Reklamı Kapat

Vicdanınız sizi bırakmaz

Elli yaşında bir beyefendi terk ettiği eşini suçlayarak vicdanını rahatlatmaya çalışıyor. Beyefendi eşinin kendisine hiç bakmadığını, güzel giyinmediğini ifade ediyor ve bakımlı bir hanım olan sekreterinden hoşlandığını iki yıldır da birlikte yaşamaya başladıklarını söylüyor. Beyefendi utanmadan kalkıyor ve “bu belki bir hataydı ancak hatanın sorumlusu kendine bakmayan eşimdir” diyor ve kendini temize çıkarıveriyor. İfadelerine göre İstanbul’a ilk geldiklerinde büyük zorluklar yaşamışlar ve fedakâr eşi evinde dikiş dikerek üç çocuğunu okutup eşine destek olmuş. Fakat beyefendi eşinin başarısız ve pasif bir hanım olduğunu ifade ederek vicdanını rahatlatmaya çalışıyor. Peki, eşi ve çocukları için saçını süpürge yapan kadın bu ihanetin açtığı yarayı nasıl onarabilecek? Kadın ihaneti nasıl anlamlandıracak ve nasıl kabullenebilecek? Bu soru şimdilik beyefendinin gündeminde yok. O her şey yolunda gidiyor ben de hayatımı yaşamalıyım deyip çıkmış yola. Ancak yolun sonunda kendisini bekleyen yalnızlık, meşakkat ve zorlukların farkında değil.

Yaptığımız hatalar, incittiğimiz yürekler ve ezip geçtiğimiz insanların ahları vicdanımızı rahat bırakmaz ve derin bir sızı hissederiz. Böyle durumlarda bizim yerimize vicdanımız tutar yası ve gözyaşını ağır ağır akıtır içine. Kusursuz olduklarına inanan narsist bireyler ise karşı tarafı anlayabilecek empati ve hassasiyetten uzaktırlar. O yüzden sürekli bahaneler üretir ve kendilerini suçsuz ilan ederler. 

Eşlerine ihanet eden kadın ya da erkeklerin bahaneleri hep aynı: Eşim kendine bakmıyor, benimle yeterince ilgilenmiyor, iç dünyama inemiyor, oturup kalkmayı, güzel konuşmayı bilmiyor, ilgisiz, duyarsız, benimle vakit geçirmiyor… Elbette ihanet eden kişi -artık bitim kanlandı, eşimi beğenmiyorum, hayatımı kendimden genç biriyle sürdürmek istiyorum- deyip kendini aşikâr edecek değil, bunun yerine karşı tarafı suçlamaya devam ediyor.

Ahlaki değerlerin zirvesinde yer alan vefa duygusu kişiyi hem beşeriyetten insanlığa taşır hem de olgunlaştırır. Vefakâr bir eş için ise evlilikte aslolan büyütülen emek ve birlikte tüketilen vakitlerdir. Büyütülen emeğin içinde yardımlaşma, paylaşım, sevgi, şefkat, fedakârlık ve yaşanmışlıklar vardır. Eşler yaşları ilerledikçe bu yaşanmışlıklara daha sıkı tutunur ve geçmişin enerjisinden güç alırlar. O yüzden eşlerini kaybeden yaşlı bireyler hatıraların saklandığı evlerin uzaklaşmak ve başka yere taşınmak istemezler. Çünkü onlar birbirlerine sevgi ile bağlıdırlar. Vefa duygusundan yoksun olan bencil ve duyarsız kişiler için ise sevginin bir önemi yoktur onlar birinci derecede yakınları ile ilişkilerini dahi menfaat ekseninde sürdürürler.

Ahlaki değerlere itibar etmeyen ve bütün ilgisini kendi yörüngesine çeviren günümüz insanı ihaneti özgürlük olarak addediyor ve sadece eşiyle değil insani ilişkilerini de bu doğrultuda sürdürüyor. Aile danışmanları, terapistler, psikiyatrılar seri şekilde hizmet veriyor ve fertlere doğru bir eş olabilmenin yolları öğretiliyor ancak ne boşanmaların önüne geçilebiliyor ne de ihanetlerde bir azalma oluyor. Zira ahlak, maneviyat ve bu değerlerin çekirdeğinde filizlenen vefa duygusu olmadıkça bu sorunların üstesinden gelme şansımız yoktur. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?