Reklamı Kapat

Seçme iradesi

İnsanlar seçimlerinden ibarettir denir oysa insanı tamamlayan en önemli unsurlardan biri de seçmedikleridir. Aslında her iki yönden de derin bir pişmanlık ve ‘acaba nasıl olurdu?’ sorusu gelip insanı sıkı sıkıya yakalar. Hani, bir bakıma kendini, hayatını biçimlendiren en önemli nokta seçim yapabilmektir. Pişmanlıkları, üzüntüsü, kederi ve de sevinci ile seçmek insanın neredeyse en önemli meziyetidir. Bugün insanın çokça seçim yaptığını düşündürecek birçok ortam var ancak bu çoğunlukla seçimden çok maruz kalma biçiminde geçiyor. Maruz kaldıkça kaldığı bu süreçten çıkmanın yollarını arar. Şayet artık bir çıkış yolu kalmamışsa, oradan en basit ifade ile bir idealizm kotarmaya çalışılıyor. Netice itibari ile idealist bir görüntünün ardında kocaman bir kabullenilmişlik yatar çoğu zaman ve sadece görüntü amaçsız savruk eylemleri bize gösterir. Bir de seçim yapmayıp bir kenara bıraktıklarının akıbetini düşünme…

Bugün insanların çoğunluğunun dünyasını bu maruz kalma ve kabullenme hali şekillendiriyor. Bütün çıkmazları kabullenme belirliyor. Oysa “ideal”, bir tarafı ile de bir kanama halidir. Bir bakıma yaralanma ve yaralandıkça tuza banma halidir. Ve her insan bir şekilde iddiası ile sınanır. Ondan dolayı da seçmek, aramak bulmak ve olma hali üzere olabilmek zor bir tercihtir. Lakin hangi yol kolay ki! Bugün birçok kolaylaştırılmış yol önerisi her yerde her zaman bulunabilir. Lakin bunun ne kadar işe yaradığını görebilmek için çok büyük derinliklere ihtiyaç yoktur. Ama derinlik varmış gibi algılansın istenir.

Bu yüzden herkeste çok gizli ve çok derin bir şey söylüyormuş pozu takılma durumu var. Nitekim bu pozlanma hali kısa bir görüşmede anlatıyor ki işler pek de öyle görünmesi istendiği gibi değil, haliyle hiçbir şey yolunda gitmiyor. Eştikçe fark ediliyor ki, insanları eli kolu bağlı bir haldeymiş gibi bütün iradesi elinden alınıp, hayal bile kurulamayan bir tükenmişliğin eşiğine itiyorlar. Yüksek ses ile amaçsız, şuursuz sağa sola bağıran ve bir kavga verdiğini zanneden insanların varlığı bu sürecin bu şekilde işlemsine, işletilmesine imkân tanıyor. Ve bu şuursuz hali de idealizm olarak yutturmaya çalışıyorlar.

Jeremy Benetham’ın kullandığı ve Türkçeye iktidarın gözü diye çevrilen “panoptikon” kavramını tam da bu noktada hatırlamak da fayda var. Bugün insanların etraflarını çevreleyen bir kuleden değil ama insanların hayatlarını çepeçevre çerçeveleyen birçok gözetleme kulesi gibi konudan bahsedebiliriz. Bu konular insanları birleştiren, anlamlı bir bütün haline getiren konular elbette değil, aksine bu konular insanları engelleyen, sınırlayan, ayrıştıran konulardır. Ön yargılar, basmakalıp yargılardan, radikal kabullerden daha birçok şeye varana kadar her şey bu gözetleme ve çevreleme işine katkı sağlıyor. Toplumsal hayatı bir bütün olarak paramparça eden kırılmaların adı, kemikleşmiş kalıpların arkasından konuşmak yaşamak idealizm olarak ya da inanç olarak adlandırılıp ardından da methiyeler düzülüyor. Oysa topluma ve kişiye nokta kadar fayda sağlamayan bu hâl yaşanılan hayatın en büyük krizi derecesine gelmiştir.

İnsanların çoğunluğu birkaç nokta arasında sıkışmış kalmış durumda bunların en başında boş vermişlik,  nihilizm, narsizm, saplantılar ve aşırı bağlılık geliyor. Onun için bugün bu yıkıcı hal birçok şeyin gerçekleşmesine bir şekilde vesile oluyor. İnsan bozulmuş, toplum dersen her bir yarısı diğerinden beter bir şekilde nefret ediyor. Herkes açılan vitrinlerde yaşamak istiyor. Yaralar kabuk bağlamış açıldıkça tuz basılıyor. Bu bakımdan yapma iradesi ortaya koyacak insanların seçimleri farklı olabilmelidir. İnsanı yeniden ayağı kaldıracak “gönüller yapacak” bir tazelenmeye ihtiyacını herkes hissediyor.

Korkutan değil, iyilik ve güzellikler ile bütün güzel sözler ve davranışlar seferber edilmeli. Yoksa tadı tuzu kaçmış bir hayata lokma banmanın ne anlamı olabilir ki? Sadece bir köşeyi seçip oradan her şeyin güzel olacağını beklemek beyhudedir. Bir de tahrip edilen tabiattan insanın tabiatına, hak ve adaletin kaybolmasından, ekonomik adaletsizliklere sadece bakarak bunun yanlış olduğunu sayıklayarak değiştirilebileceğini ummak idealizmden çok ahmaklıktır. Onun için yaraya tuz basarak, daha çok yaralanarak devam etmek gerekir. Ağız tadı ile işlemek, irade göstermek her şeyi değiştirme arzusunu harekete geçirmek için yetmez mi? Hep birlikte özgürleşmek için birlikte yaşmayı becerebilmek gerekiyor. Onun için toplumsal ve bireysel hayatın tadını ayarlayan tuza dikkat etmek gerekiyor. Ya tuz da bozulursa? Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?