiç kuşkusuz düşünce ile eylem arasındaki tutarlılığı bulanıklaştırmasıdır. Anlık reflekslerin geliştirilmesi, farklılıkları öne çıkartan yeni siyaset dilinin cazibesi kurumsal yapıların hantal olarak yaftalanmasını beraberinde getirmektedir. Yukarıdan aşağıya doğru inen ideolojik aktarım, tersine dönerek aşağının yukarıyı zorlamasına neden olmaktadır. Hareketin tabanının harekete yön vermesi elbette mümkün olmakla birlikte, bu yön vermeyi yapacak tabanın ideolojik tutarlılığı gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim düşünce eylem tutarlılığına sahip olmayan tabanın vereceği tepkilerin, etkilenme neticesinde ortaya çıkan anlık refleksler olma potansiyeli çok daha yüksek düzeyde olacaktır.

Bu bağlamda 50. yılında Milli Görüş’ün doğru eylemler gerçekleştirme iddiası için harekete yön veren düşünce dünyasını belirginleştirme ve koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Milli Görüş’ün salt bir siyasi hareket olmadığı, insanı-toplumu-dünyayı anlamlandıran kapsamlı bir yol haritasına sahip olduğu hatırlatılmalıdır. 

Milli Görüş, aksiyoner bir ideoloji olarak bugün halen mevcut sorunlara dönük tek alternatiftir. Saadet Partisi, ikinci 50 yılı bu misyonla yeniden milletimizle ve bütün insanlıkla buluşturacaktır.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?