Reklamı Kapat

Zaman neleri alıp götürdü?

Aslen Yörük olan ailem, yaz mevsiminde hayvanları ile birlikte yaylaya göçerlerdi. Üç mevsim dağlarda yaşayan Yörükler tabiatla güçlü bağlar kurar ve toprağın, dağın taşın dilini öğrenirlerdi. Televizyon, gazete, kitap girmeyen kıl çadırlarda yemekler pişer ve misafirler ağırlanırdı. İletişim araçlarının olmadığı dağlarda insanlar uzun uzadıya sohbetler yaparlardı.

Şehrin gürültüsünden uzak sakin ve dingin bir yaşam süren insanlar fıtratlarına uygun hareket eder ve paylaşıma önem verirlerdi. Çocuklar okul çağına geldiklerinde kardeşlerinin bakımını üstlenir, hayvanları otlatır ve aileye yardımcı olurlardı. Erken yaşlarda sorumluluk alan çocuklar vaktinden önce olgunlaşır ve hayata uyum sağlarlardı. Onlar şehirli çocuğun aşina olduğu ergenlik sorunları nedir bilmezler, hayatı olduğu gibi doğal haliyle yaşarlardı.

Çadırda yaşayan insanlar yiyecekleri doğal yöntemlerle istifler ve misafire ikram ederlerdi. Misafir için hazırlanın yiyecekler ise özel kaplarda saklanırdı. Çadırda misafire tahsis edilmiş özel bir alan mutlaka olurdu ve buraya özel bir ihtimam gösterilirdi. 

Üç ay sonra hayvanları ile birlikte sahile gelen göçebe halk, dayanışma içinde yaşar ve birlikte vakit geçirmeye çalışırlardı. İnsanlar geniş bir ailenin ferdi gibi yaşarlardı. Bugün o dağlarda göçebe halktan geriye hiçbir şey kalmadı. Onların çocukları şehre gidip burada yeni bir hayat kurdular. Fakat dağların çocukları için kirli ve kalabalık şehirlere uyum sağlamak sanıldığı kadar kolay olmadı. Şehrin kirli havası, ekonomik güçlükler ve sağlıksız yaşam koşulları hayatı yaşanılmaz hale getirdi. Depresyon ve stres gibi sorunlara aşina olmayan dağların çocukları, bu sorunların hedefi haline geldiler. Zaman çok şey alıp götürdü ve onlar tanımadıkları bir dünyada tanımadıkları sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldılar.

ÇOCUKLUĞUMDAN GERİYE KALANLAR

Çocukluğumda kötülerin bu kadar fazla olduğuna hiç ihtimal vermezdim. Yaşadığımız kasabada Cuma günleri halk pazarı kurulurdu, akşamüstü pazara giderdik ellerimizdeki torbaları güçlükle taşırken aracıyla geçen bir kişi durur ve “sizi şu noktaya kadar götürebilirim” derdi. Biz de tereddüt etmeden araca geçerdik. Şimdilerde bırakın tanımadığınız kişileri, tanıdıklarınızdan dahi korkuyor ve tehlikenin nereden geleceğini kestiremiyorsunuz. 

Çocukluğumda kötülerin bu kadar çok olduğuna hiç ihtimal vermezdim. O zamanlar televizyon tek kanallıydı ve programlar itina ile seçilmekteydi. Hayatımız sosyal medyaya endeksli değildi, teknolojinin hayatımıza hükmetme gücü yoktu. Kötülük hep vardı ama insanlar kötülüğü bu kadar içselleştirmiş değillerdi.

O zamanlar annelerimiz evde pişen yemekten komşuya bir miktar ayırıp çocuğun eline tutuşturur ve komşuya gönderirlerdi. Evinde tuzu, şekeri, çayı biten fakat bakkala gidecek vakti olmayan kadın komşunun kapısını çalabilirdi. Komşu komşuyu ailenin bir ferdi gibi görür ve ilişkilerini bu doğrultuda sürdürürlerdi.

Zaman nasıl da değişti. Rüyamda görsem inanmam dediğimiz olaylara her gün bir yenisi ekleniyor. Artık bırakın komşuyu, kan bağı ile bağlı olduğumuz yakınlarımızdan dahi korkar hale geldik. Çevremizde tehlike saçan varlıklar geziniyor. Yolda yürürken arkamıza bakmaktan kaçınıyor ve kendimizi güvende hissedemiyoruz. Bunu bir paranoya olarak değerlendirenler olabilir. Ancak şunu bilmelisiniz ki; hemen her gün ekranlara yansıyan cinayet, gasp, hırsızlı, dolandırıcılık, tecavüz vakıaları bir vesvese ya da kurgudan ibaret değil, aksine bu olaylar toplumumuzda bizzat yaşanıyor. O nedenle ne kadar önlem alsak da kendimizi güvende hissedemiyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?