Reklamı Kapat

Mehmed Zahid Kotku Hazretleri'nden iki önemli uyarı

Müslüman halkımızın havaya, suya ne derecede ihtiyacı varsa gerçek âlimlere de o derece ihtiyacı vardır. İslam toplumuna mutlaka Rabbani âlimlerin önderlik etmesi gerekir. Bilindiği gibi geçmişte insanlar bozulduğu, dinleri tahrif ve tağyire uğradığı zaman Cenab-ı Hak yeni bir peygamber göndererek tekrar dinin aslını onlara tebliğ ediyor ve dinin bozulan, unutulan yönlerini insanlara hatırlatıyordu. Ama artık bu ümmete yeni bir peygamber gelmeyeceği için bu görevi tarih boyunca Rabbani âlimler yapmış ve yine onlar yapacaktır. Bunun için Allah Resulü, “Benim ümmetimin âlimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir” buyurmuştur. Yani İsrailoğullarının peygamberlerinin yaptığı tecdid ve ihya hareketlerini Ümmet-i Muhammed içerisinde Rabbani âlimler yaparlar.

Çağımızda bu görevi hakkıyla yerine getirdiğine bütün ehl-i imanın şahitlik ettiği âlimlerimizden birisi de Mehmed Zahid Kotku Hazretleri'dir. Ersin Gürdoğan Bey’in kendisini  “Görünmeyen Üniversite” diye nitelemesi gerçek ve tam yerinde bir tanımlamadır. Zira o hayatta iken İskender Paşa Dergâhı münevver insanların ve imanlı üniversite gençliğinin adeta bir toplanma merkezi idi. Milli Görüş lideri merhum Erbakan Hocamızın da bu dergâhtan aldığı manevi güçle siyaset meydanına indiğini de bir kez daha hatırlatalım. Hatta onun “Ağır Sanayi Hamlesi” projesinde de bu dergâhın izleri vardır.

Bu çağın getirdiği en büyük problemlerden birisi olan kâfirlerle içli-dışlı olma, onlarla Müslümanları nerede ise eşdeğer görme, Yahudi ve masonlarla birlikte iş tutma hastalığına dikkat çekerek şöyle der:

“Masonların çeşitli locaları vardır. Fakat hiçbirinin kuruluş amacı İslâmî bir gaye için değildir. Müslüman olmadıkları için de hiçbir sevap yoktur. Sevap olmadığı gibi, Müslümanlık dışında, belki de Müslümanlığa zararlı olmaları hasebiyle, bu gibi cemiyetlerden fayda umarak, onlara girmek kadar manevi tehlikesi büyük bir şey olamaz. Çünkü bunların şöyle yardım ederiz, böyle faydalı oluruz diye yaptıkları propagandalar yalan ve dolandan ibarettir. Sonra bunların bir kısmının kökü dışarıda olan Yahudi teşkilatı olmaları itibarıyla bunlara girmek İslam’a hıyanettir.

Hiçbir akl-ı selim sahibi Müslüman, altınlara gark olacağını bilse dahi böyle İslam’dan gayri, hatta İslam’ın zıddı gayelere hizmet eden cemiyetlere girmez. Girmeyi kendine zül addeder ve aynı zamanda girenleri de sevmez, onlara buğzeder.

Zavallı sana ne oldu da böyle şeytani fikirlerle kurulmuş bir dolaba giriyorsun? Hiç aklın yok mu? Bu kadar tahsili ve serveti böyle bir İslâm düşmanı cemiyete girmek için mi yaptın? Yazık sana hem de çok yazık. Senin dininden sökülüp İslam’ın gayri bir cemiyete üye olmandan dolayı artık İslamiyet seni Müslüman olarak kabul etmez. Çünkü artık sen Müslüman'ın malı değil, bir Hristiyan veya bir Yahudi şebekesinin adamısın. Bunu böyle bil. Namaz kılmakla, oruç tutmakla, boş yere kendini aldatırsın. Artık sen nerede, Müslümanlık nerede?

Müslümanlık şirke karşı bir dindir. Hiçbir zaman ikilik istemez. O, tevhid dinidir. Birlik, vahdet onun gayesidir. Onun için “Ancak mü’minler kardeştir.” (83) buyurulmuştur. Mü’min ve Müslüman olmayanlarla asla kardeşlik caiz değildir.

İslamiyet’e zararı apaçık olan bu cemiyetlerin mensupları çoğalarak köşe başlarını tutmuşlar. Kendi din ve milletinin zararına çalışmaktalar. Bunlar Resûlüllah (s.a.v.) zamanındaki münafıklardan daha eşed maskeli kimselerdir. (Mehmed Zahid Kotku, Kırk Bir Hadiste Mü'minlerin Vasıfları, Seha Neşriyat, Sh. 114-117)

Diğer yandan içimizde sözde İslami faaliyet yürütenlere, hoca olmadıkları halde kendilerine “hoca” dedirtenlere, şeyh olmadığı halde şeyhliğe kalkışanlara karşı da şu uyarıyı yapıyor:

 “Bu devirde birçok kimseler şeyhlik iddiasıyla başlarına birtakım zayıf kimseleri toplarlar. Namaz yok, oruç yok, itikadları bozuk, tesettür yok. Herkesin de pek hoşuna gider. Bu gibi kimseler gökte uçsalar sakın inanmayınız. Cenab-ı Hakk'ın bizden istediği keramet değil istikamettir. Bunun için Yüce Allah “Allah de, sonra da istikametten ayrılma” (İsra, 70) buyurmuştur. Bu ne kadar mühim bir ders-i ibrettir. İstikamet kadar güzel ve kıymetli bir şey yoktur.” (Mehmed Zahid Kotku, Ehli Sünnet Akaidi, 230, Seha Neş.)

İşte İslâm’ı bilen, özümseyen ve çağını iyi tanıyan, içinde yaşadığı toplumun hastalıklarını iyi teşhis eden bir âlimin bir davetçinin uyarıları. Vefatının 39. sene-i devriyesinde kendisini rahmetle anıyoruz.

“(Ey Resulüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben (insanları) Allah’a (körü körüne değil) bir basiret üzere davet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz).” (Yusuf, 108)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?