Reklamı Kapat

24 Kasım’larda olması gerekenler

Durup durup öğretmenlik güzellemeleri yapmamak.

Öğretmenin haklılığını yerden göğe çıkarmamak.

“Bana bir harf öğretenin…”den öte ayakları yere basan cümleler kurmak.

Öğretmene indirimli takım elbise diyerek satılmayan, sezon dışı ya da elde kalmış kıyafetleri satmaya kalkmamak.

“Aslında öğretmenlerimiz daha fazlasına layık; ama ne yaparsın imkânlar kısıtlı” savunmasından vazgeçmek.

Evlatlarından hiçbirinin öğretmen olmasının hayalini kurmadığı halde sırf 24 Kasım diye kalkıp da “ah ne şerefli meslek” nutukları çekmemek.

Ne zaman öğretmenden bahsedilse televizyonlarda hemen halk pazarında canlı yayına bağlanarak öğretmenin bir türlü dolmayan filesi konu ediliyor.

Geçinemediğinden bahsediliyor. Ayıptır!

Öğretmen domates patates alabiliyor mu diye pazar pazar dolaşıncaya kadar öğretmen okuyor mu, yeterli zihinsel beslenmesi var mı diye sokağa çıkılması lazım.

Öğretmene yönelen şiddetin vanasını kapatmak gerek. Öğretmenin elini değil yüreğini ve aklını güçlendirmenin yolları aranmalı.

Öğretmenler bugünü vesile kılıp kendilerini bir özeleştiri süzgecinden geçirerek kendi karnelerini bizzat kendilerinin vermeleri gerek.

Eğitim bir tür “yap-işlet-devret” uygulaması değildir. Öğrenci öğretmenin eseri ve mahsulüdür. Dolayısıyla yaptığı iş amelelik değil sanatkârlıktır. Bunu bilmezden gelenler 24 Kasım’ları aydınlanma ve bazı şeylerin ayırtına varma günleri olarak vesile kılmalıdırlar.

EN İYİLERİMİZ GENÇLER

İsmet Özel, “Türkiye’nin gençleri yoktur, çünkü ihtiyarları yoktur” diyordu “Zor Zamanda Konuşmak” kitabında. Organik bir ihtiyarlıktan bahsetmediği açıktı. Tanzimat’tan bu yana her değişime balıklama dalan yaşını başını almış insanların bizim ihtiyarlarımız olamayacağının altını çiziyordu. El hak doğrudur. Çevremde bir ihtiyarlara nazar ediyorum bir gençlere; ihtiyarların durumu gençlerden daha vahim. Gençlik ömrün fırtınaya yakalanma mevsimidir, fırtına diner savrulma biter. Ya oradan oraya yuvarlanıp savrulan dingin mevsimlerin orta yaşlılarına ya da tam yaşlılarına ne demeli? İnsan yaşlandıkça kendi hatasını görmez olur. Gelir gider zamanın hep kötüye gittiğini, gençlerin yoldan çıktığını, edep ve ahlâkın kalmadığını söyler durur. Aslında bütün bu şikâyetler psikolojik savunma mekanizması olmanın ötesine geçmeyen şeyler. Topluma bir günah keçisi lazımdır ve bu da gençlerden başkası değildir. Hâlbuki dünyanın bu yaşanmaz hale gelmesinde belki de en az payı olan gençlerdir. Çocuklar ve çocukluk zaten nefes alma kaynağımızdır. Bütün ihtiras ve fesadın kök saldığı çağ geri dönüşü nerdeyse olmayan olgunluk ve ihtiyarlık çağıdır. Lütfen gençlere bir de bu geniş pencereden bakın. Bunalımın kaynağının onlar değil orta yaş sonrası olduğunu hayretle göreceksiniz. İhtiyarlık ve orta yaş sonrası gidecek yeri olmayan insanların ortak bir alanda toplanmış hali gibidir. Ne muhafazakârdırlar ne yenilikçi. Savrulmadan duramadıkları için ikisinin ortası olmayı da doğru düzgün başarabilmiş değildirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?