Reklamı Kapat

Mükellef insan

“Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessizlikleri değişti, şekilleri sonra, kapıları, kapılarından girip çıkanları değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkinlikleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluklarda gezinen kokuları da değişti.” (Hasan Ali Toptaş)

Hızlı bir değişimin içerisinde akıp giden zaman birçok şeyi de beraberinde götürüyor. Gündelik yaşamdan tutun da insanın alışkanlıklarına, içsel yolculuklarına varana kadar birçok şeyi değiştiriyor. İnsan çoğu zaman bu hızdan ürkse de bu hızlı devinimin içerisinde yer almaktan kendini alıkoyamıyor. Onun için de sürekli kafasını omzunun üzerinden geriye yani geçmişe doğru çevirme ihtiyacı hissediyor. Dedim ya sadece bir his, hissetmenin gerekliliği ne ise onu arıyor belli ki. Geçmiş geçip gittiği için bir nevi pozitif bir ruh hali açığa çıkarıyor ve de geçmişi yüceltmenin o erişilmez hazzını yaşıyor. Oysa geçmişe özlem bugüne haksızlık yapmaktan başka bir şey ifade etmiyor.

Bir şeyler ifade edebilmesi için bir yükümlülük sahibine ihtiyaç duyuluyor. Gerçek şu ki artık eskiye ait olanların bir şansı kalmadığı için, geçmişin algılandığı, hissedildiği gibi eğilip bükülebilmesinden mütevellit ve de bugüne dair bir sorumluluk taşımadığından genel olarak geçmişin sularında yüzmek kabul görüyor. Bugüne dair mükellefiyetlerden sıyrılmak için geçmiş iyi bir kalkan işlevi görüyor. Nitekim bütün bu mükellefiyetlerden sıyrılmanın bir yolu olarak da geçmişe gizemli, mükemmeliyetçi bir boyut katılıyor. Özellikle zamanın belli bir dönemini alıp oraya takılı kalmak, oradan bir adım öteye geçme cesareti gösterememek belki de rahat kaçırmayan bir yol olarak cazip gelmektedir. Oysa mükellef insan olmak demek rahatı, kaygısızlığı terk edip rahatsız olmak ve endişe etmeyi ve bir şeyleri değiştirmeyi dertlenmek demektir. Mükellef insan içten gelen bir etki ile hareket ederken bunun tam tersi mükellef olamayan insan dıştan icbar edilen etkilerle hareket eder. Kendiliği yoktur. Taklit eder ve taklit ettiğini temsil ettiğinin farkında bile değildir. Düşünme boyutu gelişmemiştir çünkü her gün üzerine uygun görüleni giydiği için neyi, nasıl, niçin yapıp ettiğinin farkında değildir.

Bugün sözler, sözde fikirler, hareketler, düşünceler, kişiler sürekli taklit edildiği için anlama çabası pek oluşmuyor. Özelikle önemli değerlerin bütün fiilleri bilinir ama bunların tam olarak neyi karşıladığı üzerine düşünülmez. Sadece bir parçası olduğunun farkına varılmadığı bu döngü içerisinde sürekli telaşlı, endişeli ve kimi zamanda korkulu bir bekleyişin, refleksin peşinde hareket edilir. Hâlbuki serinkanlı bir çaba ile her şey anlam dairesine oturtulabilir. Böyle bağırarak, hakaret ederek hatta hakikat dışında her şeyi kendince bir düzleme oturtabilir, kendini ve kendine benzeyenleri ikna edebilir ama netice alamaz. Alamadığı içinde sürekli düşman üretir ve kendinden başka her şeye karşı çıkabilir. En doğru fikrin, en doğru davranışın sanki tapusunu almış gibi hareketler sergileyebilir ama bir tane doğru eylemi ve de düşünceyi ortaya koyamaz.

Netice itibari ile döngü içerisinde zamanla geldiği yer farklılaştırmış olsa da kendini, o bu farklılaşmadan bir haber her şey ile herkes ile kavga eder. Sanki her şeyi tam ve eksiksiz yapma gibi bir işlevi yüklenmiştir de yaptığını ettiğini o nazardan görür. Aslında büyük bir yanılgının kucağında inim inim inlemektedir ancak bunun farkında değildir ya da farkına varsa bile bir şey yapabilecek iradesi yoktur. Aslında en büyük kavgayı temsil ettiğini düşündüğü şey ile yapmaktadır. Onun için niyetler garipleşmiş, davranışlar otomatikleşmiş, ümitsizlik gizliden her bir yana sirayet etmiştir. Vazifesi, içinde yerleşen düşünceyi, inancı kangren haline getirmek olmuştur. İstese de iyi bir şey yapamaz. Arada iyiyi terennüm etse de davranışa dönüştürecek temellerini kaybetmiştir. Bir kör dövüşüdür her şey…

Oysa niyet her şeyin başıdır. Niyet bütün amellerin/eylemlerin belirleyicisi ve kuvvetidir. Onun için ümit en büyük destekleyicidir. Korku ile ümit arasında bir vasatta yol alınabilir. Bu vasat hem dünyayı hem de insan denen âlemi yani kendini güzelleştirmeye bir vesiledir. Elbette bunların önemli destekleyicileri olarak derin bir duyuş/seziş ve de hepsinden önemlisi bilgi öncelikli yol azığıdır. Bu şekilde hakikate yakin olunabilir. Ne olursa olsun her şeyden önce insanın mükellefiyetlerini unutmaması gerekir. Önce kendi zihninde kendi davranışında bir şeyi iyileştiremeyen hiçbir kişi veya kurumun (düşünce-hareket-ideoloji vb) dünyaya verebileceği bir şey yoktur. Sözler davranışlarla anlam bulur. Söz davranıştan/fiilden kuvvetini alır. İyi olan her şey için önce mükellef bir insana ihtiyaç var. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?