Reklamı Kapat

Müslüman niçin İslami çalışmalarda yer alır?

Allah Teâlâ, cihadı, kine alet edilmesi veya kişisel hırsları tatmin etmesi için değil, davetin devamını sağlaması, Müslümanları himaye etmesi ve müminlerin üstlendikleri büyük elçilik görevini yerine getirebilmeleri için farz kılmıştır. Böylece Müslümanlar Allah Teâla’nın hak yolunu ve adaleti insanlara ulaştıracaklardır. İslâm cihadı farz kıldığı gibi, barışı da teşvik etmiştir.

Cihad eden mücahidin kalbinde tek bir arzu vardır. O da Allah’ın ismini yüceltmektir. Dini ona; bu amaca başka bir amacı karıştırmamasını emretmiştir. Şöhret hırsı ona haramdır. Gösteriş için savaşması haramdır. Mal arzusu, ganimetten pay alma isteği haramdır. Haksız yere üstünlük sağlama arzusu haramdır. Helal olan tek şey akidesinin yayılması ve insanların doğru yolu bulması için canını ve mâlını feda etmesidir.

Haris b. Müslim b. Haris babasından şöyle anlatıyor:

“Resûlullah bizi bir seriyye ile birlikte yollamıştı. Düşmanla karşılaşınca atımı ileri sürerek arkadaşlarının önüne geçtim. İnsanlar ağlaşarak beni karşıladılar. Onlara:

-Allah’tan başka ilah yoktur deyin kurtulun, diye seslendim.

Onlar da kelime-i tevhidi söylediler. Bu durumu gören arkadaşlarım bana kızdılar ve:

-Bizi ganimetten mahrum bıraktın, dediler.

Resûlullah (s.a.v.)’in yanına döndüğümüzde olan biteni Allah Resulü'ne haber verdiler. Beni yanına çağırdı ama yaptığım hareketi övdükten sonra şöyle buyurdu:

“Allah orada kurtulan her insana karşılık sana şu kadar sevap yazmıştır.” (Ebu Davud)

Şeddad b. Hadi (r.a) da şu olayı anlatıyor:

Bedevilerden bir kişi gelerek Resûlullah (s.a.v.)’e iman etti. Sonra da: “Seninle hicret edeceğim” dedi. Resûlullah onu sahabelerinden birisinin yanına verdi. Daha sonra bir gaza oldu. Ganimet alınan koyunlar paylaştırıldı. O bedeviye de pay düştü. Bedevi:

-Bu da ne? diye sordu.

Resûllullah (s.a.v.):

-O senin payındır, dedi.

Bedevi:

-Ben sana bu ganimetler için biat etmedim, dedi. Eliyle boynunu işaret ederek:

-İşte buraya bir ok isabet etsin, öleyim de cennete gireyim diye iman ettim, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v):

“- Eğer doğru dediysen Allah da seni doğrular” buyurdu.

Bir süre sonra tekrar düşmanla kapışıldı. Savaştan sonra Müslümanlar onun cesedini taşıyarak Resûlullah (s.a.v.)’in huzuruna getirdiler. Tam işaret ettiği yerden okla vurularak şehid düşmüştü.

Resûlullah (s.a.v) sordu:

“- Bu, o adam mıdır?”

Oradakiler:

-Evet ya Resûlullah, dediler.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- O doğru söyledi. Allah da onu doğruladı.”

Sonra da Resûlullah (s.a.v.) kendi cübbesi ile onu kefenledi ve önüne koydurtarak cenaze namazını kıldı ve namazda şöyle dediği duyuldu:

“Allah'ım, bu kulun Senin yolunda hicret etti, şehid olarak öldürüldü. Ben de buna şahidim.” (Nesai)

Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor:

Bir adam Resûlullah’a:

-Ey Allah’ın elçisi! Hem Allah yolunda savaşan hem de dünya malı uman kişinin hali nedir? diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Ona sevap yoktur.”

Adam sorusunu üç kez yeniledi. Ama Resûlullah (s.a.v.) her defasında da:

“- Ona sevap yoktur” buyurdu. (Ebu Davud)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?