Reklamı Kapat

Tahakküm ve Kötülük

Tahakküm kurma arzusu başlı başına kötülüktür. Kimi insanlar kendilerini yönlendiren haz doğrultusunda sahip olduğu, olmadığı, olabileceği her şey üstüne tahakküm kurmak ister. Menkul yahut gayrı menkul bir değer, mal, can, varlık bir yana, insanlarla münasebeti düzenleyen iletişim vasıtasıyla bile tahakküm kurmak arzusu baskındır. Bu tür insanlarda çoğunlukla bir anlatıyı, sunumu, konuşmayı dinlemek bile genel olarak öğrenmek, bilgi edinmek yahut malumat sahibi olmak için gerçekleşmez. Ya destek vererek haklılık vurgusunda bulunmak yahut da karşı çıkmak ve kendi görüşünü ileri sürmek amacı taşır.

Günümüzde doğruluk, dürüstlük, haklılık bir takım dilsel yöntemlerle manipüle edilebilir hale getirilmiştir ve birey, yüzyılın rahatsızlıklarından sayılması gereken existansiyalist saplantılarla kendini gerçekleştirmek, kendi varlığını kanıtlamak adına salt kendi doğrusunu dayatan; doğrusuyla bağdaşmayan herhangi bir fikre, eyleme, oluşuma mesnetsizce karşı çıkışı vazife sayan, bağdaşım kurabildiği takdirde muhatabı üstüne tahakküm kurmaya soyunan hâsılı tüm anlamlarıyla megaloman kisvesini karşılayan ve hatta kendisi hakkında böyle bir saptamayı, teşhisi de üstlenmeyen tanımsız bir varlık görüntüsü arz eder. Ve üstelik bu minvalde bir kötülük, içsel tepkiye hiçbir surette meydan vermeyecek hızda tereddütsüz, kesintisiz, direk olarak bir başkasına izafe edilir.

Doğrudan kötülük eylemlerinde egemen olma, tahakküm kurma arzusu gayet belirginken dolaylı, görünen -yahut görünmeyen fakat daha elim ve belki bir nevi yok ediş olarak nitelenebilecek- kötülüklerde eylemin olumsuz tarafı ancak çıkarsanabilerek, tahmin yürütülerek, varsayıma dayanarak fark edilebilir. Mülkiyet tutkusu, toprağın veya menkul -gayrı menkul variyetlerin gaspı, cana kıyma ve benzeri eylemler doğrudan kötülüğe örnek oluştururken; hak gaspı, genel- geçer hukuka riayetsizlik, tahakküm kurma, insan tekinin yüceltilmesi ve benzeri kötülükler varsayımlara, bir takım bulgulara, belirgin delillere dayanarak belli farkındalığının neticesi itibariyle tanımlanabilir. Muhtemelen bu tür kötülükler soyut bir zeminde teşekkül ettiğinden değil de soyut bir algıya hitap ettiğinden ispata muhtaç görünür. Muktedir olanın haksızlığı, ezilenin, zulme uğrayanın, güçsüz düşürülenin marifetiyle nasıl ispatlanabilsindir ki? Nihayet eylem ve söyleme hizmet edebilecek bütün aygıtlar güçlünün elinde, gücün emrindedir.

Bir haksızlığa karşı çıkışta, olumsuzu dile getirişte, isyanda yahut hak iddia edişte dahi kendini sivriltme arzusuyla yanıp tutuşan birey, bir yandan dilsel olarak her görüşe saygı duyduğunu ve saygı duyulması gerektiğini ifade ederken, diğer yandan sadece yandaşlarınca değil tüm farklı görüş beyan edenlerce de takdir görme, kim ne ifade ederse etsin, hangi düşüncede olursa olsun herkese sevimli gösterdiği yüzüyle kendi doğrusunu dayatma, tahakküm kurma peşindedir. Kitleleri ardına takma derdindeki her bireyde tam da bunu gözlemlemek mümkündür. Halbuki her düşünceye saygı bağlamında diğer olan da dahil elde ettiği verilerin tamamını kullanabilmesi, dile getirebilmesi ve ortak bir ses senkrizasyonu oluşturabilmesi mümkün değildir. (Mümkün olan ancak asgari ücret tespit komisyonunda görev alan sendika temsilcisi haline gelmektir. Ki asgari ücret tespit komisyonunda yer alan hiç kimse asgari ücrete çalışmıyordur.) Söz konusu ses senkrizasyonuna işçi, memur sendikaları örnek verilebilir: Emekçilerin sesi olma iddiasıyla varlığını sürdüren sendika, genel merkezinin önüne yüzlerce lüks aracı asker gibi dizer; ancak düşük ücretlendirmeden şikâyet eden emekçinin derdini sadece dinler. Evet, Lenin’in bir filmin açılış sekansında belirttiği gibi, “Çalışan sınıfın gücü organizasyondur. Organizasyonsuz kitlelerde proletarya hiçbir şeydir. Organize olmak her şeydir. Organize olmaktan kasıt, tek bir harekettir” (Grev (1925), Sergei Eisenstein) ama bir organizasyona tabi kitlelerde en büyük kâr payı organizatörün olsa gerektir. Elbette asıl gücü elinde bulunduran otorite de bundan karlı çıkar. Özellikle terörize edilmiş kitleler otorite tarafından tahakküm altına alınıp teker teker (ya da tomar tomar) toplanabilir. Bunun için olumlu-olumsuz herhangi bir eylemde bulunmaları da gerekmez. Bir organizasyon dâhilinde insanlara terör yaftası vurup haklarından gelmek otorite için işten bile değildir. Nihayet organize bir iyiliğe göre organize bir kötülük, işleyen açısından çok daha kolay ve yaygındır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?