Reklamı Kapat

Yediğine dikkat et!

Zaman değişse de insanın tabiatında olan bazı davranışlar, duygular değişmiyor. Bunun birçok örneğine hâlihazırda yakinen şahit olmuşuzdur. Kıskanmak, vehmetmek, nefret etmek gibi birçok örneği sıralayabiliriz. Hatta bütün bunların izlerine insanlık tarihi boyunca rastlamak mümkün; ilk isyandan, ilk kana varana kadar bütün bunların izlerini sürebiliriz. Bugüne gelecek olursak insanın mekanikleştirildiği bir zaman diliminden geçiyoruz. Bu mekaniklik biraz da teknolojik gelişmelerle de ilintili… Her şeyi artık farklı bir boyuttan ele alıyoruz ve her şeye çok kolay alışıyoruz. Alıştığımız şeylerin bizlere ne kattığı ile ne götürdüğü tartışılabilir. Hayat çok hızlı ve insan ona yetişmek zorundaymış gibi sürekli bir nefes nefese halin içerisinde deviniyor. Bu devinim de ne olup bittiğine dair çok sarih bir değerlendirme yapabilmesi de mevcut şartlarda kolay görünmüyor.

Bütün izlerin birbirine karıştığı böylesi bir zaman diliminde büyüklerin yol göstericiliğine baktığımızda temizliğin boğazdan içeri girenlere gösterilen özenle başladığını görüyoruz. İnsanoğlu birçok erdem için çaba gösterir, mesela; bazıları çok titizdir, bazıları çok çalışkandır, bazıları çok dürüsttür. Ancak bu kadar düzgün insanın yaşadığı bir ortamda nedense huzur kayıp bir hanedir. Huzurun ve yaşamdan zevk almanın en önemli sacayağı manevi temizlik ve maddi kontroldür. Yani insanın niyeti ile başlayan soyut alan temizliği, eşyanın ve o eşya ile olan münasebetimizin temizliği ile diğer ayağını tamamlayacaktır. Büyüklerden Şah-ı Nakşibendî (k.s.) hazretleri, tasavvuftaki hallerinin kaybolduğunu söyleyen bir talebesine; “Yediğin lokmaların helal olup olmadığını araştır” buyurmuştur. Talebesi araştırdığında, yemeğini pişirirken ocakta helal olup olmadığı şüpheli bir odun yakmış olduğunu tespit ederek tevbe etmiştir. 

“Namazda hudû ve huşû nasıl elde edilir?” diye sorulunca da cevaben buyurdu ki:

“Huzurlu bir halde helal lokma yiyeceksiniz. Huzur ile abdest alacaksınız ve namazda kimin huzuruna durduğunuzu bilerek, düşünerek söyleyeceksiniz.”

Çoğunlukla ibadetlerle olan ünsiyetimizde, titizliğimizde bir eksilme olduğunu duyarız ve yaşarız. Lakin bunun gerçek nedenleri üzerinde de pek durmayız. Çünkü kendimizden çok uğraşacak, kusur kabahat arayacak başka birileri vardır ve bizim bütün işimiz gücümüz ötede duranı taşlamaktır. Oysa boğazımızın üzerine çöreklenmiş kalbimizi cendere altına almış hiçbir şeye pek sesimiz çıkmaz. Nefsimiz söz konusu olunca mazeretin kapısı sonuna kadar açılırken karnı da genişler. İnsan en kolay galiba kendini aldatabiliyor. Bunu en büyük nişanesi hayatın her anında helal ve haramın birbirine karışmış olmasıdır. Bu yüzden zihnimizden, yüreğimizden ve nihayetinde davranışımızdan bu o kadar kolay görülebiliyor. Yasal olan ama meşru olmayan yolların omuzlarımıza yüklediği yük önce hayatımızdan bereketi götürdü. Götürdü götürmesine de kirlendiğimiz gerçeği ve lokmamızın kirlendiği gerçeği ile bir türlü yüzleşmek istemiyoruz.

Nihayetinde bozulan yuvalar, kaybolup giden değerleri bir nostalji malzemesi haline getirmek ve nefsimize acımak alışkanlığımız haline geldi. Bir de bütün kabahat modernizmle birlikte bizi sarıp sarmalayan teknoloji çağının oldu. Haliyle düşman hep dışarıda olduğu için içimize dönmeye, nefsimizle ve kendimizle yüzleşmeye gerek kalmadı. Bu bakımdan nasıl kazanıyoruz, nasıl ve nerede tüketiyoruz ya da nasıl besleniyoruz? Vücudumuza gıda olarak ne veriyoruz diye sormak da mümkün olmuyor. Birbirimizi uyarıcı, birbirimize tebliğ edici bir görevi yüklenemiyoruz. Bu yüzden evlerimiz, eşlerimiz çocuklarımız bizim deney tahtamız haline geliyor. Eşyalar ve onlarla münasebetimizde içinde bulunduğumuz ortam ve onun istediği şeyler bizim için yarışmanın itici unsurları haline geliyor. Göstermelik bir hayatın huzursuzluğu içinde yakıcı günler geçiriyoruz. Evlerimiz zindanımız oluyor, dışarılara attıkça kendimizi buhranımızı artırarak hanelerimize dönüyoruz.

Yuva kurarken duyduğumuz hassasiyetler giderek günlük koşuşturmanın, debdebenin içinde kaybolup gidiyor. Bir dantel gibi işlemeyi hayal ettiğimiz o huzurlu yuva hayali yerini kaygılara, korkulara ve ya yönü değiştirilmiş bir nefrete dönüşüyor. Yaşanılan hayat çoktan tahammül sınırlarını aşmış çile yumağına dönmüştür. Ekranın karşısında değil artık elimizdeki ekranlardan ayrı dünyalara kaçışlar yapıyoruz. Yeryüzü cenneti diyebilecek her şeyi kirletmede, bozmada hiçbir şey biz insanoğlu ile yarışamaz.  Bu yüzden de yola çıkan ve kendini, dünyayı güzelleştirmeye adamış insanların birer yılgın mücahit ve mücahidelere dönmüş olmaları da ilginçtir. Son olarak adı kalmış, özü kaybolmuş hayaletler haline gelmişiz. Bu kadar kötü mü?

Belki değil ama bir iç yolculuğa ihtiyaç var. Muhtemelen dışarıdaki seslere çok odaklanıldığı için bu yolculuk akim kalıyor. Galiba yola başlarken edinilen anahtarlar, yol boyunca unutuluyor. Belki de yolun başında ellerde olan o diri anahtara tekrar dönüp, hayatın kapısını onunla açmak gerekiyor. O zaman değişim ve dönüşüm hangi hıza tabi oluyorsa olsun yeni bir iç kazanmak her şeyi değiştirebilir.  Bütün benliğimizle besmelemizi çekip, önce içimizi kirleten manevi hastalıklardan kurtulmaya çalışmak gerekiyor. Bu arada en önemli konulardan biri de lokmanın temizliğidir. Neleri ne kadar tükettiğine değil de neyi, niçin ve nasıl tükettiğine dikkat etmek gerekiyor. Çünkü iç temizliğin en önemli maddelerinden biri de bu maneviyatı yani boğazdan geçenler güçlendirmektir. Zayıflamak için gösterilen özen kadar hayatın bütününe dikkat etmek gerekir ki, içeride birike birike obezleşen kin, nefret vb. söz ve tavırlardan uzaklaşılabilinsin. Ve her şartta kazançları temizlemek, hayatın ana mihengi meşru ve helal olanı tercih etmek gerekir. Nitekim o zaman dünya ve içimiz güzelleşebilir ve kısaca ifade edersek; huzuru kaybettiğimiz yerde bulmak için, yediğimize dikkat edelim!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?