Reklamı Kapat

Toplum mimarı “Şuurlu Öğretmen”

Bismillâhirrahmânirrahîm;

YARIN 24 Kasım. Öğretmenler Günü. Hayırlı olsun! Bu vesileyle, öğretmen ve eğitim üzerinden fikir jimnastiği yapmaya ne dersiniz? Çünkü bu ikisi toplumu yönlendiren faktörlerin başında.

Eğitimin merkezinde “insan” var. İnsansız dünya neye yarar ki! Eğitimin en aktif ve sürükleyici unsuru öğretmen… “Bilgi” üzerine kurulan her iş “fayda”ya dönüşür. Faydasız ilimden Allah’a sığınırız! Eğitimi, “bilgiyi faydalı hale getirme sanatı” olarak tanımlayanlar da var. İşi bilerek yapmak; özü sözü bir olmaktır “şuurluluk”.

Öğretmenlik ise, öğrenme ve öğrendiklerini başkalarına öğretme işi. Eskiden “muallim-devamlı öğretmekle uğraşan kişi” denirdi. Demek ki, öğretme işinde “devamlılık” var. Bülent Acun, “Öğretmen kimdir?” sorusunu şöyle cevaplar: “Öğretmen, öğrencisine lâzım olan bilgiyi, ilgiyle birlikte bilgece verebilen kimsedir” (Anadolu Gençlik Dergisi, Eylül, 2017, Sh. 4).

Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞDER) Genel Başkanı Hamdi Sürücü Hocam eğitimimizin en önemli sorununu 2 maddede özetler: “1. Eğitimin yönünün Batı’ya dönük olması, 2. Yetişmemiş öğretmen.”

ÖĞDER Genel Başkanı, öğretmenlik mesleğinin sistematik bir yapıya kavuşamadığından yakınır: “Eğitimin yükünü çeken öğretmenlerin bir meslek kanunu yok. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda öğretmenler hakkında birkaç madde var. Sistemi bozmak için her şey yapılıyor. Biz, elde olan bozulmasın, diye çalışıyoruz. Gayri ahlâkî yayınlar değerleri yıpratıyor. Bunlar kimliğimize yabancı olan eğitim anlayışının ürünü.” 

İDEALSİZ EĞİTİM

EĞİTİMİMİZ “millî” sıfatlı olmasına rağmen, milletimizin yapısına uygunluğunda sıkıntılar var. Muhterem Sürücü’nün dediği gibi, eğitimimizin yönü Batı’ya dönük. Bu dönemde eğitimimiz 3 devreden geçti:

1. 1924’te, ABD’li felsefeci John Dewey “eğitimci” denilerek Türkiye’ye davet edildi. Bazı araştırmalardan sonra bir “Rapor” hazırladı ve şöyle dedi: “Bu rapor 30 yıl uygulanırsa Türkiye halkı kimliğini kaybeder ve bir Amerikalı gibi düşünmeye başlar.” Dewey Raporu 1960’a kadar uygulandı.

2. Fulbright Eğitim Komisyonu: Türkiye ile ABD arasındaki bu antlaşma 1947’de Kahire’de imzalandı. Komisyon 4’ü Türkiyeli, 4’ü Amerikalı 8 üyeden oluştu. Anlaşmazlıklarda ABD’nin Ankara Büyükelçisi “arabulucu” olacaktı. Eğitim modeli hazırlandıktan sonra 1950’den itibaren uygulanmaya başladı.

3. İstanbul Sözleşmesi: Avrupa Konseyi’nin dayattığı bu sözleşme aydınlar ve uzmanlarca tartışılmadan; halk bilgilendirilmeden, 24 Kasım 2011 gecesi, saat 22.50’den itibaren 26 dakikada görüşülerek TBMM’de kabul edildi. Bu sözleşme esas alınarak aile hayatını düzenleyen 6284 sayılı yasa yapıldı. Şimdi de eğitimi bu sözleşme esas alınarak düzenlemek istiyorlar.

Peki, Batı tipi eğitimden geçen insanlar hayattan ne bekliyor? İsterseniz, Mehmet Şevket Eygi anlatsın: “Devlet memuru olmak istiyorum. Emeklilik istiyorum. Sabah akşam servisi istiyorum. İyi bir öğle yemeği, ikindi çayı istiyorum. Mümkünse hiç çalışmak istemiyorum. Üretmek değil, tüketmek istiyorum. Devlet bana baksın, istiyorum. Çok çalışıp yıpranmak istemiyorum.” (Millî Gazete, 13.11.2018)

FEDAKÂR ÖĞRETMEN

MİLLÎ kimliğimizle bağdaşmayan idealsiz eğitimin insanımıza getirdiği noktayı görüyor musunuz? Hani fedakârlık; nerede kaldı girişim ruhu? Okullar kişiliksiz, sünepe, tüketici insan yetiştirme mekânları; yalnız diploma veren kurumlar olamaz. “Şuurlu öğretmen”, ülkesinde, dünyada olup bitenden haberdar olan insandır.

AGD Genel Başkanı Salih Turhan, emperyalistlerin çocuklarımızı hedef aldığını anlatarak uyarır: “Siyonizm 4 yaşındaki çocukları bile hedef alacak kadar ahlâksız bir anlayışa sahip. Çocuklarımızı, düşünmeyen, sorgulamayan ve idrak etmeyen hale getirdiler. Zihinlerine ahlâksızlığı kodladılar. Elektronik sinyallerle beyinleri ele geçirmeye uğraşıyorlar.” (10.09.2018)

Yaşadığımız dünyada öğretmenin irfan, hikmet, basiret, feraset ehli; zihin açıklığına sahip bir insan olması gerekiyor. İstiklâl Marşı şairimiz diyor ya: “Muallimim diyen olmak gerektir, imanlı, / Edepli, sonra liyakâtli, sonra vicdanlı. / Bu dördü olmadan olmaz, vazife, çünkü büyük.”

Eğitimimizin “kaliteli” olmasını istiyorsak, mutlaka kimliğimize uygun bir “Öğretmen Yetiştirme Projemiz” olmalı. Emperyalist ve yabancı etkilerden arınmış bir eğitim projesi. İlim âşığı, kendini “insan yetiştirme”ye adamış şuurlu öğretmenlere ihtiyacımız var.

İdeal nesiller inşa etmeyi amaçlaması gereken eğitim, en hassas alan. Çünkü insan girift bir varlık. Eğitimin görevi; olgun, girişimci, çığır açıcı, kişiliği oturmuş insanlar yetiştirmektir. Osmanlı atalarımız bunu başardı. Merak ederek onların yaptıklarını araştırıp günümüze hitap eden eğitim sistemi oluşturmak bu kadar zor mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?