Reklamı Kapat

Sinsi ve derinden...

Toplumları değerlendirirken kendi dinamiklerine, değerlerine, kültürel ve sosyal niteliklerine bakarak bir sonuca ulaşmaya çalışmak gerek. Belli bir mesele, bir fizik formülü gibi her toplumda aynı neticeleri verir diye beklemek sosyal olayları değerlendirirken izlenecek bir yöntem olamaz.

Her toplumun, her milletin belli bir yaşam biçimi, hayata bakışı, dünyayı algılayışı, gelenekleri, adetleri var. İşin içine insan faktörü, kültürel farklar, dini inanç, adetler vs girdiği zaman her olay her toplumda başka başka neticeler üretir, bu normaldir.

Misal, Türkiye ile Güney Amerika ülkeleri, özellikle de Arjantin, Şişi vs birçok bakımdan benzerlik gösteren ülkelerdir. Hepsi de yıllarca Amerikancı darbelerin ve idarelerin tasallutu altında kıvranmış, ekonomileri itibariyle de benzer bir “dışa bağımlılık” ve “küresel sisteme entegrasyon” sancılarını yaşamışlardır. Hepsinde de siyasette “güç zehirlenmesi” gibi bir olgu her dönemde geçerli olmuştur. Hepsi de ekonomik manada bir türlü dikiş tutturamayıp “gelişmiş”le “az gelişmiş” arasında takılıp kalmış ülkelerdir.

Gelir adaletsizliği had safhadadır ve zenginle yoksul arasındaki gelir uçurumu ciddi boyutlardadır. Milyonlarca insan vergiler, yüksek fiyatlar ve ağırlaşan geçim koşuları altında yıllardır yaşama mücadelesi verirler. Ekonomik kriz hali, bu ülkeler için 7-8 yılda bir karşılaşılan vaka-i adiyyeden bir olaya dönmüştür.

Ancak bu “sıradanlaşan” hadiseye yaklaşımlar, ülkeler arasındaki anlayış, hayata bakış, kültürel ve sosyal mantalite ve inanç bakımından farkları da ortaya koyar. Hayat koşullarının giderek ağırlaşmasına, adeta “bıçağın kemiğe dayanmasına” her ülke farklı tepki verir. Misal Arjantin, Şili gibi ülkeler de bu tepkilerin gideceği yer toplumun “sosyal patlama” olarak adlandırılacak bir şekilde tepkisini dışa vurmasıdır. Sokak gösterileri, tedhiş olayları, toplumsal bir kargaşa, marketlerin, bankaların vs yağmalanması gibi hadiseler şeklinde tezahür eden bir “sosyal patlama” yaşanır.

Bizde ise durum farklıdır. Türk insanının halet-i ruhiyesi, inancın verdiği bir tevekkül haliyle yoğurulduğundan böylesi sert ve şiddete meyyal reaksiyonlara meyletmez. Devlete olan yaklaşımı, binlerce yılın bakiyesi olan bir tutum olarak “devlet ana” çerçevesinden olduğu için tepkisini “düzeni bozucu” veya “kargaşa oluşturucu” bir noktaya taşımaz. Çekilen cefalar ve bunun neticesi olan tepkiler de büyük oranda “iç dünyada” yaşanır.

Hatta son yıllarda, ekonomik krizlerin her 7-8 senede bir tekrarlamasının getirdiği bir alışkanlıkla, insanlar kriz dönemlerindeki zorlukları bile bir şekilde içselleştirme ve çaresizliklerini “hayat devam ediyor” şeklinde bir tevekkülle karşılama yoluna gidiyorlar. “Kriz varsa neden AVM’ler dolu” sorusunun cevabı buradadır. Sıkıntısının idarecilerce sahiplenilmediğini ve dikkate alınmadığını görüp sokağa inmek yerine, belki de bir vurdumduymazlık gibi görünse bile tuhaf bir inatla “hayata tutunma” çabası olarak görmek gerek bunları. Parasızlıktan, geçim sıkıntısından asile içi sorun, münakaşa, kavga yaşamak yerine halihazırdaki kredi kartı borcunu biraz daha şişirerek ama hayatı da ıskalamayarak yaşayan milyonlar var belki de.

Türk halkı, devamlı kriz yaşamanın getirdiği “pişmişlikle” belki göstermek zorunda olduğu (şiddet içerikli olmayan) tepkileri gerekli mercilere göstermiyor ama anlaşılması güç bir şekilde de hayata tutunmaktan vazgeçmiyor. Türk ekonomisinin krizleri çabuk atlatabilmesinin ardında biraz da bunu aramak gerek.

Ancak sıkıntıların dayanılmaz noktaya ulaşması gibi bir durum var ki, maazallah neticesi de artık can acıtıcı manzaralar ortaya koyuyor. İnsanlar artık hiçbir şekilde dayanamıyor demek ve en acı son olarak aileleriyle birlikte canlarına kıyma yoluna sapabiliyor. Bu durum bile ortadaki meselenin, güvenilirliği tartışmalı birtakım ekonomik verilerin ardına sığınarak geçiştirilemeyeceğini, bu ülke insanının sıkıntılarının artık bir muhatabının olması gerektiğini gösteriyor.

Bu ülkede yaşayan herkesten mesul olma iddiası varsa ortada, tek bir kişinin veya ailenin canı bile büyük bir vebale dönüşebilir. Canına kıymak dinen büyük bir günahtır elbette, ancak böyle olması ortadaki mesuliyeti azaltmayacaktır.

Toplumsal sıkıntılar belki Güney Amerika’daki gibi sosyal patlamalara neden olmuyor ama sinsice ve derinden kemiriyor toplumu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?