Reklamı Kapat

Sultan Alparslan ve İslam Birliği mücadelesi

24 Kasım, Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alparslan’ın vefat tarihi.  1029 tarihinde doğup 42 yaşında iken 1071 yılında tarihin dönüm noktalarından birisini teşkil eden Malazgirt Meydan Muharebesi’ni kazandıktan sadece bir yıl sonra şehit edilen büyük mücahid ve devlet adamı.

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Eylül 1063’te vefat edince vasiyeti üzerine üvey oğlu Süleyman tahta çıktı. Ama otoriteyi sağlayamadı. Süleyman’a karşı Alparslan, ağabeyi Kirman Meliki Kavurd, amcası Mûsâ İnanç Yabgu, Çağrı ve Tuğrul beylerin amcazadeleri olan Kutalmış taht üzerinde hak talep ettiler.

Alparslan, taht mücadelesine önce Herat’ta bulunan amcası İnanç Yabgu üzerine yürüyerek başladı ve onu mağlûp etti. Ardından ordusu ile Selçuklu başkenti Rey’e doğru hareket etti. Aynı yıl yapılan savaşta Kutalmış’ı da mağlûp ederek tahta çıktı ve adına hutbe okutup sikke kestirdi. Bunun ardından saltanatı, Halife tarafından da 27 Nisan 1064’te tasdik edilerek ilân edildi.

Sultan Alparslan, hayalindeki İslam birliği hedefini gerçekleştirmek için önce içeride birliği sağlayarak Selçuklu topraklarını itaat altına aldı. Ardından hedeflerine ulaşmak için planlarını devreye koydu. Bunların başında kendisine komşu Hıristiyan devletlerin fethi ve İslam dünyasının baş belası olan Şii/Fatımi devletinin ortadan kaldırılması idi. Zira Şii Fatımi devleti devamlı bir şekilde haçlılarla iş tutuyor ve İslam birliğinin oluşturulmasına engel oluyordu. Sultan Alparslan, Abbasi hilafetini kabul etmeyen bu çıban başını ortadan kaldırarak bütün Müslümanları Abbasilerin sancağı altında birleştirmek istiyordu.

Sultan Alparslan büyük bir ordu hazırlayarak önce Ermeni ve Gürcistan üzerine yürüdü ve buraları fethetti. Sonra Şam tarafına yöneldi. Fatımilerin elinden Remle ve Beytü’l-Makdis’i aldı. 462 (M. 1069) senesinde Mekke hâkimi Muhammed b. Ebi Haşim’in elçisi Sultan’a gelerek, Halife Kaim Biemrillah ile Sultan Alparslan için hutbe okunacağını ve Mısır hâkimi Ubeydi’nin hutbesini düşürdüğünü ve “hayya ale’lamel” sözünü ezandan çıkardığını haber verdi. Bunun üzerine Sultan, elçiye 30.000 dinar (altın) verdi.

Sultan Alparslan’ın cepheden cepheye koşarak kazandığı zaferler fetih Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenes’i çok kaygılandırmaya başladı. Bunun için çok güçlü bir ordu oluşturarak bizzat kendisi sefere çıktı. Sultan Alparslan, 200.000 kişilik Bizans ordusunu emrindeki 35.000 kişilik kuvvetle Malazgirt Ovası’nda karşıladı. 26 Ağustos 1071 Cuma günü Malazgirt Ovası’nda yapılan meydan savaşında Bizans’a karşı parlak bir zafer kazandı, Anadolu kapılarını İslam’a açtı.

Sultan Alparslan, ne yazık ki bu zaferden sonra ancak 15 ay yaşayabildi. 24 Kasım 1072’de Karahanlı topraklarında teslim aldığı Barzam Kalesi kumandanı tarafından hançerle vurularak şehit edildi. Kendisi 43 yıllık çok kısa bir hayat yaşadı, bu kısacık hayat adını tarihe altın harflerle yazdırmaya yetti ama bütün Müslümanları tek bayrak altında toplamaya yetmedi. Fakat bunun mümkün olabileceğini gösterdi. Rahmetullahi aleyh.

Sultan Alparslan, çok merhametliydi, fakirlere karşı yumuşak kalpliydi. Allah’ın nimetlerine her an şükrederdi. Bir gün Merv’de dilsizlere, yoksullara sadaka dağıtır ve ağlardı. Bir Ramazan ayında 15.000 dinar (altın) sadaka dağıtmıştı. Divanında, ülkenin her tarafından pek çok yoksulun ismi bulunurdu. Onlara sadakaları su gibi yağdırırdı.

Kendisine bazı adamları veziri Nizamülmülk aleyhinde mektuplar yazmışlar ve onun mal varlığından şikâyet etmişlerdi. O da veziri çağırarak şöyle demiştir:

“Al bu mektubu. Eğer iddialar doğru ise ahlâkını güzelleştir ve durumunu düzelt. Eğer yalan ise o zaman hataları için onların Allah’tan bağışlamasını iste.”

Halkın malını korumakta son derece hassas idi. Adamlarından birisi, bazı dostları için elbise almıştı ve Alparslan onu asmıştı. Diğer yerlerdeki idarecileri de bu davranışını bildiklerinden böyle şeylerden geri durmuşlardır.

 Sultan Alparslan, aynı zamanda şeriatın hükümlerine de son derece bağlı idi. Onun güzel yaşantısı ve verdiği sözleri, ahitleri koruması krallar arasında meşhur olunca, önceden kabul etmemişlerken, sonradan ona itaat ederek boyun eğmişler ve Maveraünnehir’in en uzak noktalarından Şam’ın en son noktalarına kadar herkes onun itaati altına girmiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?