Reklamı Kapat

Namazgâhlar

Tarihimizin bir parçası olan mimari yapılara göz atarken yol kıyılarına itina ile inşa edilen namazgâhlar dikkatimi çekti. Yolculuk esnasında namazların eda edilmesi için yapılan namazgâhların ekserisi şehirlerden uzaklarda, yol kıyılarına inşa edilmiş.

Bilindiği üzere İslam kültüründe “namaz” yaşamın merkezinde yer alır. Vakitler namaza göre taksim edilir, hayat namazla başlar ve namazla biterdi. O yüzden ceddimiz yolların yapımını tasarlarken namazı merkeze almış ve yolcuların namazlarını eda edebilmeleri için namazgâhlar inşa etmiş. Büyüklerimizin bu hassasiyetini gördükçe bir asırda bu hale nasıl gelebildiğimizi düşünüyorum… Düşünün otobüsle 16 saatlik mesafede olan memleketinize gidiyorsunuz, namazınız geçmek üzere şoföre namazınızı eda etmek istediğinizi ifade ediyorsunuz adam yüzünüze sert bir ifade ile bakıyor ve “duramam, kaza edersin” diyor. Otobüsler yemek için, çay için mola veriyor fakat namaz için vermiyor.

Kadim tarihimizde mimarı yapılar inşa edilirken namaz birincil konu olarak ele alınmıştır.  Mesela yol inşa edilirken güzergâhta kıble yönünü belirten bir mihrap oluşturulmuş ya da ağaç dikilmiştir. Namaz için uygun hale getirilen yol kıyılarına çeşmeler inşa edilmiş ve hayatın namazla başlayıp namazla bittiği mesajı verilmiştir.

Namaz İslam’ın asli unsurlarından biri, imandan sonra en önemli rüknüdür. Resulullah ve sahabesi Bedir Savaşı’nın en çetin anında dahi namazı cemaatle eda etmiş ve savaşa namazın ruhu ile devam etmişlerdir. Hatırlayacağınız üzere Bedir’de müşrik ordusu Müslümanlardan üç kat daha fazlaydı ve Müslümanlar bu çatışmada ölüm kalım savaşı vermekteydiler. Fakat onlar düşmanın gücüne bakıp korkuya kapılmadılar, namaza ve dinin asli değerlerine tutundular ve zafere imanlarının gücüyle yürüdüler. Sahabenin bir kısmı namaz kılarken diğerleri savaştı, namaz kılanlar savaşırken ise diğerleri namazı eda ettiler. Bu durum Kur’an’da şöyle anlatılır:

“Savaşta müminler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silahlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar” (Nisa Suresi, 102).

Resulullahın önderliğinde kurulan Medine İslam Devleti’nde iş hayatı, sosyal yaşam ve gündelik meşgaleler namaza göre düzenlenmiştir. Yani kişi alışveriş ya da iş için evinden çıkacağı zaman namaz saatlerini hesaba katmış ve bütün işlerini buna göre düzenlemiştir.   Peki, bugün bizler onların tutunduğu bu değerlerle ne kadar yakınlık kurabiliyoruz? Hayatlarımız onların hayatlarına ne kadar benziyor? Ne yazık ki artık yaşam tarzımızdan mimarı yapılarımıza ve alışveriş şeklimize kadar her konuda seküler kültürün etkilerini taşımaktayız. Namaz insanlarımızın gündemlerinde dahi yok. Onlar hayatın sadece maddi boyutuna odaklanıyor ve yaşamı bundan ibaret görüyorlar.

Namaz bir işarettir, bir istikamettir, bir taraftarlıktır, bir güçtür, manevi bir dayanaktır. Namazla dirilip hayatımıza yeni bir sayfa açmadığımız sürece ne değerlerimizle bütünleşme şansımız olacak ne de düşmanı alt etme kudretine sahip olacağız. Bu bir gerçek!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?