Reklamı Kapat

Çember

Bırakınız bir insanın ölümünü seyretmeyi, herhangi bir böceğin, bir kuşun veya bir canlının ölümü esnasında yaptığı davranışları, verdiği tepkileri görmeyi, bütün merakımıza rağmen istemeyiz. Elde olmadan böyle bir durumla karşılaştığımızda, ne kadar tahammül etmeye çalışsak da, iç dünyamızda derin sarsıntılar yaşamaktan kurtulamayız. O an farkına varmasak bile, en azından hafızamıza kazınan herhangi bir hareket, bir söz, bir mimik, günün birinde bilinçaltımızda adeta bir yanardağ gibi patlayarak etkisini gösterebilir, içimiz daralır, elimiz ayağımız boşalır, acı ve çaresizlik yüreğimize olanca ağırlığıyla ve yoğunluğuyla çöker. Bu, ölümü bile isteye düşünme, onu değerlendirip hayata karşı daha farklı bir bakış kazanma değil, ölüm vesilesiyle başka birinin varlığının yok oluşunun meydana getirdiği bir dehşet dalgasıdır. Ölüm haberlerinden bütünüyle ayrı bir şeydir bu.

Karadeniz Bölgemizin bir ilçesinde, nerdeyse iki yıl önce, on bir yaşında masum bakışlı bir kız çocuğunun ölümü, haber olarak verilmiş olsa da, ölümü dehşet duygusuyla algılattı adeta. Aslında, dehşet duygusu doğrudan ölüm olayından kaynaklanmadı. Ölüm haberinin verilişinde ortaya çıkan karıştırıcı unsurların karartıcı bir niteliğe büründürülmek istenmesindeki duygusuzlukta, acımasızlıkta kendini gösterdi. On bir yaşındaki masum yavrunun evinin önüne, adeta can çekerken bırakılması, ancak dehşet duygusunu çağrıştırmaktadır. Arkasından, çatıdan atlayıp intihar ettiği şeklinde bir söylentinin ortalığa sürülmesi, bir başka dehşet duygusunu sökün ettirdi. Gerisi aklın, sağduyunun, vicdanın yoksandığı iddialar halinde sürüp gitti, gidiyor.

Böyle bir ölüm ile karşılaşan anne ve babanın durumunu, yaşadıkları acıları, çektikleri çileleri, salt bir ölüm olayı çerçevesine yerleştirmek mümkün olmamalıdır. Nitekim babanın olayı ısrarlı takibi ve karşılaştığı engeller, durumu salt bir ölüm olayı olmanın ötesine taşırmış görünüyor.

Bir defa, on bir yaşındaki kız çocuğunun öldüğü gerçek, ama bu ölümü meydana getiren neden/ler belirlenemiyor. Bir ölüm gerçekleştiğinde, başta tıp ve hukuk bilimleri olmak üzere, ölümün gerçekleştiğinin tespiti için yöntemler belli ve açıktır. Ölümün gerçekleşmesinde neden/lerin belirlenmesi ve nedenden faile gidilmesi, sonuçta belli bir yöntemi gerektirir ki, bu iki bilim bakımından çözümlenmesi zor bir sorun değildir. Yani sonuç ile neden bağlantısı belli bir yol izlenmek suretiyle eylemi gerçekleştirenin bulunmasında en güvenilir ilkedir. Bu, Ceza Hukuku’nda “nedensellik ilkesi” olarak tanımlanmaktadır. En karmaşık olayların çözümlenmesinde başvurulur. Kaldı ki, olayla ilgili haberlerin aktardıkları bilgiler, sağduyulu değerlendirildiğinde bile, aslında kız çocuğunun ölümünü meydana getiren olay, olayın faili, en azından tahmin edilebilir nitelikte gözükmektedir.

Fakat gerçekleşmiş bir ölüm olayı, bütün nedenleriyle bilinir durumda olmasına rağmen, bilinmesinin inkâr edilmesi, inkârın gerçeğin yerine, bilerek ve bilinçli olarak ikame edilmesi gibi dehşet verici bir iradenin zoru söz konusudur.

İşte bu noktada, tıp ve hukuk bilimlerinden, ahlaktan ve inançtan, yargı ve mahkemeden, devletten ve adaletten, her şeyden önce de insan ve insanlıktan söz etmek, anlamsız hale gelmektedir. Fakat ölen o on bir yaşındaki masum yavrunun bakışları, anne ve babasının acıları ufkumuzda kara bir bulut olarak durmaktadır. Yerine göre, “bir insanın ölümü bütün insanlığın ölümüdür”. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?